Bu yazıda, Shingeki no Kyojin’in yaratıcısı Hajime Isayama’nın esin kaynakları ve “skandalları” anlatılıyor. Serinin tartışmalı sonu ve bu sebeple hikayeyi anlamlandırmaktaki zorluk düşünülürse, onun yaratıcısı hakkında bir şeyler öğrenmek, kimi şeyleri bağlama oturtmak açısından yardımcı olabilir.

Bulabildiğim esin kaynakları ilk kısımda veriliyor. Gözümden kaçmış olanlar olabilir. Aynı zamanda, aynı şeylerden tekrar bahsedilen röportajları vs. dahil etmedim.

[Yazı, mangadan spoiler içermektedir.]

1. Esin Kaynakları

1.1. 2018 NHK Röportajı

Isayama’nın 5 Mayıs 2018 tarihli NHK röportajından şunları öğreniyoruz.

  • Isayama’nın memleketi olan, dağlarla çevrili Oyama, Shingeki no Kyojin’in sur fikrine esin kaynağı olmuş. Oyama’da büyürken dağlarla çevrili olmak Isayama’yı güvende hissettiriyormuş fakat daha sonra buradan bir kaçış isteği onu kaplamış. Bir alıntı yapacak olursam şunu söylüyor. “On sekiz yaşına basana kadar memleketimde yaşadım ve o zaman ‘burayı terk etmeliyim’ mentalitesi geliştirmeye başladım. ‘Bana hala bilinmez olan bir dünyada yaşamak’ istedim.”
  • Isayama’ya göre, Shingeki no Kyojin’in kapsayıcı teması, güçlü bastırmaları aşmak ve zincirlerden kurtulmak.
  • Isayama internet kafede çalışırken, garip kişiliklere sahip veya onunla konuşamayan müşterilerle karşılaşmış. Bu kişiler titanlar için esin kaynağı olmuş. Aynı titanlar gibi, yüzlerinde her türlü ifadeyle fakat amaçsızca, sanki sarhoş gibi dolanıyorlarmış.
  • Okuyuculara ne tarz bir mesaj aktarmayı umduğu konusunda, Isayama, sadece kendi kişisel hüsranlarını (frustrations) manga ile gösterdiğini söylüyor. Bununla beraber, yıllar içerisinde kendisinin bir kurbandan zorbaya dönüşmüş olduğunu hissettiğini söylüyor. Bir hikaye bağlamında, baş karakterin eylemlerini her zaman haklı gören insanlar var çünkü baş karakterin eylemleri bu insanların kendi değer sistemleriyle uyuşuyor. Isayama’nın zihninde, insanlar kendi eylemlerinin doğru olduğuna inanabilse de, bir noktada herkes bir zalim/kötü haline gelebilir.
  • Memleketini terk etme hakkında “Böyle yapmasaydım [o hüsran dönemini tecrübe etmeseydim], bu mangayı yaratamazdım. Sadece bu da değil, bu hisleri ifade etme gerekliliği olmazdı. Şu andan itibaren ne olursa olsun, bir manga-ka hayatını seçmenin harika bir seçim olduğuna inanacağım,” diyor.

1.2. 2017 Bessatsu Shōnen Röportajı

Isayama’nın Bessatsu Shōnen dergisi için 2017’de verdiği röportaj da önemli içgörüler sağlıyor. Özellikle önemli olduğunu düşündüğüm yerleri kalın puntolarla belirttim.

Röportajcı: Marley Arkın orijinal olarak hayal ettiğiniz gibi ilerliyorsa, o zaman hikayenin tamamının sonu…?

Isayama: Daha önce belirlediğim sona doğru ilerlesem de, sonun kendisine yaklaşımım orijinal planlara göre değişti. Nedeni okuyucuya karşı artık sorumlu hissetmem. Orijinal olarak “The Mist” filmine benzer bir şey yapmak istemiştim.

Röportajcı: O filmin baş karakterleri açısından, mutlu bir sonu olduğunu söylemek zor. Shingeki no Kyojin’in orijinal sonu o yönde mi gidiyordu?

Isayama: Filmin ortası itibariyle, The Mist’in hikayesi, tipik bir B-seviye film. Ancak filmin sonunda, baş karakterin neyin doğru olduğu hakkındaki derin, içsel inançları onu yozlaştıran şey oluyor ve onu çelişkili bir şekilde davranmaya itiyor. İzleyicinin doğru olduğuna inandığı şey de tersine çevriliyor. Başlarda, bu stili Shingeki no Kyojin’de nasıl taklit edebileceğimi görmek için bayağı bir analiz gerçekleştirdim.

