South Park oldukça eğlenceli bir dizidir. ABD kültürü odaklı olsa da, görünüşte hiçbir kutsalı olmaması ve her tarafla acımasızca, yaratıcı bir şekilde dalga geçmesi, pek çok kişinin gönlünü çalmıştır. Ben de bu insanlardan birisiyim. 17 senedir bu diziyi izliyorum ve son yıllara kadar kendisini oldukça yukarıya koyuyordum. Lakin zaman geçtikçe, takındığı tavırların ne kadar sorunlu olduğunu fark etmeye başladım. Neden mi? Gelin anlatayım.

South Park’ın pek çok konuya yaklaşımı “Her iki taraf da kötüdür, dolayısıyla her iki taraf da eşittir,” şeklinde açıklanabilir. Bununla ilgili en önemli bölümlerden birisi ‘Turd Sandwich vs. Giant Douche’ (Bok Sandviçi vs. Devasa Denyo) mevzusunun işlendiği ‘Douche and Turd’ bölümüdür. Bu bölümde, okula yeni maskot seçilmek zorunda kalınıyor ve Stan’den oy vermesi isteniyor, adaylar ise Bok Sandviçi ve Devasa Denyo. Stan, bu ikisinin eşit olduğunu söyleyerek oy vermek istemiyor ve bu yüzden hayatı tehdit ediliyor ve kasabadan sürülüyor. Birçok maceranın ardından, bölümün sonunda kasabaya dönüyor ve oy veriyor. Lakin oyu sonuçları değiştirecek bir fark yaratmıyor ve Stan bundan yakınıyor.

Bu bölümü eleştirmeden önce, şunu söylemek gerekiyor. ABD’de iki parti sistemi olduğu için, iki parti de çıkardığı adaylarda genellikle minimum çaba harcıyor çünkü seçmenlerin gidebileceği, seçilme ihtimali olan başka bir parti yok. Bu yüzden, bölümün dokunduğu ve parodisini yaptığı gerçek bir sorun var. Ancak Cumhuriyetçi Parti’yi ve Demokrat Parti’yi tamamen bir tutması oldukça yanlış bir şey. İki parti kimi konularda benzer politikalar izleseler de, Cumhuriyetçi Parti çok daha ayrımcı, cinsiyetçi, hard kapitalist ve genel olarak toplum zararlısı bir partidir (merak edenler şu yoruma bakabilir). Bu yüzden, daha nüanslı bir şekilde bu konuya yaklaşılabilirdi. Bunun yerine, serinin yapımcıları aşırı basitleştirici bir “Her iki taraf da aynı,” argümanını tercih ediyorlar.

Bu tutumları şaşırtıcı değil çünkü bu kayıtsız yaklaşım seri boyunca yapılıyor. Hatta yukarıda bahsi geçen bölüm, sadece tek başına ele alınsa belki bu kadar sorun olmayabilirdi. Ancak bu tutumu takındıkları farklı örnekler de var. Örneğin, South Park’ın iklim değişikliği inkarcısı olduğu bilinen bir şeydir. 2006’da yayımladıkları ManBearPig (İnsanAyıDomuz) bölümü bunun en önemli örneğidir. Bölümde, o zamanlar iklim değişikliği hakkında konuşmalar ve çağrılar yapan politikacı Al Gore ile dalga geçiliyor. Bölüm içinde sürekli olarak, Al Gore, bir iklim değişikliği alegorisi olan İnsanAyıDomuz diye bir canavarın gelip herkesi öldüreceğinden bahsediyor. Hem Al Gore hem de iklim değişikliği sürekli olarak alaya alınıyor ve bu “yaratığın” gerçek olmadığı söyleniyor. Al Gore’u ilgi isteyen, histerik birisi olarak göstererek, aynı zamanda bütün iklim aktivistlerini de böyle gösteriyorlar.

