Aşağıdaki yazı, Dragon Age: Inquisition ve DLC’lerinden spoiler içerir.

Dragon Age: Inquisition’ın sonlarına doğru yaptığımız Divine seçimi pek çok kişinin aklında soru işaretleri oluşturmuştur. Zira bu konuda İngilizce olarak yapılacak bir arama, konu hakkında açılmış birçok başlık olduğunu gösterecektir. Divine seçimi konusunda bol bol tartışmalar yapılmış, farklı fikirler çarpıştırılmıştır. Bu yazının amacı, bu fikirleri kapsamlı bir şekilde değerlendirmektir. Yaklaşımları incelemeye başlamadan önce, Divine seçiminin yapıldığı koşulları bir hatırlayalım.

Thedas’ın Hali

Thedas, bu zamanlarda oldukça kaotik bir halde bulunuyordu. Büyücüler ve Templarlar arasındaki iç savaş, kıtayı şiddetin ve alevlerin içine atmıştı. Bu iki grup arasındaki savaş sadece onları değil, sıradan halkı da oldukça kötü bir şekilde etkilemekteydi. Savaşın halkı ne kadar kötü etkilediğinden, üç Divine adayımız da bahsediyor.

Büyücü-Templar savaşı dışında, Orlais başka bir iç savaşın eşiğindeydi. İmparatoriçe Celene ve Dük Gaspard arasındaki gerginlikler en üst seviyeye varmıştı ve açık savaşın başlaması oldukça yakındı. Yani, Thedas’ta hemen her yeri etkileyen bir iç savaşın yanısıra, kıtadaki en güçlü devlet başka bir iç savaşa girmek üzereydi. Bunun yanısıra, Ferelden, hala Beşinci Blight’ın yaralarını sarmaktaydı. Bütün bunların üstüne bir de Fade yarıklarının yarattığı tehdit ve Corypheus tehlikesi de eklendi. Bu son kısım olmadan bile, Thedas yeterince kaotik ve kırılgan bir konumdaydı.

Bütün bunlar bize şunu gösteriyor. Thedas’ta var olan iktidar yapıları çökmüştü, çökmekteydi veya krizdeydi. Farklı farklı kültürleri bir araya getirme ve büyücü sorununa çözüm bulma gibi işlevleri olan Chantry, hem büyücüler hem de Templarlar üstündeki kontrolünü kaybetmişti. Bu yüzden sorun kontrolden çıkmış ve iç savaş her yere yayılmıştı. Orlais ve Ferelden gibi farklı ülkeler, bu soruna bir çözüm bulamıyorlardı. Ferelden, isyancı büyücülerin ve Tevinter’dan gelen bir Magister’ın Redcliff’i ele geçirmesini önleyemeyecek kadar zayıftı. Orlais, iç savaşın eşiğinde bulunuyordu. Doğal olarak, halkın iktidar yapılarına güveni oldukça zayıflamıştı ve bir güç boşluğu oluşmuştu.

Böyle bir ortam, yeni bir organizasyonun, hareketin, kişinin vb. ortaya çıkması için ideal koşullardan birisidir. Kriz anlarının büyük değişim anları olabilmesinin sebebi de budur çünkü mevcut iktidar (güç) yapıları çöker ve güç boşluğu oluşur (Hatta, var olan fikirlerin ve yapıların artık sürdürülebilir olmadığını gören kimi kişilerde, yeni fikirlere açıklık da artar). Zaten bu sebeplerden dolayı, Engizisyon halk arasında çok büyük bir destek ve minnet buldu. Mevcut yapılar kafalarını kuma gömmüş bir halde büyük sorunu görmezden gelirken veya onu çözemeyecek kadar zayıfken, Engizisyon ortaya çıktı ve kaosa düzen getirdi. Ancak Corypheus yenildikten ve yarıklar kapatıldan sonra bile, işleri burada bitmedi. Chantry’nin rolünün gözden geçirilmesi ve büyücü sorununa kalıcı bir çözüm getirilmesi gerekiyordu.

Şimdi, bu bilgiler ışığında üç Divine adayımızı inceleyelim.

