“Hayır, hayır… sizin ne yapmaya çalıştığınızı biliyorum. Sadece, bir an burada olduğum ve diğer an olmadığım gerçeğini görmezden gelemiyorum.”

*Ve o anda, Turk ve ben, gerçekten nasıl hissettiğimizi George’a söyledik.

“George, ölmekten ödüm kopuyor.”

“Benim de.”

“O zaman neden yalan söylediniz?”

“Geçim için, ölümle her bir gün savaşıyorsun. Ondan korktuğumuzu bilmesine izin veremeyiz, yoksa kıçımızı tekmeler.”

“İşte buradayız. Herkes korkuyor.”


[Bu yazı, Scrubs 8×2’den spoiler içermektedir. Dizinin genel devamlılığı açısından bir spoiler verilmiyor fakat bölümün kendisi anlatılıyor.]

Yukarıdaki diyalog, Scrubs’ın sekizinci sezon, ikinci bölümünün sonlarına doğru olan bir konuşmadan. Hayatın son anlarına yaklaşmış, yaşlı bir hasta olan George, doktorları JD ve Turk ile konuşuyor. Bölüm boyunca, Turk ve JD, onu ölümün o kadar da korkutucu bir şey olmadığına ikna etmeye çalışıyor. Turk, inançlı birisi olduğundan ve diğer tarafın gerçekten var olduğunu bildiğinden bahsediyor. JD, George’un ölümünün acısız olacağını söylüyor. Beraber cennet hayallerinden bahsediyorlar. JD, Turk’ün eşi olan Carla cennete gelince cennetin sıkıcı bir hale geleceğinden çünkü artık en yakın arkadaşı Turk ile lezbiyen bulutuna gidemeyeceklerinden bahsediyor.

Doktor ikili, yoğun tempolarından zaman ayırıp, normalde o gece dışarıya çıkıp eğlenmeyi planladıkları halde, bütün geceyi George ile geçiriyor. Onu teselli etmeye, olabildiğince ölüme hazırlamaya çalışıyorlar. Bunun sebebi, George’un yanına gelecek bir ailesi olmaması ve büyük ihtimalle, o günün dünyada geçireceği son gün olması.

Peki bu bölümü özel kılan nedir? Scrubs’ı özel kılan, diğer komedi dizilerinden ayıran nedir? Bunun cevabının önemli bir kısmı, dizinin keskin kenarlarında bulunuyor. Scrubs, basit bir sitkom olmanın ötesine geçerek, tıbbın ve doktorların her gün yüzleştiği sorunları, aynı zamanda daha genel olarak bütün insanları ilgilendiren bir konuyu, ölümü işliyor. Diziden Doktor Cox’ın dediği gibi:

“Ölümden korkuyorsun ve korkamazsın. Tıptasın, burada yaptığımız her şeyin -her şeyin- geciktirme olduğu gerçeğini kabullenmek zorundasın. Sadece oyunu devam ettirmeye çalışıyoruz; hepsi bu. Ancak, işin sonunda, hep aynı şekilde bitiyor.”

Elbette, dizi temelinde bir komedi ve sitkom. Bu yüzden her bölümde bir ölüm görmüyorsunuz. Lakin ölümün kaçınılmazlığı, dizide büyük bir yer kaplıyor. Sekiz sezon boyunca, küçüklü büyüklü, çeşitli örneklerini görüyoruz. İnsan varlığının üstesinden gelinemeyen bu acımasız gerçekliği; varoluşsal krizlerin, binlerce sanat eserinin ve sayısız felsefi sorunun temelinde bulunan bu nihai gerçek, Scrubs’ı farklı kılan şey oluyor. Onun sadece kaçınılmazlığını değil, insanın bu gerçeklik karşısındaki kırılganlığını, bağ kurma ihtiyacını, sebatı ile cesaretini de işliyor.

Örneğin, bu yazıda bahsettiğim bölümü ele alalım. Sekiz yıldır hastanede çalışan ikili, içleri rahat etmediği için, George’u yalnız bırakmak istemiyor. Hak ettikleri kaçamak gecesini iptal ediyor ve bu zamanın George’la geçiriyorlar. Lakin buna rağmen, ona yalan söylemekten kendilerini alamıyor, kendi egolarını korumak ve kırılganlıklarını gömmek, insan denilen şeyin zayıflığını saklamak için, ölümün korkunç olmadığına yönelik hikayeler anlatıyorlar. Oysa en nasırlanmış insan bile, eninde sonunda, ölümden korkuyor. Bu gerçek, zaman geçtikçe ve ölüm yaklaştıkça ortaya çıkıyor. Ancak bu kırılgan an, JD ve Turk’ün, George ile içten bir şekilde konuşmaya başlamalarını sağlıyor. İnsan hayatının son anında kurulan bu bağ sayesinde, George yakında öleceği gerçeği ile daha rahat yüzleşebiliyor. Bunu tetikleyen şey, JD’nin ölmeden önce yapmak istediği son şeyin “iyi bir düşünce” düşünmek olmasını söylemesi oluyor. George onunla dalga geçiyor ve bunun hiç de derin bir şey olmadığını söyleyerek, hüzünlü bir şekilde gülüyor. Bu gülmeyle beraber, ölümün ağırlığı biraz da olsun kalkıyor ve George uyuyana kadar sohbet ediyorlar. George, uykusundan bir daha uyanmıyor.

Her şeyin sonunda, JD ve Turk çatıya çıkıyor. George’un son isteği bir bira içmek olduğu için, Turk de onun anısına bir bira içiyor. Aynı George gibi, birayı methediyor.

“Belki de, işin sonunda, umabileceğin tek şey, son düşüncenin iyi bir şey olmasıdır… sadece, buz gibi bir biranın tadı bile olsa.”

Ustaca yazılmış bu kurgu, pek çok edebi eserin dediklerini yankılayarak, insanın ölüm karşısındaki çaresizliği ile cesaretini bir arada veriyor. Evet, ölüm hakkında yapabileceğimiz hiçbir şey yok. Ne kadar genç olursanız olun, ne kadar sağlıklı olursanız olun, eninde sonunda bir gün öleceksiniz. Sadece bu da değil, yakınlarınızın ölümünü de tecrübe edeceksiniz. Lakin bunlar karşısında yapabileceğimiz, ne kadar zayıf olursa olsun, ne kadar sınırlı olursa olsun, oldukça insani şeyler var. Küçük bir zevk, küçük bir mutluluk bile, doğru anda yaşandığında, insan için büyük şey ifade ediyor. Hatta belki de hayatı yaşanmaya değer kılan şeyler, en azından kısmen, böyle anlar oluyor. Böyle anların değerini kavramak ve onlara hak ettikleri kıymeti vermek, bir gün ölecek olsak da, hayatın güzel yanlarının keyfini çıkarmak da, insanın cesareti -en azından bu cesaretin bir şekli- oluyor.

Scrubs neden mi özel? Böyle şeyler hissettirebildiği ve düşündürebildiği için özel.

CEVAP VER

Lütfen Yorumunuzu Giriniz !
Lütfen İsminizi Girin