Ant-Man and Wasp(2018) Film incelemesi:

Ant-Man ilk çekildiğinden bu yana Marvel Sinema Evreni‘nde o kadar çok büyük olaylar döndü ki (Civil War, Ragnarok ve Infinity War gibi) Ant-Man’in mütevazi evrenine ve hikayesine dönmek 3 yıl sürdü.

Hemde Infinity War gibi hanedanlığın şu an kadarki en büyük filminden sonra insanları tekrar sinema salonuna çekmesi gereken film Ant-Man ve Wasp idi. Nitekim iyi olması gerekiyordu. Ve bence iyi de bir film olmuş. İlk filmin iyi yönlerinin pek çoğunu alırken, kötü yönlerinin bazılarından da kurtulmuş.

Şimdi dilerseniz incelemeye geçelim. Spoiler içeren bir inceleme olmayacak zira filmin konusu, gidişatı çok mütevazi ve basit olduğundan spoiler vermeme gerek kalmadan genel hatları ile incelemem yeterli olacaktır diye düşünüyorum. Ve klasik “artılar-eksiler-sonuç” sistemini kullanmayı düşünüyorum. Çünkü hakkında saatlerce konuşulabilecek, teori kasılabilecek ya da sinematografi tartışılacak bir film değil. Vaat ettiği şeyi yapıp gözden kaybolan bir filmimiz var.

Hadi Başlayalım !


Önce kötü haberler ile başlayalım. Yani “Eksiler” ;

– Çok fazla bilimsel terim ve mekan mambo jambosu vardı. Hatta film bir yerde kendiyle dalga geçiyor; Scott bir yerde “Her şeyin başına kuantum tanımını koymak zorunda mısınız ?” diyor. Ve yönetmen ile senaristin de bilimsel meselelere apır sapır yaklaştıklarını bildiklerini anlıyorsunuz. Nitekim pek çok şeyi oldukça ön kabul ile izlemeniz gerekiyor. Benim bunu bir eksi olarak düşünmemin sebebi karakterlerin mucizevi güçlerinin ve bu güçlerle yaptıklarının gerçekçi bir şekilde açıklanamamasından ziyade (çünkü her karakterin gücü bizim dünyamızın fiziği ile açıklanmak zorunda değil ve açıklanamadığında bu otomatikman saçma olmak zorunda da değil çünkü biz bildiğimiz bizi bağlar durumu söz konusu. Bir anomaliyi, ekstrem durumu tecrübe etmeden onun fiziğini, içeriğini bilmen mümkün değildir.) bunları sürekli bilimsel bir temele oturtma ve çok bilerek yaptık biz bu işi çabalarına girmesi (zaten bu yüzden yabancılar senaryolardaki bu tarz diyaloglara “Scientific Mambo Jambo” diyorlar) ve bunun kimseye bir faydası olmaması. Nitekim biraz daha sıradanlaştırsınlar durumu. Süper kahramanların dünyasında artık her anomaliyi bizim bilimimiz ile açıklama ayağına yatmaya gerek yok. Spider-Man her ağ attığında ağının içindeki bileşenleri sayıyor mu ? Saymıyor o zaman bu Ant-Man ve takımı her bir şey yaptığında ıvır zıvır bir açıklama getirmesin. Bazen “Hadi şunu yapalım !” demek ” Kuantum-b ıvır zıvırı, ıvır zıvırlığın şu seviyesinde olduğuna göre , kuantum-a ıvır zıvırının, ıvır zıvırlık seviyesini düşünmek bile istemiyorum. Acele edelim.” demekten daha iyidir inanın bana !

– Çok iyi bir oyuncu kadrosu olmasına rağmen çok akılda kalıcı bir sahnesi yok gibi. Örnek vereyim; Iron Man filmlerinin ilki hariç diğerlerini pek sevmem hatta ilkinin bile abartıldığını düşünüyorum ancak Iron Man’in her filminde en az bir tane akılda kalıcı bir sahne oluyor. 1. Filmde Tony’nin patlamaya arkasını dönük bir şekilde kollarını açtığı sahne ya da Iron-Man zırhını ilk giydiği yerdeki tankı vurup arkasını dönüp yürüme sahnesi. 2. filmde evrak çantası gibi bir şeyden çıkan zırhı ya da War Machine ile dövüşü. Üç deki zırh ordusu vs vs.