Vivienne

Vivienne veya diğer adıyla Madame de Fer, bir büyücü olmasına rağmen, üç aday içerisinden en muhafazakar olanıdır. Eğer Divine olursa, Circle of Magi sistemini geri getiriyor ve tekrar Templar Tarikatı’nı oluşturuyor. Tek farkı, Templarların “tasmasının” kati bir suretle Divine’ın elinde olmasıdır. Bunların yanısıra, kendisi Divine olduktan sonra, büyücü olması sebebiyle üç tane ayaklanma çıkıyor fakat Vivienne bunları hızlı ve kanlı bir şekilde bastırıyor.

Trespasser’ın sonunda, Vivienne’in tekrar statükoyu kurmaya çalışmasına rağmen, bir grup büyücünün College of Enchanters’ı kurduğunu öğreniyoruz. Yani değişime bütün dirence rağmen, büyücülerin seküler ve otonom olduğu (kendilerini yönettikleri) bir oluşum da kuruluyor. Bu, bir reform ihtiyacının kuvvetli bir şekilde devam ettiğini fakat Vivienne’in bu ihtiyacı görmedeki başarısızlığını göstermektedir. Bunun yanısıra, Vivienne’in kurduğu, Divine’ın Templarları sıkı bir şekilde kontrol ettiği bir sistem, sürdürülebilir değildir. Tek bir kişiye çok fazla yetki veren her sistemde olduğu gibi, eninde sonunda yozlaşacaktır ve verimliliği düşecektir.

Cassandra

Cassandra Pentaghast, reform ve muhafazakarlık arasında bir denge bulmaya çalışmaktadır. Eğer Divine seçilirse, yeni bir Circle of Magi ve yeni bir Templar Tarikatı kurmaktadır. Bu iki oluşumun tam olarak ne gibi farklılıkları olduğunu bilmiyoruz fakat eski hallerinden farklı olduklarını biliyoruz. Bunların yanısıra, eğer kendisine Seeker’ları yeniden kurması veya bu seçimi kendisi yapması söylenmişse, Seeker’ları tekrar kuruyor. Seekers of Truth grubunun Templar Tarikatı’nı kontrol etme amaçlı bir mekanizma olduğunu hatırlatmakta yarar var.

Cassandra, yeni Seeker Tarikatı’nda, eski gelenekleri sürdürmüyor ve değişiklik yapıyor. Sadece Tarikat’ın liderinin okuduğu ve Tarikat’ın sırlarını içeren kitabı, her Seeker’a okutturuyor. Böylelikle sırların önüne geçiyor ve statükoyu koruyan, yozlaşmış bir tarikata dönüşmesini önlemeyi amaçlıyor. Bu konudaki en önemli noktalardan birisi, Tranquil meselesidir. Cassandra’nın okuttuğu kitapta, Tranquil yapılan kişilerin tekrar normal hale getirilebileceğine ve bu yönteme dair bilgiler var. Büyücü isyanının başlamasında bardağı taşıran son damlanın bu bilginin açığa çıkması olduğu düşünülürse, bu yöntemin bulunması, her şeyi değiştirecek bir şey olacaktır. Cassandra, eğer güvenilir bir yöntem bulunursa, bunu bizzat kendisinin yayacağı konusunda söz veriyor.

Cassandra, reform ve muhafaza arasında bir denge bulmaya çalışsa da, onun reformlarına karşı tepki doğuyor ve statükoya geri dönülmesini talep eden yeni bir mezhep doğuyor. Oyunu nasıl bitirdiğinize bağlı olarak, ya bu mezheple savaşa gidilerek onlar bastırılıyor ya da onlara taviz verilerek, anlaşmayla bağlanıyor (örn. Seeker’lar tekrar kurulduysa, taviz vermeye gerek kalmıyor).

Cassandra’nın ihtiyaç olan değişiklikleri yapma konusunda adımlar attığı kesin fakat bunların yeterli olup olmadığı oldukça tartışmalı. Özellikle, yaptığı reformlara rağmen, büyücülerin kendi kendilerini seküler bir şekilde yönettiği College of Enchanters’ın kurulduğunu düşünürsek.

Leliana

Leliana, Divine’lik cübbesini ilk giydiği andan itibaren çok tartışılan bir Divine oluyor. Circle of Magi’ı sonlandırıyor ve büyücüler, seküler bir oluşum olan College of Enchanters’ı kurarak kendilerini yönetmeye başlıyor. Rahipliğe erkeklerin ve diğer ırkların (elfler, cüceler, Qunariler) alınmasının önünü açıyor. Chantry’yi tekrar yoksullara ve ihtiyacı olanlara hizmet etmeye adıyor.

