Bu yazı, Dragon Age: Inquisition’dan ve önceki oyunlardan ciddi miktarda spoiler içerir.

Dragon Age evreni, lore açısından oldukça derin ve ilgi çekici bir evrendir. İlk oyunun isminin Origins olmasının bir sebebi var. İlk oyundan beri, yazarlar dikkatli bir şekilde evreni kuruyor ve yeni gelen her oyunla, çizgi romanla, kitapla, üstüne daha çok şey ekliyorlar. Bu açıdan, özellikle Dragon Age: Inquisition ve onun DLC’leri çok önemlidir. Lore’u oldukça genişletmiş ve pek çok şeyi cevapladıkları gibi, çok daha fazla soru işaretine yol açmıştırlar. Bunun en çok göze çarptığı noktalardan birisi, Eski Tanrılar’ın (Old Gods) tam olarak ne olduğudur. Sonuçta, Darkspawn, Eski Tanrı ruhlarını bulup yozlaştırıyor ama onların ne olduğunu bilmiyoruz. Bildiğimiz şeylerden birisi, Solas’ın onların öldürülmesine karşı olduğu. Sevgili Yumurta Kafa, bir şeyler biliyor olmalı ki, bu plan onu oldukça öfkelendiriyor. Bu öfkenin kaynağı, büyük ihtimalle korkudan geliyor.

Blight

Aşağıdaki konuşmalar, Here Lies the Abyss’ten sonra geçmektedir. Oyuncunun söz seçimine göre diyaloglar değişiyor.


  • Solas: Grey Warden’ların böyle bir planı akıllarına bile getirdiğine inanamıyorum. 
  • Solas: Blight’ı durdurmak adına Eski Tanrılar’ı özellikle arayıp bulmak…
  • Inquisitor: Grey Warden’lar her zaman tehlikeli olmuştu. Darkspawn’ı durdurmanın ötesinde bir şeyi umursamıyorlar.
  • Solas: Bir kelebeği kovalarken uçurumdan aşağı düşen saf bir bakire gibi.
  • Solas: Onları durdurmasaydın, hepimizin düşmüş olacağı hariç.

  • Inquisitor: Ve bir şeytan ordusu çağırmak. Favori kısmım bu.
  • Solas: Şeytanlar bir hiç. Onlar sadece bir araç.
  • Inquisitor: Corypheus’un Orlais’in çoğunluğunu toz duman etmesini sağlayacak bir araç.
  • Solas: Böyle bir şey yapmasalardı bile, bütün fikir yanlış.
  • Solas: Blight, birisinin, kendini beğenmiş bir şekilde, zekasıyla üstün gelebileceği bir şey değil.
  • Solas: Beni affet. Fikir tamamen… sinir bozucu.

  • Inquisitor: Bir daha asla bir Blight olmamasına karşı çıkmazdım. Corypheus’un müdahalesi asıl sorun.
  • Solas: Blight asıl sorun.
  • Inquisitor: Ve Warden’lar, Blight’ı sonsuza kadar sona erdirmeye çalışıyordu.
  • Solas: Demek istediğim bu değil. Başarsalardı bile, fikir tamamen yanlış.

  • Inquisitor: Son Blight’ta kaç hayat kaybedildi?
  • Inquisitor: Corypheus haricinde, Warden’ları tepki vermek yerine eyleme geçtikleri için suçlamıyorum.
  • Solas: Aptalca hareket ettiler.
  • Inquisitor: Blight’ı sonsuza kadar durdurmaya çalışarak mı?
  • Solas: Evet! İşe yarar mıydı? Biliyor musun? Onlar biliyor muydu?
  • Solas: Bu dünyaya Blight’ı ilk salan kişiler, nihai gücü açtıklarını zannediyordu.
  • Solas: Beni affet. Fikir tamamen… sinir bozucu.

Yukarıdan görülebileceği üzere, Solas, Eski Tanrılar’ın öldürülmesine oldukça karşı. Bu konuşmalardan iki şeyi daha anlıyoruz. İlk olarak, Blight, çok büyük bir problem. Hatta Solas’ın dediğine göre “asıl sorun”. İkinci olarak, Eski Tanrılar’ın öldürülmesi, bütün dünyayı oldukça kötü etkileyecek olaylara yol açacak. Solas’ın bu dediklerini ciddiye almak gerekiyor çünkü kendisi, Veil’i bizzat yaratmış eski bir elf tanrısıdır. Yani, Veil oluşturulmadan ve Maddi Dünya ile Fade ayrılmadan önce olanları biliyor. İşin diğer yanında, Solas’ın şevkle konuştuğu konuların, bizzat tecrübesi olan olaylar olduğunu biliyoruz. Bu mantıktan hareketle, Solas’ın Blight’tan bu kadar çok korkması için, kişisel olarak onu çok korkutmuş bir tecrübe yaşamış olması gerekiyor.