Röportajcı: “Başta” derken kastettiğiniz…?

Isayama: Başta The Mist’e benzetmeyi ele aldım fakat şimdi Guardians of the Galaxy’ye benzer, daha barışçıl bir yol izlediğimi söyleyebilirsiniz. Shingeki no Kyojin’in iyi veya kötü bir sonu olup olmayacağından bahsetmiyorum – sadece yaratıcı olarak kendi tutumumdan ve okuyucuların seriden zevk almasını garanti edecek yöntem farklılıklarından bahsediyorum.

Röportajcı: Filmlerden ağır olarak esinlendiniz mi?

Isayama: Şöyle bir şey. In This Corner of the World filmi İkinci Dünya Savaşı dönemi Japonya’sında geçiyor, her şeyi o dönemde yaşamış insanların gözünden gösterek “savaşın ne olduğunu” gösteriyor. Hikaye muharebe başlamadan önce başlıyor fakat bir noktada, geçinme yolu savaş alanına zıt olan baş karakter bile, “Savaş!” çağrısını duyan birisi haline geldi. Ve ardından, böyle bir gelişme tarafından mağlup edildi. Film açıkça “Savaş kötü bir şey midir?” sorusunu cevaplamıyor – ve bunun oldukça yenilikçi/yaratıcı bir şey olduğunu düşünüyorum. Örneğin, “ayrımcılık kötüdür,” fikrini ifade etmek için, öncelikle var olan önyargıları gösteriyor, ardından bu zihniyetin benimsenmesine geçiyor, ve ardından karşıt görüşü inceliyor – bu izleyiciye “Vay be!” dedirtiyor ve hepsinin mantığını anlamasını sağlıyor. Ben de bu hikaye anlatma yöntemini kullanarak, okuyucuların karakterlerin acı çekmesine sempati göstermesini umuyorum.

Röportajcı İnsanlık tarihindeki savaşların aksine, mangada kazanan ve kaybeden yazar tarafından belirleniyor. En sonda, doğrunun ne olduğuna karar verebilecek misiniz?

Isayama: Şu ana kadar, sur içindekilerden Eren’in bakış açısını çizmiştim fakat Marley Arkı için, aynı kişiler Marley’in düşmanı olarak beliriyor. Bu sayede, okuyucu da Marley de, karşı tarafın ne planladığını bilmiyor. Bu zamana kadar, bu tahmin edilemez olma rolü titanlara verilmişti. Yani, bunu yaparak, kimin iyi kimin kötü olduğunu tersine çevirdim.

İşin sonunda, serinin neyin “iyi” neyin “kötü” olduğu konusunda bir yargıya vardığını düşünmüyorum. Örneğin, Furuya Minoru’nun “Himeanole” hikayesini okuduğumda, sosyal normlar altında, toplumun hikayedeki seri katili affedilemez olarak göreceğini biliyordum. Ancak hayatını ve arka planını göz önüne alınca hala merak ettim, “Bu onun doğası idiyse, suçlayacak kişi kim?” Hatta şunu bile merak ettim: “Bir katil olarak doğmamam sadece bir tesadüf mü?” Kesinlikle başaramadığımız şeyleri “çaba eksikliğine bağlı bir hata” olarak değerlendiririz ve bunda bir acılık var. Öte yandan, bir fail için, “Bu hale gelmemin sebebi çabalamamam değil,” demenin bir tesellisi var. Bu koşullar altında kurbanın hislerinin önemli olduğunu inkar edemeyiz. Ancak sorunun kökenini değerlendirirsek, “Doğru olan nedir?” sorusunu yanıtlamak yerine, başka çalışmalar ve felsefelerden esinlenmek ve bu anlar sırasındaki hislerimi doğrudan bir şekilde yansıtmak – bence Shingeki no Kyojin’in sonu buna benzeyecek.

1.3. 2013 Asahi Shimbun Röportajı

Sırada, 2013 senesinde Asahi Shimbun’a verdiği röportajdan bir kesit var.

26 yaşındaki Isayama, Hita’da, dağlarla çevrili bir düzlük olan Oita ilinde büyüdü. Büyürken, çocukların sumo maçlarında sürekli olarak kaybetmiş. “Aşağı olduğumu fark etmiştim,” diyor. Kendi memleketindeki dar görüntüden daha büyük bir gökyüzüne sahip olan bir yere kaçmanın özlemini çekiyordu. Lisedeyken, Isayama, yayıncılara manga yollamaya başladı. “Güçlülere bayılıyordum ve fiziğimi değiştirme konusunda içten bir arzum vardı,” diye açıklıyor. Tokyo’ya taşınmasının ardından, manga için esin kaynağı olan bir olay yaşadı. Isayama bir internet kafede gece vardiyasında çalışırken, bir anda bir müşteri onu yakasından tuttu. “İletişim kuramayacağım birisiyle tanışmanın korkusunu hissettim.”