Leliana’nın bu reformları büyük bir tepkiyle karşılanıyor ve bunun sonucu olarak isyan çıkıyor. Eğer Leliana, üçüncü oyun sırasında sertleştirilmişse (Steeled Leliana), bu isyan çıktığı gibi etkili ve kanlı bir şekilde bastırılıyor. Eğer Leliana daha yumuşak olan haliyle bırakılmışsa (Inspired Leliana), Leliana’ya suikast girişimleri oluyor.

Leliana’nın reformlarına, Thedas’ın oldukça fazla ihtiyacı vardır. Bunun birkaç sebebi bulunuyor. Öncelikle, Thedas bir Qunari istilası tehdidiyle karşı karşıya ve Qunariler, bastırılan azınlıkları Qun’a alarak kullanıyorlar. Diğer ırklara rahiplik yolunun açılması, Chantry’nin ayrımcılığından çok büyük oranda kurtulması anlamına gelecektir. Eğer, Josephine’in iddia ettiği gibi, Chantry’nin işlevi farklı kültürleri bir araya getirmekse, böyle bir değişim zorunludur. Örneğin, Kirkwall’daki elfler, bastırıldıkları için Qun’a katılmışlardı. Hatta Engizisyon’a katılan elflerin büyük bir kısmını Kirkwall’dan kaçan elfler oluşturuyordu ve bunların arasında bolca Qunari ajanı vardı. Bu yüzden, Trespasser’da gerçekleşen olaylar yaşandı ve Qunari, Engizisyon’u kullanarak Thedas’ın liderlerine suikast girişiminde bulunabildi. Chantry’nin ırkçılığı ve azınlıklara karşı dışlayıcılığı, az kalsın Thedas’ın bütün liderliğinin yok olmasına ve kıtanın Qunari tarafından istila edilmesine yol açıyordu.

İkinci olarak, Fen’Harel sebebiyle, Thedas bir elf tehdidiyle karşı karşıya bulunmaktadır. Yine aynı şekilde, elflerin Fen’Harel’in tarafına geçmesi istenmiyorsa, onların ikinci sınıf vatandaş olarak görüldükleri (veya vahşi doğaya sürüldükleri) sistem terk edilmelidir. Bununla uyumlu olarak, Leliana’nın ırk reformları yine gereklidir. Bu açıdan diğer bir önemli reform, Canticle of Shartan’ın tekrar Chant of Light’a dahil edilmesidir. Shartan, Andraste’yle beraber Tevinter’a karşı savaşmış köle elflerin lideriydi. Lakin Dalish’e karşı gerçekleştirilen Exalted March’tan sonra, elflerin rolünün tarihten silinmesi politikası benimsenmişti. Bu politika dahilinde, Shartan’ı anlatan Canticle of Shartan kutsal metinlerden çıkarılmıştı. Başka bir deyişle, ırkçılık sebebiyle tarihi revizyonizm yapılmıştı. Leliana, bu pasajı tekrar Chant’a dahil ederek, bu ırkçılığın ve revizyonizmin önüne geçmeye çalışmaktadır. Bu reform, yine, elflerin bulunduğu pozisyon sebebiyle zorunludur.

Son olarak, Leliana’nın yaptığı bu reformlar, stratejik olarak doğru olmanın yanısıra, ahlaki olarak da en doğru olanlardır. Chantry’nin ırkçı politikaları bariz bir şekilde kötüdür ve erkekleri rahiplikten alıkoyması da mantıksızdır. Chantry gibi bir oluşumun ihtiyacı olanlara hizmet etmesi de en doğru olandır. Leliana’nın tartışılabilir olan tek kararı, büyücüler hakkındadır. Büyücülerin yönettiği Tevinter’dan ve ondan önce gelen elf uygarlığından, büyücülere bir kontrol mekanizması konulmazsa, neredeyse sınırsız bir şekilde güçlenebilecekleri ve diğer kesimleri domine edebildikleri biliniyor. Bu sebeple, College of Enchanters’ın nereye gideceği ve nasıl bir kontrol mekanizması olacağı merak konusudur. Lakin burada unutulmaması gereken kimi faktörler var.