Burada, başka yerlerden gelen kanıtlar bize yardımcı oluyor. Örneğin, Chantry, Blight’ı dünyaya ilk salan kişilerin, Fade’in merkezindeki Golden City’ye giren yedi adet Imperiumlu büyücü olduğunu söylüyor. Sadece normal büyücüler de değil. Her birisi, Eski Tanrılardan birisinin baş rahibi olan bir büyücü (Magisters Sidereal).

Blight’ın ilk bu kişilerle ortaya çıktığı iddiası, Chantry’nin söylediği hemen her şey gibi, bir yerde bir yalan. Ancak çok fazla doğruluk payı olan bir yalan. Dragon Age 2’de Deep Roads’a indiğimiz rastladığımız kadim Primeval Thaig’dan biliyoruz ki, Taint dediğimiz şey, İlk Blight’tan çok daha öncesine dayanıyor. Bu Thaig’da, kırmızı lyrium bulmuştuk. Kırmızı lyrium dediğimiz şeyin, Taint taşıyan lyriumdan başka bir şey olmadığını biliyoruz. Dolayısıyla, Taint’i dünyaya ilk salanlar Imperiumlu bu büyücüler değil. Lakin, insanların tecrübesine göre, ilk olarak bu büyücüler salıyor. Şöyle ki, insanlar Thedas’a geldiğinde çoktan Maddi Dünya ile Fade ayrılmıştı. Bu yüzden, Veil’in olmadığı bir Thedas bilmiyorlar. Ancak daha geriye gittiğimizde, bizzat Solas’ın yazdığı Veilfire Rune’lerden birisi şunları söylüyor.


Veilfire’ın ışığında, rünler hareket ediyor gibi görünüyor, yılanlar gibi dolanıyor ve çözülüyorlar. Durgunluğu, yıldırım gibi bir ses, bağırarak bozuyor:

“Mythal’a selam olsun, yargıç ve kurtarıcı! Yeryüzünün sütunlarını [Ç.N. Titanlar] devirdi ve onların arazilerini Halk’a verdi! Onun adını sonsuza kadar öv!”

Bir anlığına, kanın kokusu havayı dolduruyor ve bir ateş küresinin etrafında büyüyen ve onu sarmalayan yeşil sarmaşıkların canlı görüntüsü oluşuyor.
Görüntü karanlıklaşıyor. Bir çağ geçmiş gibi görünüyor. Ardından rünler çatırdıyor, sanki kızgın bir enerjiyle doluymuşçasına.
Yeni bir görüntü oluşuyor: mağaraları çökerten, taş ve büyüyle Deep Roads’u mühürleyen elfler.
Son büyü yapılırken, dehşet, kalp çarpıntısı, buz gibi soğuk.
Bir ses fısıldıyor:

“Evanuris’in [Ç.N. elf tanrıları] açgözlülüklerinde salabileceği şey, hepimizin sonu olurdu. Bırakın bu yer unutulsun. Kimsenin onun öfkesini uyandırmasına izin vermeyin. Sahte tanrıları onların hepsini yok etmeden önce Halk’ın ayaklanması gerekiyor.”


Bu yazılar okunduktan sonra, eğer The Descent DLC’si tamamlanmışsa, Engizitör şunları söylüyor.

“Rünler, Evanuris’in Titanlarla savaştığını söylüyor. Onların bedenlerini kazmışlar lyrium için ve… başka bir şey. Ne olduğu açık değil.”

Başka bir şey denilirken neyin kastedildiğini bilmiyoruz, lakin bu yazılardan şunlar anlaşılıyor. Elfler, zamanında Titanlarla savaşmış ve onları yenmiş. En azından bir tanesini öldürmüşler. Bunu büyük ihtimalle Mythal gerçekleştirmiş. Bu olay hakkında, yine Solas’ın yaptığı, aşağıdaki duvar resmi var.

Bir elfin bir titanı öldürmesi resmediliyor. Soldaki elf acaba Fen’Harel mi? Kulakları onunkine benziyor.

