Absürt kurgunun ileri gelenlerinden Dönüşüm kitabı, absürtlük, yabancılaşma ve birey-toplum ilişkisi açısından inceleniyor.


Kafka’nın Dönüşüm (Die Verwandlung) kısa romanı, yayımlandığı 1915’ten beri oldukça ilgi çekmiş bir eserdir. Yazarın, metaforlardan oluşan, yoruma açık, absürt bir hikaye oluşturmasının bunda büyük payı var. Bu yazıda, ben, kendi yorumumu aktaracağım. Temel olarak, absürtlük, yabancılaşma ve bireyin toplum ile ilişkisine odaklandım.

Absürtlük ve Yabancılaşma

Roman, absürdist edebiyatın temel metinlerinden birisi olarak geçer ve bu boşuna değil. Hikaye boyunca, Gregor Samsa’nın dönüşümü için hiçbir açıklama almıyoruz. Aynı zamanda, Gregor’un dönüşümüne ailesinin verdiği tepki de oldukça tuhaf. Duruma kolay uyum sağlıyorlar. Onu iyileştirmeye çalışmak, yardım aramak yerine, ondan utanıyor ve onu saklıyorlar. Böylelikle, iki katmanlı bir absürtlük bizi karşılıyor.

İlk olarak, evrende hiçbir şeyin nesnel bir anlamı yoktur; yaşadığımız şeyler öylesine gerçekleşir. Elbette, bunun arkasında nedensel olarak bir şey bulunur ama bunun anlamsal açıdan bir önemi yoktur. Bir tanrı, bir daha büyük güç veya insanın kafasında anlamsal açıdan bir mantık oturtmasını sağlayacak bir şey aramak boşunadır. Bu yüzden, Gregor’un dönüşümünün sebebi önemsizdir. Öylesine gerçekleşmiş, sebebi önemsiz bir şey çünkü evren böyle. Evet, tüm açıklama bu. Bu yüzden, dönüşümün nasıl gerçekleştiği hikayede işlenilmiyor, hatta kimse merak bile etmiyor.

İkinci olarak, insan davranışının absürtlüğü bulunuyor. Yaşadığımız evrende, iyi insanların başına iyi şeyler gelecek veya kötü insanların başına kötü şeyler gelecek diye bir kural yok. Bunu, en iyi, ailesinin Gregor’a davranışında görüyoruz. Gregor kocaman bir böceğe dönüşmüşken bile, düşünceleri, ailesine mali olarak yardım etmek, küçük kız kardeşini konservatuara gönderme planının boşa çıkmasından duyduğu üzüntü, onlara yarattığı yük gibi şeyler oluyor. Aynı zamanda, Gregor, dönüşümüne kadar, ailesinin tek ekmek getiren üyesiydi. Romanın başındaki dönüşüme kadar, onların bakımından yegane yükümlü kişiydi. Ailesi başta ona minnet göstermiş olsa da, zamanla bu minnet gittikçe azalmış ve tam tersine, bir beklentiye dönüşmüş. Dahası, babasının borcu yüzünden, yıllardır, nefret ettiği bir işte çalışıyordu ve çalışmaya devam etmeyi planlıyordu. Bütün bunlara rağmen, ailesinin ona karşı tutumu, Gregor’u tamamen ötekileştirmek, onu ölüme terk etmek, hatta ölüme itmek oluyor. Babası ona düşmanca ve zorbaca davranıyor, onun zihnen hala bir insan olabileceğini aklından bile geçirmiyor. Annesi, Gregor’u aç bırakmak pahasına bile olsa, onu görmekten kaçınıyor. Kız kardeşi başta Gregor’a iyi davransa da, hikayenin sonunda, o da Gregor’dan bıkıyor. Böylelikle, bütün aile, Gregor’un beslenmesi, sağlığı ve temizliği gibi işleri ihmal ediyor. Oldukça manidar bir şekilde, Gregor’un ölümünün fiziksel boyutu, babasının ona attığı ve kabuğunun içine saplanıp kalan elmadan dolayı gerçekleşiyor. Ailenin hiçbir üyesi, Gregor’a yaklaşmaya katlanamadığı için, elmayı oradan almayı aklından bile geçirmiyor. Böylelikle Gregor’un yarası tedavi edilmediği gibi, çürüyen elma yüzünden enfeksiyon da kapıyor.