Nitekim Ant-Man filmleri ile ilgili en büyük sorun bu, keyifli vakit geçiriyorsun fakat çıktıktan bir kaç saat ya da bir kaç gün sonra artık bir anlamı kalmıyor gibi.

– İlk filmdeki berbat kötü adamdan sonra Ghost karakteri kesinlikle çok çok daha iyi, oynayan aktris Hannah John-Kamen kesinlikle çok daha karizmatik. Ancak bazı sahnelerde gerçekten o eski doksanlar aksiyon filmi kötülerine benzer bir şekilde, kötü adamlığı bırakıyor bir tiyatro oyuncusuna dönüyor. Çok fazla oynuyor, çok fazla rol kesiyor bu da rahatsız ediyor. Karakteri ile alakasız hareket ediyor. Daha doğrusu hareketlerinden alakasız bir karakter çıkıyor. Yani sırrı ortaya çıkana kadar size psikopat hayaletimsi bir suikastçı verdik. Sırrı ve kökenlerini duyduğunuza göre artık onu nüfusunuza geçirebilirsiniz. Durumu olmuş ve bu geçiş hiç de yumuşak falan değil. Fakat diyorum ilk filme göre gene çok çok daha iyi.

– 2. Jenerik Sonu sahnesini beklemeyin. O kadar gerzekçe ve boş bir sahne ki resmen dalga geçildiğinizi, trollendiğinizi hissediyorsunuz ve Marvel bunu Thor: Ragnarokda da yapmıştı. Şu boş şakalar için insanları salonda 10-15 dk fazladan oturtmayın ne olursunuz. Sırf 5 puan (en az) 2. jenerik sonu sahnesinden kıracağım o kadar diyeyim sizlere.

– Film müzikleri anlamında çok akılda kalıcı bir şey yok.

  • Film çok fazla ön kabul gerektiriyor. Çizgi roman kökenlerine dair değişikliklerde ön kabul, bilimsel (sözde bilimsel) safsatalarda ön kabul, aksiyon ve cgı konusunda pek çok ön kabul ve senaryo olarak da pek çok ön kabul gerektiriyor. Yani bu filmin iyi olması çok büyük oranda izleyicisinin kritik seviyesi vede seriye olan sempatisine kalıyor. Çünkü daha yumuşak ve umursamaz bir bakış açısı ile güzel bir aile ve aksiyon-komedi filmi. Ancak daha kritik ve profesyonel bakış açısıyla bayağı kötü bir bilim-kurgu ve süper kahraman uyarlama filmi.

Evet şimdi iyi haberler yani artılar;

– Ant-Man her zaman iyi yaptığı “mikro eğlence” anlayışını bu filme de taşımış hatta bir üst seviyeye çıkarmış hatta çok iyi “makro eğlence” anlarımızda var. Bazıları klişe, bazıları ise iyi düşünülmüş fakat her türlü eğlence garantili.

– Komikliği ve sululuğu pek çok marvel filmine göre nispeten tadında idi ve tüm komikliklerin hatta benim sevmediğim “Bathos” sahnelerinin bile sebepleri ve temelleri vardı. Bunlar basit şeylerdi ama katlanılabilir yapıyordu. Thor: Ragnarok’un unuttuğu şeyi bunlar unutmamış.

– CGI bazı yerlerde kendini çok belli etse de genel anlamda başarılı.

– Oyunculuklar çok iyi, Michelle Pfeiffer‘ın katılımı süper olmuş.

– Bu film ile ilgili en sevdiğim şey ise şu oldu;

Bu filmlerin doğasındaki “Kahramanın karşısına bir kötü adam dik ve tüm film bunların arasındaki gerginlik ve rekabet bir gitsin, bir gelsin ve finalde kahraman tüm azametiyle üstün gelsin sonra herkes evlere dağılsın.” mantığını ilk filmde uygulayan ancak bunu berbat bir şekilde yapan. Kötü adamın kökenleri, oyunculuğu, diyalogları, hareketleri her şeyiyle ucuz ve klişe idi.

Şimdi ise “Kötü karakter aksiyon yapar ve Kahraman reaksiyon gösterir.” olarak formülize edilmiş kahraman filmlerine bir sünger çekmişler. Demişler ki biz bir soygun filmi yapalım. Şimdi izleyenler diyecek soygun ne alaka.