Bunun ardından, onların bedenlerini lyrium için kazmaya başlamışlar. Bu mantıklı çünkü lyriumun, titan kanı olduğunu biliyoruz. Bu dönemi takiben bir süre geçiyor ve elfler, yeraltında çok korkunç bir şeye rastlıyorlar. Ardından, deyim yerindeyse bir yerleri tutuşuyor ve Deep Roads’u mühürlüyorlar.

Kırmızı Lyrium

Elflerin yeraltında bulabileceği bu kadar korkunç tek bir şey var: kırmızı lyrium. İkinci ve üçüncü oyundan görüyoruz ki, kırmızı lyrium çıktığı her yere veba gibi yayılıyor. Şarkısıyla canlıları hızla yozlaştırıyor ve hatta yeterli bir süre sonra, onları da kırmızı lyriuma çeviriyor. Aynı zamanda, ikinci oyunda, Deep Roads’un daha önce hiç girilmemiş taraflarına kadar indiğimizde, kırmızı lyriumun olduğu Primeval Thaig’ı bulduğumuzu hatırlatırım.

Bu, bize zamansal ve sebepsel olarak bazı şeyleri açıklıyor.

  • Blight’ın kaynağı olan Taint, aslında İlk Blight’tan çok daha eskiye dayanıyor.
  • Elfler, Taint’i lyriuma bulaşmış şekilde yeraltında buluyorlar ve bu sebeple, o kısımları mühürlüyorlar. Bu yüzden, bu kadar eski bir Thaig’da Taint’i buluyoruz.
  • İnsanlar Thedas’a geldiğinde, ne Taint ne de Blight var.

Yapbozun diğer bir parçasına gelelim: insan büyücülerinin Fade’in merkezindeki şehre (Golden City veya diğer adıyla Black City’ye) girmesi ve bunun ardından Blight’ın yayılması.

Corypheus’un dediğine göre, şehre girdiklerinde şehirde çoktan Blight varmış. Aynı zamanda, Solas’a göre, elf tanrılarının “açgözlülüklerinde salabileceği şey, hepimizin sonu” olurmuş. Bu, elf tanrılarının elinde korkunç ve durdurulamaz bir şey olduğu anlamına geliyor. Yukarıda verdiğim metinde anlatılanları, Solas’ın Blight’a karşı sergilediği dehşeti, nefreti, onun kontrol edilemez olduğunu düşüncesini ve Primeval Thaig’taki bulguları birleştirince şu sonuca varıyoruz.

Elf tanrıları Blight’ı kullanmaya çalışmış. Solas, onları ve onlarla beraber Blight’ı, Fade’in merkezindeki şehre mühürlemiş.

Bu yüzden, insanlar Black City’ye girene kadar Blight -onların bildiği kadarıyla- yeryüzüne yayılmıyor. Bu yüzden, Solas, Blight’tan çok korkuyor. Bu yüzden, Solas, eğer onları durdurmamış olsaydı, elf tanrılarının herkesin sonunu getireceğini düşünüyor.

Bu gerçekten işlenen temalara çok uyan bir şey. Sonuçta, elf tanrıları, güç delisi olmuş, çok güçlü büyücülerden başka bir şey değil. Kendi halklarını köleleştiren ve hatta yüzlerine kölelik damgası vuracak kadar ileriye gitmiş diktatörler. Güç ve kontrol istençleri sınır tanımıyor, güç hezeyanı içerisindeki açgözlülüklerinin sonu gelmiyor. Bu kişiler Blight’ı (Taint’i) kullanmaya çalışmayacak da, kim çalışacak?

Eski Tanrılar ile Elf Tanrıları

Eski Tanrılar ve elf tanrılarının aynı kişiler olduğuna veya en azından, Eski Tanrılar’ın, elf tanrılarının ruhlarının parçası olduğuna dair kanıtlar mevcut.