1.4. 2019 Still Breathing Buluşması

Bu buluşmada söylediklerinden öğrendiğimiz kadarıyla, Isayama Muv-Luv denilen bir visual novel serisinden esinlenmiş. Bu seride, insanlığın büyük bir kısmı uzaylılar tarafından yok edilmiş ve kalan küçük kısım, uzaylılarla savaşıyorlar. Muv-Luv’ın ve özellikle Muv-Luv’ın Alternative’in öneminden başka yerlerde de bahsedilmişti.

1.5. 2013 Editorial Standard Röportajı

Bu röportajdan öğrendimize göre, Isayama genel olarak video oyunları, fimler, film eleştirmenleri gibi şeylerden esinlenmiş. Manga olarak pek bir esini olmadığını söylüyor. Godzilla, Mothra, Gamera gibi kaiju karakterler de ona esin kaynağı olmuş. Jigoku Sensei Nūbē gibi korku mangaları da ona esin vermiş. Titanlar için, Jigoku Sensei Nūbē’deki Mona Lisa sahnesi esin kaynağı olmuş. Buradaki Mona Lisa, resmin içinden çıkıp insanları yiyormuş ve buradaki ifadeyi etkileyici bulmuş. Lakin Mona Lisa bu noktada etkili olsa da, titanların yüz ifadelerini çizmek için rastgele insan resimlerine bakıyormuş.

1.6. 2016 Gekken Shingeki no Kyojin Röportajı

Bu röportaja göre, John Milton’ın Paradise Lost (Kayıp Cennet) şiiri bir esin kaynağıymış.

“O zamanki fikrimi aktarmak için, Kara Şövalye hakkında, film eleştirmeni Tomohiro Machiyama’nın teorisine değinmeliyim. Machiyama-san’a göre, Kara Şövalye, Milton’ın Kayıp Cennet epik şiirini temel alıyor. Eğer cennette yaşayabilirsen, mutlu bir şekilde yaşayabilirsin; ancak, işin sonunda, bu Tanrı’nın kölesi haline gelmekle eşdeğer değil mi? Örneğin, cennetten kovulmuş olsaydın ve cehenneme atılmış olsaydın bile, özgürlüğü seçmelisin. Bu “Kayıp Cennet”in teması. Onlara Şeytan denmişti. Kayıp Cennect, Tanrı ve Şeytan arasındaki büyük boyutlu bir savaşı konu alıyor.

Shingeki no Kyojin’de, surun dışına çıkmayı seçen kişiler, Cehennem’in özgürlüğünü seçen kişiler. Rehaflarını dizginsiz özgürlük için bir kenara atmayı seçmişler. Ve onların düşmanları, titanlar, özellikle Colossal Titan, Cennet’ten kölelere efendilik yapıyor. Colossal Titan’ın Tanrı gibi görünmesi gerektiğini hissetmiş olmamın sebebi, bunun hikayenin temeliyle alakalı önemli bir fikir olması. Şimdi bile, Shingeki no Kyojin için, en önemli fikirlerden birisi olarak varlığını sürdürüyor.

1.7. 2015 BBC Röportajı

Bu röportajdan öğrendimize göre, çiftlikte büyümek onu etkilemiş.

“Bir çocuk olarak, bütün canlıların, hayatta kalmak için diğer canlılardan besin almaları gerektiğini düşündüğümü hatırlıyorum. Buna acımasız diyebiliriz ama bu aslında norm [yani normal olan].”

Bununla alakalı, doğrudan Isayama hakkında olmasa da, animede çalışan Tetsurou Araki, Sezon 2’nin açılışının “hayatın özü ve insanlığın tarihi” hakkında olduğunu söylemişti. Daha önceki yazılarda bahsettiğim doğanın ve onunla alakalı olarak insanlığın şiddetinden bahsediliyor gibi görünüyor.

Röportajın devamında, Isayama şunları da söylüyor.

“Rüyalarımda, Shingeki no Kyojin’in dünyayı değiştiren, büyüleyici bir fikir olduğunu düşündüm. Hikayenin yapısı, yani surlar olduğu ve surların dışında canavarlar olduğu ve surların içinde toplumda farklı sınıfların olduğu, bence bu kavramlar evrensel. Belki de, popüler olmasının sebebi budur.”