İşin zihinsel ölüm boyutu da var. Ailesinin Gregor’a karşı suçlayıcı, umursamaz ve düşmancıl tavrı, Gregor’un artık kendisini bir insan, bir birey olarak görmemesine yol açıyor. Ailesinin ona karşı olan nefretini tamamen açık bir şekilde anladıktan sonra, kendisini tamamen bırakıyor ve son nefesini veriyor. Bu yabancılaştırıcı, ötekileştirici tavır, Gregor’un zihinsel ölümüne yol açan şey oluyor. Gregor onların bu bireyi yok eden tavrını içselleştirdiği için, bilinç düzeyinde farkında olmasa bile, yemek yemeyi bırakıyor. İşin sonunda, yaralı, enfekte, üstü başı kir, toz ve çürümüş yiyecek artıklarıyla kaplı bir şekilde, uzun süredir yemek yemediği için cılız bir bedene sahipken ölüyor. Bu da, ikinci absürt oluyor. Etrafınızdaki insanlara ne kadar sevgi dolu, ne kadar sorumlu davranmış olursanız olun, onlar buna karşılık vermeyebilir. Sizin çabalarınıza rağmen, size karşı hınç duyabilir, sizin ölmenizi bile isteyebilirler. Bu da, evrenin bir “düzen” içermemesinden dolayıdır.

Yabancılaşma ve Toplum

Ailesinin Gregor’a karşı olan tutumu, yabancılaşmanın ve toplumun acımasız, ezici diktelerinin en büyük kaynağı olsa da, yegane kaynak bu değil. Gregor’a karşı yabancılaştırıcı ve acımasız olarak davranan başka kişiler de var. Bunlardan bir tanesi, hikayenin başında gördüğümüz, Gregor işe sırf o gün birazcık geç kaldı diye gelen, üst rütbeli çalışan oluyor. Tek bir gün yüzünden, çalıştığı şirket, Gregor’a ve ailesine dikte etmek için, üst düzey birisini yolluyor. Bu çalışan, Gregor’dan hafif bir direniş sezdiğinde, ailesi önünde onu aşağılıyor. Böylelikle, toplumun bireye karşı zorba tavrına tanık oluyoruz. Burada, toplumdan kastedilenin nasıl yorumlanabileceği açık uçlu bir soru. Genel olarak insanlık mı, endüstriyel toplum mu, kapitalist toplum mu? Belki bir noktaya kadar hepsi de söylenebilir.

Yukarıdaki durumun bir benzerini, eve gelen kiracılarda görüyoruz. Sadece Gregor’a değil, ailesine de karşı oldukça zorbaca ve dediğim dedik bir tavır takınıyorlar. Düzene verdikleri öneme ve kendilerinin düzenden anladığını aileye dikte etmelerine özellikle dikkat etmek gerek. Her bir yemeği, onlara oda kiralamış ve yemek hizmeti sunan aile için, bir ölüm kalım meselesi haline getiriyorlar. Özellikle, grup içindeki hiyerarşinin tepesinde yer alan liderin davranışı belirleyici oluyor. O, bir yemeği beğendiğinde, anne ve kız büyük bir rahatlama yaşıyor. Burada, hem insan toplumundaki hiyerarşinin etkisini, hem insanın zorba tarafını hem de düzenin tahakkümünü (dikta ediciliği, baskı kurmasını) görüyoruz. Düzene bu kadar önem veren, aşırı hiyerarşik bu kiracılar, toplumu temsil ederek, Samsa ailesini yargılıyor. Bu yüzden, şaşırtıcı olmayan bir şekilde, Gregor’un varlığını öğrendiklerinde, hem aileyi aşağılıyor (ve onlara para vermeyeceklerini söylerek kullanmaya çalışıyor) hem de böyle bir şeyin kabul edilemez olduğunu söylüyorlar. Ne de olsa, düzene bu kadar önem veren bu hiyerarşik hayvanlar için, Gregor gibi absürt, düzen dışı bir şeyin varlığı kabul edilemez.

Bütün bu etkenler, toplumun insanı ne kadar yabancılaştıran bir tavrı olduğunu gösteriyor. Üst düzey yetkili (ve şirket), Gregor’un ne yaşadığını, hissettiğini, düşündüğünü hiç önemsemiyor. Tek önemsediği, şirketin çıkarı oluyor. Kiracılar, ailenin durumunu veya Gregor’u önemsemiyor. Kendi katı düzenlerine engel teşkil eden herhangi bir şey, onlar için kabul edilemez bir hata, silinilmesi gereken bir şey oluyor. Ailenin Gregor’a karşı suçlayıcı ve kindar tavrı, Gregor’un ölümüne yol açıyor. Eve sonradan gelen temizlikçi kadın da, Gregor’u aşağı bir yaratık olarak gören bir başkası oluyor.