  • Eski Tanrılar’dan yedi tane olduğunu biliyoruz. Elflerinkinden onlara ihanet etmiş Fen’Harel’i ve öldürülmüş Mythal’i çıkarınca, Solas’ın mühürlediği yedi tanrı kalıyor. Yani sayılar birebir aynı.
  • Eski Tanrılar ejder olarak düşünülüyor ve yozlaşarak Archdemon’a dönüştüklerinde ejder formu alıyorlar. Elf tanrılarının ejder formuna bürünebildiğini ve bu formu tekellerinde tutmayı amaçladıklarını biliyoruz. Hatta bu yüzden, ejder formuna dönüşmüş bir köle, baş tanrı Elgar’nan tarafından cezalandırılıyor ve elf tanrılarının anti-tezi olan Forgotten Ones’dan birisi ilan ediliyor (bkz: Ancient Elven Writing).
  • Dalish elfleri, tanrılarının, Fen’Harel tarafından kandırıldıktan sonra, Fade’in merkezindeki Eternal City’ye hapsedildiğine inanıyorlar. Aynı zamanda Fen’Harel’in bu şehri Fade’de gözlediğine inanıyorlar (bkz: Dragon Age: The World of Thedas, cilt 1, sayfa 143). Bu inançlar, Solas’ın resimleriyle de uyumlu.
Fen’Harel, gözler tarafından temsil edilir. Yukarıdaki duvar resminde, Fen’Harel, Fade’in merkezindeki şehri izler bir şekilde resmedilmiş.
  • Flemeth, Morrigan’la konuşmasında şunlardan bahsediyor.
[Eski Tanrı ruhu taşıyan Kieran’ı kastederek] “Bir zamanlar olanın, karanlığın çenesinden çekilip alınmış bir parçasını taşıyor. Bunu biliyorsun.”
[Büyük ihtimalle elflerin düşüşü ve Veil’in yaratımını kastederek] “Asla gerçekleşmemiş olması gereken şeyler gerçekleşti.”

Burada, “bir zamanlar olan” diyerek Kieran’ın içindeki Eski Tanrı ruhundan bahsediyor. Yine aynı zaman dilimini kastederek, onun sonunu getiren olaydan “asla gerçekleşmemiş olması gereken şey” diye bahsediyor. Yani, Veil’in yaratımından önceki “olması gereken” zamandan bahsederek, buna “bir zamanlar olan” diyor. Başka bir deyişle, hem kendisindeki Mythal (bir elf tanrısı) ruhundan hem de Kieran’daki Eski Tanrı ruhundan aynı zamana aitlermiş, hatta aynı şeylermiş gibi bahsediyor.

  • Eski Tanrılar’ın da, elf tanrılarının da amaçları birbiriyle uyumlu. Old Gods, Corypheus ve diğer altı rahip büyücüye, kendilerini Fade’in merkezindeki hapishaneden çıkarmaları için sesleniyor. Aynı şekilde, Fade’in merkezindeki aynı şehre hapsedilmiş elf tanrıları buradan kaçmak isteyecektir.
Black City / Eternal City / Golden City / Arlathan
  • Abelas, insanların istilasından önce, elflerin çoktan kendilerini bitirmiş olduğundan bahsediyor. Bu, Solas’ın elflerin kendilerini yiyip bitirmiş olduğu görüşüyle de uyumlu. Bununla bağlantılı şekilde, Dalish efsanelerinde, elflerin başkenti Arlathan’ın [yerin dibine] “batarak” yok olduğundan bahsediliyor. Efsanelerin yarı-gerçeklerden, mübalağalardan ve mecazlardan oluştuğunu biliyoruz. Bu tarz bir ifade biçimi, birdenbire ortadan yok olmuş bir şeyi anlatmak için kullanılmış gibi görünüyor. Dolayısıyla, Veil çekildiğinde ve Maddi Dünya ile Fade ayrıldığında, Solas’ın Arlathan’ı Fade’e mühürlemiş olma olasılığı çok yüksek. Zaten tek bir kişinin, başka bir şekilde, her birisi inanılmaz derecede güçlü olan yedi tane elf tanrısını mühürlemesinin pek bir yolu yok. Hepsini tek bir mekana, yani Arlathan’a, toplayıp, şehri Fade’e mühürlemiş olması akla en çok yatan ihtimal. Böylelikle, insan istilası başladığında, elflerin başkenti çoktan mühürlenip gitmişti. Elfler, Fade’le bağlantıları kesildiği için, yaşlanmaya başlamışlardı. Tanrıları mühürlendiği için, güçleri azalmıştı. Başka bir deyişle, kendilerini bitirmişlerdi.

Bütün bunlar, şunlara işaret ediyor.

  1. Fade’in merkezindeki şehir, mühürlenmiş Arlathan’dır.
  2. Arlathan’la beraber, Blight (Taint) mühürlenmiş.
  3. Elf tanrıları ve Eski Tanrılar aynı kişiler (veya en azından, Eski Tanrılar, Elf Tanrılarının ruhlarının bir parçası).