South Park, iklim değişikliği konusundaki bu bilim karşıtı tutumunu, başka bölümlerde de göstermiştir. Örneğin, 2004’te çıkan Goobacks bölümünde normalde iki kelimeyi bir araya getiremeyen, cahil bir karakter olan Darryl, bir anda karakter dışı bir şekilde dile geliyor ve Chet isimli karaktere şunları söylüyor.

“Chet, sikik bir gerizekalı olduğunu biliyor muydun? Küresel ısınma gerçek olsaydı bile, ki bütün kanıtlanmış bilimsel veriler öyle olmadığını gösteriyor, bir iklim kaymasının yaşanması için milyonlarca yıl gerekirdi. Bir buzul çağı bir anda gerçekleşebilir mi sanıyorsun?”

Buzul çağı yorumu garip gelebilir ama bu da yine, South Park’ın yapımcılarının iklim değişikliğiyle dalga geçmelerinin başka bir yolu. Bahsi geçen sahnede, Chet isimli karakter, küresel ısınma sonucu buzul çağı olabileceği gibi “rastgele” bir şey söylüyor. Bu da, serinin yapımcılarının iklim değişikliğini ne kadar ciddiyetsiz bir şey olarak gördüklerini gösteriyor.

İklim değişikliği konusundaki bu inkarcı yorum elbette yanlış. İnsan kaynaklı iklim değişikliği inkar edilemez bir gerçekliktir. İklim bilimcilerinin %97-98’i, insan kaynaklı iklim değişikliğinin gerçek olduğunu söylüyor. Kalan yaklaşık %2’lik kısma dahil karşıt makalelerin ise yöntemsel hatalar içerdiği bulundu. Yani South Park’ın yapımcıları olan Matt ve Trey, ideolojik sebeplerden dolayı bilim insanlarının dediklerini inkar etmeyi seçtiler. Aynı zamanda, bu tavırlarını sanki bilimselmiş gibi sundular. Bu, cahil ve kayıtsız bir küstahlıktan doğan bir şeydir.

Yiğidi öldür hakkını yeme derler. Matt ve Trey, 12 sene sonra bu hatalarını itiraf ettikleri iki bölüm çıkardılar (‘Nobody Got Cereal?’ ve ‘Time to Get Cereal’). Bölümlerde, İnsanAyıDomuz isimli yaratık gerçekten ortaya çıktı ve insanları katletmeye başladı. Bunun üstüne, ana ekip gidip Al Gore’dan özür diledi. Ancak oldukça ironik bir şekilde, bu bölümlerde bile aynı kayıtsızlıklarını sürdürmeyi başardılar. Bu şöyle gerçekleşiyor. Bölümler esnasında, geçmişte insanların İnsanAyıDomuz ile anlaşma yaptıkları ortaya çıkıyor. Zamane insanları, araba gibi şeyler karşılığında, gelecekte çocuklarını İnsanAyıDomuz’a feda edeceklerine dair bir anlaşma yapmış. Peki bölüm nasıl bitiyor? Şu anki nesil, İnsanAyıDomuz ile savaşıyor ve kaybediyor. Bunun üzerine, İnsanAyıDomuz ile kendileri anlaşma yapmayı seçiyorlar. İnsanAyıDomuz, onları öldürmemek karşılığında Red Dead Redemption 2 oynamayı (yani bir lüksü) bırakmalarını söylüyor. Kasaba halkı bunu reddediyor ve gelecekte çok daha büyük bir katliam yapması karşılığında, İnsanAyıDomuz’un şimdilik onları rahat bırakması konusunda anlaşıyorlar.

İklim değişikliğini bu şekilde resmetmek sorunlu ve bunun birkaç sebebi var.

  1. İnsanlarda savaşın çoktan kaybedildiği algısını uyandırıyor. Böylelikle, bu konularda bir iyileştirme yapılmasını daha da zor kılıyor. Oysa iklim değişikliğiyle savaş aşamalı bir şeydir zararın neresinden dönersek kârdır.
  2. Şirketlerin ve şirketlerin satın aldığı politikacıların on yıllar boyunca insanlara yaptıkları propaganda yoksayılıyor.
  3. Sistemsel bir değişim gerektiği gerçeğini gözardı ediyor ve bütün sorumluluğu tüketiciye yüklüyor (Örneğin, dünyadaki sera gazı salınımının %71’inden 100 şirket sorumludur).