Ancak siz bana söyleyin. 3 tane illegal işler yapan karakterler, peşlerinde 2 kötü adam ve FBI olmasına karşın. Zaman karşı yarışıp, bir yere girip bir zamanlar onlara ait olan bir şeyi geri almaya çalışıyorlar ?

Bu bir soygun filmi. Ve soygun filmlerinin güzel yanı şudur. Kötü adam yoktur, büyük laflar vede alegoriler yoktur. Pek çok karakterin ulaşmak istediği ortak bir hedef vardır. Farklı amaçlar ve motivasyonlar ile bir şekilde herkes bu soyguna ortaktır ancak bunu başaracak olan bizim kahramanlarımız olması gerekmektedir.

Yani bu filmin kötü adamı (bu durumda kadını) olması gereken Ghost ile aslında kötü adam değil. Tek gerçekten “kötü” bir adam diyebileceğimiz kişi teknoloji kara borsası işinde olduğu söylenen Burch adlı mafya ama onunda hikayeye etkisi Ghost’un yanında çok ufak kalıyor. Nitekim kelli felli büyük kötü kurt diyebileceğimiz bir kötü yok. Bir hedef var ve bu uğurda yapılacak olan fedakarlıklar, zekice planlar,hatalar, gecikmeler, sürprizler, komiklikler sizin filminiz oluyor.

Ant-Man gibi çok derin kökenleri olmayan, dramatik film yapısına uymayacak bir karakter için bence en optimum ve ideal tercih olmuş. Akıllıca davranılmış ve elindeki malzemeden olabildiğince en iyi verimi almaya çalışmışlar. DCEU’nun bir türlü beceremediği şey yani.

– İlk jenerik sonu sahne çok iyi vede karakterin geleceği için çok önemli.

– Ana karakterin her şeyi harika yapan bir süper kahraman olmasından ise sorumsuzlukları ve aldığı yanlış kararlar ile filmde sıkça yargılanması ancak bunların üstesinden normal insanlar gibi gelmesi hoştu. Tony’nin yaptığı her saçmalığın altından “ben zeki, çekici ve de zenginim” demesiyle çıkması gibi bir durum Scott Lang karakteri için yok.

Michael Douglas yani orijinal Ant-Man’in filmi bu denli domine etmesi hoş bir şeydi. Çünkü diğer filmlerdeki ağır baba figürleri (Odin gibi) hep böyle göstermeliğine orada duran tipler iken burada gerçek bir mentor var.

Cassie karakterini canlandıran Abby Ryder Fortson bir şirinlik bombası ve çok iyi bir oyuncu. Geleceği parlak ve filme çok hoş bir “aile” lezzeti katıyor.


Sonuç:

Kalıcı olmayı pek kafasına takmamış, eğlenceli, komik vede kendisini optimize etmiş başarılı bir aksiyon-komedi + aile filmi olmuş. Çok büyük iddia ve lafların altında ezilmediği gibi. Çok ucuz veya hafiflikten dolayı yüzeyde de kalmıyor.

Kendisini kurtarabilecek kadar ağır ve kendisini kaldırabilecek kadar hafif nispeten dengeli bir iş. Bir sinema sanatı eseri olarak çok fazla şey sunmasa da bir fantastik süper kahraman filmi, bir MCU filmi olarak iyi bir intiba ile anlatıp, arkadaşlarıma önerebileceğim bir kaç filmden biri diyebilirim. Ancak çok harika ya da iyi bir film olmadığını da içten içe kendinize hatırlatmanız gereken bir iş. Sinemaya gitmeye ve paranıza değer diyebilirim. Ama koleksiyon filmidir diyemem.

Puanım: 67-72/100 (ileride fikrim değişebilir…)


 

Başka incelemelerde buluşmak üzere hoşçakalın. Sizler filmi nasıl buldunuz ? Ne düşünüyorsunuz ? Bunları bizimle ister buradan isterseniz resmi forumumuz sosyal.kahramanbaykus.com adresinden paylaşabilirsiniz. İyi Günler.

CEVAP VER

Lütfen Yorumunuzu Giriniz !
Lütfen İsminizi Girin