Bu dediği, oldukça ilgi çekici bir şekilde, günümüzdeki ulus-devlet fikrine benziyor. Ulus-devletler içinde farklı sınıflardan oluşan insanlar bulunuyor fakat dışarıdaki, “öteki” dediğimiz insanlar, korkutucu şeyler. En azından kimi kişiler için. Bu da beni, bu kısımdaki son esin kaynağına getiriyor.

1.8. Japonya Tarihi

Isayama bunu doğrudan belirtmese de, serinin kendisi ve yakın Japonya tarihi arasında kimi açılardan oldukça fazla benzerlik var.

  • Japonya da, Paradis de, dünyanın geri kalanından izole olmuş bir adada bulunuyor.
  • Paradis’deki Eldialılar, Kral Fritz’in “savaştan feragat yemini” sebebiyle savaşa giremiyorlardı. Benzer şekilde, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından, müttefiklerin oluşturduğu Japonya anayasasının 9. maddesi, Japonya’nın savaşa girmesini yasaklıyor. Maddenin ilk kısmı şöyle: “Adalet ve düzen üstüne kurulu uluslararası bir barışı samimi şekilde isteyerek, Japon halkı sonsuza dek, ulusun egemen hakkı olarak savaştan ve tehdit veya şiddet kullanımı yoluyla uluslararası anlaşmazlıkların çözülmesi hakkından feragat ediyor.” Bu madde okununca, esinlenmenin nereden geldiği konusunda kuvvetli bir argüman oluşuyor.
  • Eldialılar da, Japonya halkı da, kendilerini şanlı bir geçmişe sahip bir halk olarak görüyorlar. Bununla bağlantılı olarak, iki gruptan da pek çok kişi, atalarının işlemiş olduğu savaş suçlarını reddediyorlar. Örneğin, Japonya’da hala, 300.000 Çinlinin Japonya ordusu tarafından katledildiği (1) ve pek çok kişinin tecavüze uğradığı Nanjing Katliamı’nı veya diğer adıyla Nanjing’in Tecavüzü’nü inkar etme var. Başka bir örnek olarak, 50.000 ile 200.000 arası kadın, Kore, Çin, Filipinler gibi işgal edilmiş bölgelerde Japonlar tarafından seks kölesi olarak kullanılarak düzenli tecavüze uğramıştı (2). Bu savaş suçu hala inkar ediliyor (3). 2013’te Japonya’nın başbakanı olan Shinzo Abe, İkinci Dünya Savaşı’ndaki savaş suçlularının mezarını ziyaret etmiş ve bu olay uluslararası bir kriz yaratmıştı. Örnekler çoğaltılabilir. Bunlarla benzer şekilde, Eldia milliyetçileri, atalarının işlediği savaş suçlarını reddediyorlar.

Bu benzerlikler, Isayama’nın, esin kaynağı olarak Japonya tarihini ve şimdiki durumunu kullandığına işaret ediyor.

2. Skandallar

Isayama, hikayesinin içerdiği temalara rağmen siyasi esin kaynaklarından pek bahsetmemiş olsa da, karıştığı birkaç siyasi skandal, daha doğrusu “controversy” var. Bu kısımda onlardan bahsedeceğim.

2.1. Emperyalist ve Faşist Esinlenmeler

Kumandan Pixis’in, Japon İmparatorluğu Ordusu’nda 1916-1923 arasında rol almış Akiyama Yoshifuru’dan esinlendiğini Isayama kendi bloğunda söyledi ve aynı zamanda ondan “saygın bir general” olarak bahsetti. Akiyama’nın bir savaş suçlusu olduğu hakkında iddialar var. Bu iddialar doğru mudur bilmiyorum çünkü İngilizce olarak doğru düzgün bir kaynağa ulaşması zor fakat Isayama’nın bu yorumu, Koreli hayranlar arasında oldukça hayal kırıklığı ve hüsran yarattı. Hatta iş Isayama’ya binlerce ölüm tehdidi yollamaya kadar gitti. Bu tehditler elbette haklı değil fakat kimi Korelilerin bu kadar şiddetli tepki vermesinin sebebi, Japonya’nın emperyalist geçmişini inkar etmesi dolayısıyla, diğer uzakdoğu ülkeleriyle yaşadığı gerginliktir. Akiyama, Kore’nin emperyalist Japonya tarafından işgalinde rol oynamıştı.

Emperyalist Japonya döneminden gelen diğer bir esinlenme, Mikasa’nın ismidir. Japonya’nın Kore’nin kontrolü için yaptığı savaşta kullanılan savaş gemisi Mikasa’nın, mangadaki Mikasa’nın isim kaynağı olduğu, Shingeki no Kyojin Resmi Rehber Kitabı tarafından doğrulandı.