Korkunun Sebebi

Black City’de, Taint, yani Blight ve elf tanrıları bulunduğunu oturttuk. Dolayısıyla, Solas’ın onun yayılmasından duyduğu korku anlaşılıyor. Peki bunun Eski Tanrılar’ı öldürmekle ne bağlantısı var? Bunun için, dördüncü oyunla ilgili yayımlanmış teaser’a bakıyoruz.

Kısa fragmanın sonundaki resimde, sağda Fen’Harel ve solda bir elf büyücüsü görülüyor. Bizi burada alakadar den asıl şey, ortadaki kısımdır. Etrafı sarılarak mühürlenmiş kırmızı lyrium görüyoruz. Hatta basit bir kırmızı lyrium da değil, ikinci oyunda, her şeyi mahvetmiş olan kırmızı lyrium idolünü görüyoruz (kendisi şu an Solas’ın elindedir). Bu idolün etrafını saran halkada yedi tane bölme olduğu ve bunların sadece iki tanesinin dolu olduğu fark ediliyor. Bildiğimiz diğer bir şey, beş tane Blight olduğudur. Yani, hapishanelerinde bekleyen yedi Eski Tanrı’dan beş tanesi salınmış durumda.

Dikkat ederseniz, hapishanelerindeki yedi Eski Tanrı, kırmızı lyriumu mühürlenmiş halde tutuyor. Yani, eğer Eski Tanrılar’ın tamamı öldürülürse (veya hapislerinden salınırlarsa), kırmızı lyrium veya Taint dünyaya yayılacak! Solas’ın asıl korktuğu da bu. Grey Warden’lara sinirlenmesinin sebebi bu çünkü Grey Warden’lar, Eski Tanrı ruhlarını saflaştıracak bir yöntem aramak yerine, onları öldürmeyi seçiyor. Onların hepsini öldürmeyi amaçladıkları plansa iyice deli bir şey oluyor çünkü Blight’ı yok edeceğim derken, onu çok daha kötü bir şekilde dünyaya salan asıl kişiler haline gelecekler.

Bu durum, Flemeth’in neden Archdemon haline dönüşmüş Eski Tanrı ruhunu saflaştırarak kurtarmak istediğini de açıklıyor. “Eski olanı” koruyarak, çok daha kötü bir geleceğin gerçekleşmesini önlüyor. Yine bu sebeple, Archdemon’ları öldürmek yerine saflaştırmanın, bu olaya yol açmayacağını veya en azından başka bir çıkış yolu sağlayacağını varsayabiliriz.

Soru İşaretleri

Bu soruları cevaplamış olmak, bizim için pek çok şeyi açıklıyor ama her şeyi değil. Blight tam olarak nedir? Nasıl ortaya çıkt? Bu durumun titanlarla bağlantısı tam olarak ne? Neden hem lyrium hem de Taint şarkı söylüyor? İşte bu sorular ve daha fazlası, başka yazıların konusu olacaktır.

Yazının başında bahsettiğim gibi, Dragon Age evreni oldukça derin ve araştırması oldukça zevkli bir evren. Bu yüzden onu kısımlara bölerek açıklayacağım. Evrenin irfanının genişliği bunun bir sebebi fakat şunları da hatırlamakta yarar var. Bu evrendeki hikayeler hala sona ermedi. Hala, bilerek, gölgede bırakılan çok fazla şey var. Bu yüzden, kimi zaman farklı olasılıklardan bahsediyorum ve kimi zaman da daha spekülatif şeyler yazıyorum. Dolayısıyla, yazdıklarımın gelişmekte ve değişmekte olan teoriler olduğu unutulmamalıdır. Bu teorilerin açıklama gücü ve kanıtlara uygunluğu, okuyucunun takdirine bırakılmıştır.

Not: Bu yazıda farklı bir şey deneyeceğim ve yazıya ne kadar emek gittiğinden bahsedeceğim. Dragon Age’in evreni hakkında 1.5 yıldır notlar alıyorum, okumalar ve sohbetler yapıyorum. Üçüncü oyunu yakın zamanda iki kez daha, ikinci oyunu da bu sene tekrar bitirdim. Birinci oyunu zaten hatmettim. Bu tarz analizler ve teoriler çok uzun zamanda ortaya çıkıyor. Eğer destek olmak istiyorsanız, yazıyı paylaşabilir ve yorum yapabilirsiniz.

Teşekkür: Kendisiyle bol bol Dragon Age lore sohbetleri yaptığım Kratos’a teşekkür ederim.

1 YORUM

CEVAP VER

Lütfen Yorumunuzu Giriniz !
Lütfen İsminizi Girin