Hikayedeki her bir insan, Gregor’u yabancılaştırıyor. Buna Gregor’un kendisi de dahil. Etrafındakilerin tavrını içselleştirdiği için, kendi ihtiyaçlarına ve isteklerine yabancılaşıyor. En sonunda, yaşama hakkı bile olmadığını, diğerlerine sadece yük olduğunu düşünerek, kendisini ölüme bırakıyor.

Hikayenin bir noktasında, bu yabancılaşmanın dönüşümden önce de olduğunu öğreniyoruz. Ailesiyle yakın bir ilişkisi olmayan Gregor’un yakın bir arkadaşının veya bir romantik partnerinin lafı da geçmiyor. Toplumsal, ailesel yükümlülüklerini üstlenmiş, bir görev makinesi haline gelmiş Gregor, hiçbir yere ait olmayan bir insan. Hatta işi, yani gezici tüccarlık, bile, bu aidiyetsizliğin bir parçası. Sabit bir yerde bulunmadığı, insanlarla düzenli ve stabil ilişkiler kuramadığı, derin duygular yaşayamadığı bu görev, onun yabancılaşmasının bir parçası oluyor.

Son

Burada, değinilmesi gereken bir şey, belki de Gregor’u bir böceğe dönüştüren şeyin bu yabancılaşma olabileceğidir. Dönüşümden önce içinde garip bir his olduğundan bahsediyor. Bunun yanısıra, işyerinden gelen yetkili, son birkaç gündür Gregor’un performasının düştüğünü söylüyor. Elbette bu sadece öfkeyle ve aşağılamak için söylenmiş bir şey de olabilir çünkü satışların düşük olduğu bir sezonda bulunduklarını da ekliyor. Lakin Gregor’un içindeki hisle beraber ele alınınca, Gregor’un dönüşümünün önceden sinyaller verdiği yorumunu da yapabiliyoruz. Bunun, absürtlüğü bozduğu söylenebilir ve belki de cidden öyledir. Lakin ben, bunun bu kadar kuvvetli bir yorum için yeterli olmadığı görüşündeyim. Bunun ana sebebi, yabancılaşmanın insanı böceğe dönüştürmemesidir. Böyle bir şey absürttür. Hikayede yüksek fantezi bir evren kurulmuyor, böyle şeylerin bir anlamı olduğunun gösterildiği bir dünya görmüyoruz. Herkesin tepkisinden, bunun sıradışı bir olay olduğunu anlıyoruz. Lakin, yine absürt bir şekilde, ailesi buna çok bir tepki de vermiyor. Sadece gizlemeye ve adapte olmaya çalışıyorlar. Bu yüzden, mantık silsilesini izleyemeyen, absürt bir olaydan bahsediyoruz. Bu dönüşümün nasıl olduğuna değinilmemesi, hatta hiçbir karakterin merak etmemesi de, bu yorumu destekliyor.

Hikayenin sonunda, yine absürt bir şekilde, Gregor ölmüşken, ailesi bu zorluktan kârlı bir şekilde çıkıyor. Ailenin tek ekmek getireni Gregor’un artık bunu yapamaz olması sebebiyle çalışmaya başlamış olan her bir aile ferdi, hikayenin başına kıyasla, kendilerini daha yetkin, hayatla daha iyi baş edebilir bir şekilde buluyor. Bu, özellikle kız kardeş Grete’de belirginleşiyor. Anne ve baba, sorumluluk almayı öğrenmiş olan Grete’nin artık genç bir kadına dönüştüğünü fark ediyor. İşin sonunda, aile Gregor’un ölümüne yol açacak derecede ötekileştirici ve suçlayı davranmasına rağmen, bütün bu tecrübe onları olgunlaştırıyor. Bu da, bir kez daha, hayatın belli bir anlamı takip etmediğini gösteriyor. Kötü bir şey yapan kişiler, bu işten, dolaylı da olsa, kazançlı çıkıyor. Evren bir anlatıyı takip etmiyor, rastgele bir şekilde sonuçlar üretiyor.

CEVAP VER

Lütfen Yorumunuzu Giriniz !
Lütfen İsminizi Girin