Bir kez daha, Matt ve Trey, geçmişte yaptıkları çok büyük bir hata için özür dilerken bile, kayıtsız bir mesafeyle, olayı aşırı basitleştirmeyi ve zarar vermeyi başarıyorlar. Zaten South Park’ın başarılı yanlarını gölgeleyen de bu tutum oluyor. Seri boyunca, bir şeyleri önemsemenin ezikçe bir şey olduğu mesajı veriliyor. Her iki taraf da aynı derecede kötüdür deniyor. Kötü bir şeyler varsa da, bunları düzeltemezsiniz deniyor. Bu tutumların hepsi de, South Park izleyen insanlarda izlerini bırakıyor. İnsanlar kişiliklerinin sabit olduğunu ve izledikleri şeylerden pek etkilenmediklerini düşünmeyi severler. Ancak böyle bir dünya yok. South Park’ın bu tutumu özellikle genç seyirciler üstünde çok etkili oluyor (örneğin, daha gençken beni etkilemiş olduğunu söyleyebilirim). Kibirli, kayıtsız, her şeyi yanlış bir şekilde aynı gören insanların yetişmesinde payı oluyor.

Yazıyı sonlandırırken, şundan bahsetmek istiyorum. South Park’ın görünürde hiçbir kutsalı olmadığından bahsetmiştim. Bunu söylememin sebebi, asla toz kondurmadığı bir ideolojinin olmasıdır: (sağ) liberteryenizm. Bunun sebebi, yapımcılar Matt ve Trey’in liberteryen olmasıdır. Bu yüzden, seri boyunca serbest piyasa asla eleştirilmemiştir. Liberteryenizm ve kayıtsızlığın ne kadar ilişkisi olduğu yorumunuysa size bırakıyorum.

Önceki İçerikFire Emblem: Three Houses Hikayesi ve Evreni
無欠の果て Power is in inflicting pain and humiliation. Power is in tearing human minds to pieces and putting them together again in new shapes of your own choosing. Do you begin to see, then, what kind of world we are creating? It is the exact opposite of the stupid hedonistic Utopias that the old reformers imagined. A world of fear and treachery in torment, a world of trampling and being trampled upon, a world which will grow not less but more merciless as it refines itself. Progress in our world will be progress toward more pain. The old civilizations claimed that they were founded on love or justice. Ours is founded upon hatred. In our world there will be no emotions except fear, rage, triumph, and self-abasement. Everything else we shall destroy. Everything. Already we are breaking down the habits of thought which have survived from before the Revolution. We have cut the links between child and parent, and between man and man, and between man and woman. No one dares trust a wife or a child or a friend any longer. But in the future there will be no wives and no friends. Children will be taken from their mothers at birth, as one takes eggs from a hen. The sex instinct will be eradicated. Procreation will be an annual formality like the renewal of a ration card. We shall abolish the orgasm. Our neurologists are at work upon it now. There will be no loyalty, except loyalty towards the Party. There will be no love, except the love of Big Brother. There will be no laughter, except the laugh of triumph over a defeated enemy. There will be no art, no literature, no science. When we are omnipotent we shall have no more need of science. There will be no distinction between beauty and ugliness. There will be no curiosity, no employment of the process of life. All competing pleasures will be destroyed. But always -- do not forget this, Winston -- always there will be the intoxication of power, constantly increasing and constantly growing subtler. Always, at every moment, there will be the thrill of victory, the sensation of trampling on an enemy who is helpless. If you want a picture of the future, imagine a boot stamping on a human face -- for ever.

CEVAP VER

Lütfen Yorumunuzu Giriniz !
Lütfen İsminizi Girin