İlk olarak, antik elf uygarlığı çok farklı koşullar altında gelişmişti. Onların uygarlığının geliştiği dünyada, Maddi Dünya ve Fade ayrımı yoktu. Doğal olarak, büyünün günlük hayattaki rolü çok daha fazlaydı. Hatta elflerin bütün uygarlığı büyü üstüne kurulmuştu ve bu yüzden, Veil çekildiğinde elf uygarlığı çöktü. Aynı zamanda, elfler, Titanlarla büyük bir savaş vermişti ve Titanlar büyük ihtimalle muazzam güçlere sahipti (hafif uyanmış tek bir tanesi bile devasa depremlere yol açabiliyor). Bu, elf halkında bir korku yaratmış olmalı. Savaşta çok önemli rol oynamış elf generallerinin itibarlı kişilere, ardından krallara, daha sonra tanrılara dönüştüğü düşünülürse, bu savaşın halk üstündeki izlerini anlayabiliriz. Yani, hem büyü çok daha fazlaydı hem de saygı duyulan, güvenilen ve kendilerine inanılan büyücülerin bu hisleri suistimal edebileceği bir ortam vardı.

İkinci olarak, Tevinter İmparatorluğu, elf harabeleri üstüne kurulmuştu ve Eski Tanrılar onları manipüle ediyordu. Eski Tanrıların çok büyük ihtimalle elf tanrıları olduğu düşünülürse, bu hiç şaşırtıcı değil. Yine, büyücülerin halkı domine edebilecek şekilde yükselebileceği bir ortam hazırdı.

Günümüz Thedas’ında böyle bir ortam yok. Öncelikle, büyü geçmişe kıyasla çok daha az. İkinci olarak, büyücülere karşı büyük bir güvensizlik ve korku var. Bu yüzden, büyücülerin güvenilir liderler olarak yükselip Thedas’ı domine edeceği bir gelecek çok da olası gözükmüyor (elbette, gelecekteki oyunlar bunları değiştiren şeyler tanıtabilir). Diğer bir farklılık, büyücülerin toplumdaki rolüyle ilgili. Tevinter’da Circle’lar olduğu halde, büyücüler toplumu yönetir hale gelmişti. Bunun sebebi, Circle’ların politik sistemin içine dahil edilmesiydi. Circle’dan çıkan bir Magister, siyasi sistemin bir parçası oluyor ve yönetme hakkına sahip oluyordu. College of Enchanters böyle bir oluşum değil.

Leliana konusunda söylenilmesi gereken son bir şey, onun kapsamlı reformlarına rağmen, Vivienne’in yine bir Circle of Magi kurmasıdır. Yani, reformlara direnen, gelenekçi bir kitle hala var.

Değerlendirme

Yukarıda yaklaşımları açıklanmış Divine’lar içerisinden, fikirsel açıdan en az ilgi çekici olanı Vivienne’dir. Basit bir statükoyu geri dönüş isteğinden öteye gidememektedir. Statükonun yarattığı zararları veya onun bozulmasına yol açan sorunları görmezden gelmekte ve bunları sadece kuvvetle bastırmaya çalışmaktadır. Lakin statüko, hem büyücüleri hem de azınlık ırkları oldukça kötü şekilde etkilemektedir ve sürdürülebilir bir sistem değildir. Vivienne’in tutumu, büyücü sorununun gelecekte tekrarlanmasına yol açacaktır. Azınlıklara karşı olan körlüğü, Thedas’ı Qunari ve Fen’Harel tehdidine karşı daha savunmasız bırakacaktır. Aynı zamanda, azınlıklara karşı olan tutumu ırkçı iktidar yapısının bir parçasıdır ve bu, bahsedilen tehditler olmadan bile çok büyük bir sorundur. Kısacası, Vivienne, dünyayı ve azınlıkları anlamakta başarısız olmuştur.