Sıradaki iddia resmi bir kaynak tarafından doğrulanmamış olsa da, kimi fanlar mangadaki Erwin Smith ve Nazi generali Erwin Rommel arasında bağlantılara dikkat çekti. Örneğin, ikisinin de babası öğretmendi. İkisi de manevra kabiyetini iyi kullanan oldukça başarılı taktisyenlerdi. İkisi de kendi ordularının liderlerine meydan okudu (Rommel’in durumunda iddia edilene göre). Aynı zamanda, Erwin Smith’in fiziksel görünüşü, stereotipik bir Alman’a benziyor. İsimlerinden bahsetmeye gerek bile yok.

2.2. Emperyalist Japonya’yı Savunma?

Bahsedeceğim sıradaki olay, hakkında en çok soru işaretleri olan ama aynı zamanda en kötü iddia. Burada özetlenmiş bu iddia şöyledir.

Özel bir Twitter hesabı, @migiteorerno, iddiaya göre Hajime Isayama’nın özel hesabıdır. Bu hesaptan şöyle bir tweet atılıyor.

“Kore bir ülke olmadan önce Kore’de bulunan Japon askerlerini ‘Naziler’ olarak sınıflandırmanın oldukça kaba olduğuna inanıyorum. Aynı zamanda, Japonya’nın birleştirmesi sayesinde popülasyonları iki katına çıkan bir ülkenin insanları, Yahudi Soykırımı’yla karşılaştırılamaz. Bu tarz bir yanlış sınıflandırma, yanlış anlamanın ve ayrımcılığın kaynağıdır.”

Bu bildirimin neden sorunluğu olduğuna geçmeden önce şunu belirtmek gerekiyor. Bahsi geçen Twitter hesabı özel olsa da, Favstar sitesinden, tweetlerin kimileri görülebiliyor. Hesabın Isayama’nın olduğunun düşünülmesinin sebepleri şunlardır.

  • Isayama resmi blogunda izlediği filmlerden bahsetmeden hemen önce, bu filmlerden bu twitter hesabı bahsediyor.
  • @migiteorerno hesabı, Isayama’nın asistanlarıyla iletişim kuruyor ve onları takip ediyor.

Eğer hesap Isayama’ya aitse, yukarıdaki tweet’te söylenilenler oldukça sıkıntılıdır. Bunun sebebinden yazının önceki kısımlarında biraz bahsetmiştim. Japonya 20. yüzyıl başında emperyalist ve hatta faşist bir politika izlemiş ve pek çok uzakdoğu ülkesini işgal etmiş, onların halklarına zulmetmiştir. Öldürmeler ve tecavüzler gibi şeylerin sayısı oldukça fazladır. Bunların yanısıra, Japonya, Unit 731 denilen bir birimle binlerce kişi üstünde vahşi ve ölümcül insan deneyleri yapmıştır (4), daha önce bahsettiğim seks kölelerinin yanısıra fiziksel köleler de çalıştırmış ve ölümlerine yol açmıştır (5), Korelileri isimlerini Japoncaya çevirmeye zorlamıştır (6). Bu yüzden, söz konusu tweet, emperyalist ve faşist döneminde yaptığı şeyler için özür dilememiş ve bunları inkar eden veya etkilerini hafif göstermeye çalışan Japonya tutumunu yansıtmaktadır (Japonya’nın atom bombaları ve başka saldırılarla yaşadığı sivil kayıplar ve bunları animeler vb. şeyler yoluyla insanlara anlatmış olması sebebiyle, pek çok insanda, tamamen kurban olan bir Japonya algısı var. Lakin bu kurbanlık doğru olsa da, işin sadece bir tarafını oluşturuyor. Japonya’nın bu faşist ve emperyalist tarihi -özellikle anime ve manga gibi Japon yapımı ortamlarda- gözardı ediliyor).

Bu iddianın doğru olup olmadığı bilinmez fakat Güney Kore’de haberlere çıkmış. Isayama’nın diğer esin kaynakları ve hikayenin içerdiği kimi öğeler düşülünce, olasılık dışında durmuyor. Hikaye oldukça garip bir şekilde bitti ve pek çok kişi, manganın sonunun soykırımı haklı çıkardığını düşünüyor. Bu konuları ele alan başka bir yazıyı gelecekte yazacağım.

4 YORUMLAR

CEVAP VER

Lütfen Yorumunuzu Giriniz !
Lütfen İsminizi Girin