Cassandra’nın tutumu içerdiği zıtlıklar sebebiyle oldukça ilgi çekicidir. Buradaki felsefeden, hem gelenekler korunmak hem de -kısmen- değiştirilmek istenmektir. Bu zıtlık, onu felsefi (ve yazımsal) açıdan oldukça zengin kılmaktadır. Cassandra’nın büyücüler konusundaki tutumuna doğrudan yanlış denemez çünkü bahsedildiği gibi, büyücü sorunu, kimi ciddi tehlikeler içermektedir. Lakin, bahsedilen tarihi farklılıklar sebebiyle, bu tehlikenin gerçekleşme olasılığının düşük olduğu öne sürülebilir. Felsefi açıdan daha önemli olarak, Cassandra değişim istemektedir fakat var olana verdiği değer onu geride tutmaktadır. Yapılması gerekene dair kimi işaretleri görse bile, geleneklere verdiği değer onu gerekli mesafeyi katetmekten alıkoymaktadır. Örneğin, “yeni” olsa da, Circle’ı ve Templarları tutmuştur. Aynı sebeple, Cassandra, büyücü sorunu konusunda kimi reformlar yapsa da, azınlık hakları konusunda hiçbir şey yapmamıştır. Hatta oyun boyunca bu sorunun lafını dahi açmamıştır. Bu, Cassandra’nın geleneğin doğurduğu iktidar yapılarına karşı bir derece kör olduğunu göstermektedir. Bu körlüğü, azınlık meselesinin yanısıra, Chantry’yi ihtiyacı olanlara adamak gibi bir şey yapmamasında da görebilmekteyiz.

Leliana, bu üçlü içerisinden en radikal ve fikirsel olarak en cesur olanıdır. Yapılması gerekeni görmekte ve bunu yapmaktan çekinmemektedir. Bunun sebebi, değişim ve gelenek arasında bir “denge” bulmaya çalışmamasıdır. Onun için, yapılması gereken bir şey varsa, bu yapılmalıdır. Bu bakış açısında muhafazakarlığa yer yoktur. Bu yüzden, Leliana, Cassandra’nın düştüğü hataya düşmez. Bu basit ama radikal gerçek, Leliana’nın tutumunu az ve öz bir biçimde açıklamaktadır.

Leliana’yla ilgili değinilmesi gereken diğer bir mesele, sert Leliana olup olmadığıdır. Yaptığı reformların kapsamı ve karşılaştığı direniş düşünülürse, sert Leliana’nın en iyi seçim olduğu görülecektir. Ünlü siyaset felsefecisi Machiavelli, bir cumhuriyetin kuruluşunda veya büyük bir kriz anında, sert olmanın en doğru hareket olduğunu savunmuştur. Öbür türlü, kurulan sistemin ve/ya yapılan reformların kökenli bir şekilde yerleşmesi sıkıntılı olacaktır. Bu durum, Leliana’ya oldukça uygundur. Eğer yaptığı reforma isyan edenleri şiddet kullanarak durdurmazsa, hayatına girişimler olmaktadır. Bu, Leliana’nın gereksiz bir şefkat adına, hem kendi hayatını tehlikeye atması hem de kendi hayatını kaybederek reform sürecini yarıda kalma tehlikesine atması anlamına gelmektedir.

Son olarak, yazının başında bahsedildiği gibi, köklü değişimlerin bu kadar hızlı yapılabileceği yegane anlardan birisi bir kriz anıdır çünkü bir güç boşluğu vardır ve hatta halk değişime daha açıktır. Bu sebepler, Leliana’nın reformlarına daha da fazla destek sunmaktadır.

Son

Bu yazıda farklı yaklaşımlar incelenirken, her birinin artısından ve eksisinden bahsedilmiştir. Ancak sahte bir “eşitlikçilik” kisvesi altında, her birisi eşitmiş gibi bir tutum benimsenmemiştir. Bunun sebebi, bir incelemeninin, her tarafa eşitmiş muamelesi yapmaması gerekliliğinden gelmektedir. Eşit olmayan tarafları böyleymiş gibi göstermek, sahte bir tarafsızlıktır ve bir kandırmacadır. Örneğin, Vivienne’in tutumu, bariz bir şekilde en kötüsüdür. Leliana’nın azınlıklar konusundaki yaklaşımı, diğer adayların ikisinden de daha iyidir. Bu sebepler dolayısıyla, yazıda kimi sonuçlara varılmaktan çekinilmemiştir.

CEVAP VER

Lütfen Yorumunuzu Giriniz !
Lütfen İsminizi Girin