Merhabalar, ahali. Serinin başından beri takip edenler için on iki yıllık, benim açımdan dokuz yıllık, bir macera sona erdi. Bölümü az önce iki kere okudum ve karışık duygular içerisindeyim. Muhteşem bir manga ve nadir bulunur bir sanat eseri olarak, Shingeki no Kyojin tarihe geçmiş bulunuyor. Bununla alakalı pek çok şey yazıldı ve konuşuldu ve eminim ki buna devam edilecek. Bunları söylemiş olmakla beraber, seri pek çok şeyi ustalıkla kurgulamış olsa da, benim en çok ilgimi çeken tarafları, işlediği temalar oluyor. Bunlarla alakalı olarak, iki tane yazı çıkardım: Shingeki no Kyojin Ne Anlatıyor: Şiddet, İnsan Doğası ve Eren’in Kişiliği ve Shingeki no Kyojin Ne Anlatıyor: Zorunluluk, Özgürlük ve Eren’in Kişiliği. İkisi de gurur duyduğum işler ve ilk yazı, bu sitede benim en çok okunan yazım oldu. Bu kadar emek sarf ettiğim bir şeyin -üstelik uzun olmasına rağmen!- okunması açıkçası beni kıvançla dolduruyor. Bu yüzden hepinize teşekkür ederim.

Bunlar aradan çıktığına göre, ana konuya gelebiliriz. Final bölümü oldukça ilginç bir bölümdü. Normalde, serinin işlediği temalar hakkında üçüncü bir yazı yazmayı ve o yazıda serinin son bölümünden de bahsetmeyi düşünüyordum. Ancak bunun yerine, açıklanan kimi yeni bilgiler ışığında, ilk iki yazımda bahsettiğim temaları tekrar ele almam gerektiğini düşünüyorum. Aynı zamanda, bahsedilen kimi yeni şeylere de değineceğim. Bariz bir şekilde, manganın finalinden spoiler içerir.

Özgürlük ve Hayal Kırıklığı

Öncelikle, serinin son bölümünün, şiddet ve insan doğası temaları açısından bir şey değiştirmediğini söylemek oldukça yerinde olacaktır. İlk yazımda nelerden bahsettiysem hala geçerliler. İnsanlar yine şiddet ve savaş dolu canlılar. Ancak işin özgürlük yanına geldiğimizde, yeni bir durumla karşılaşıyoruz.

Eren: Bunun sizin beni durdurarak biteceğini bilmeseydim bile, bu dünyadaki her şeyi hala kuma çevirirdim. Ormanların çoğunu yok ettim. Birkaç gün içerisinde, bu diyar leş yemekten şişmanlamış böceklerle dolacak. Bütün dünyayı yeni bir diyara çevirmek istedim.
Armin: Ama neden?

Yukarıdaki konuşma, bize önemli bir şey söylüyor. Eren, sonunda Armin ve diğerlerinin onu durduracağını bilmese bile, yine Dünya Sarsıcı planını gerçekleştirecekmiş. Bütün dünyayı yok etmeyi zaten istemiş. Bu, bizi, önceki bölümlerdeki bir sahneye götürüyor.

Eren: Eldia’yı kurtarmak için ama… bu ondan da öte… aslında surların ötesinde olan şey, hiç de hayal ettiğim dünya gibi değildi…

Eren: Armin’in kitabında gördüğüm dünya gibi değildi…

Eren: Surların ötesinde insanlığın yaşadığını öğrendiğimde, gerçekten hayal kırıklığına uğramıştım.

Eren: Bunu diledim… Hepsini yok etmek istedim… Özür dilerim… özür dilerim…

Yukarıdaki sahne, Eren’in neden dünyayı yok etmek istediğine dair bize büyük bir içgörü sağlıyor. Eren, dış dünya onu hayal kırıklığına uğrattığı için onu yok etmek istiyor. Bunun sebebi, aslında Armin’in kitaplarındaki gibi doğa şahaneleri beklerken, onu, sevdiklerini ve büyüdüğü yeri yok etmek isteyen bir insanlık bulmasından kaynaklanıyor. Biraz daha açacak olursam, ikinci yazımda bahsettiğim gibi, Eren’in özgürlük anlayışı bir negatif özgürlük anlayışıdır. Yani, Eren, dıştan etkenler tarafından sınırlanmamayı özgürlük olarak görüyor. Bu yüzden, Armin gibi birisi denizi görmekle bile mutlu olmuşken, Eren onu sınırlayan birileri olduğunu bildiği sürece kendisini özgür hissetmiyor. Bu yüzden, onları ne olursa olsun yok etmek istiyor.

Eren’in, Armin’le konuşmasındaki hemen bir sonraki sayfaya geçelim.

Grisha: Eren. Bu senin adın.
Eren: Bilmiyorum fakat ne olursa olsun istedim…
Grisha: Eren, sen özgürsün.

Yukarıdaki sayfa, özellikle sonda Eren’in ölü ama bir şeyleri anlamış bakışlarını gösteren çizim, bize oldukça fazla şey söylüyor. Elbette, burada, Eren’in aklından ne geçtiğini tam olarak bilmiyoruz. Ancak bir bağlama oturtmak, bize bir açıklama sunuyor.

Eren, küçüklüğünden beri özgürlüğü kovalamış birisi. Kendisinin “böyle doğduğunu” söylüyor ama ikinci yazımda, bu konudaki şüphelerimden bahsetmiştim. Başka bir seri olsa, sosyal koşullar gibi şeylerin önemi pek dikkate alınmamış diyebilirdim ama Shingeki no Kyojin, bu tarz konularda oldukça dikkatli olduğunu defalarca gösterdi. Bu yüzden, Eren’in Grisha’nın özgürlük konuşmasını hatırlaması, bize bir ihtimal veriyor: belki de, Eren, Grisha gibi özgürlük tutkunu bir adamın oğlu olduğu için böyle birisi haline geldi. Belki de, Grisha, Eren doğduğundan beri ona özgürlüğün ne kadar önemli bir şey olduğunu söyleyerek, farkında olmadan onu koşulladı. Üstüne yaşadığı travmalar da eklenince, Eren’in kişiliği iyice perçinlendi ve arlanmaz bir özgürlük aşığı haline geldi. Böyle bir durumda, Eren gerçekten özgür oluyor mu?

Kenny: Gördüğüm her bir kişi aynıydı. İçki de olsa, kadınlar da olsa, tanrı bile olsa. Aile, kral, rüyalar, çocuklar, güç… Bir şeyle sarhoş olmadıkları zaman devam edemiyorlardı. Hepsi… bir şeye köleydi.

Bir kez daha, Shingeki no Kyojin, pozitif özgürlüğün, yani istediğini isteyebilme özgürlüğünün, varlığını reddediyor.

İşin diğer yanında, Eren, bir trajedi kahramanı oluyor. Pek çok klasik trajedide, kahramanın sonunu getiren şey, onun derin istekleri ve arzuları olur. Bu açıdan, Eren’in en büyük isteği, yani özgürlük arzusu, onun karakterini “yozlaştıran” şey oluyor. Bu o kadar uç bir noktaya gidiyor ki, hem insanlığın %80’ini yok ediyor hem de kendi annesini öldürtüyor. Eren’in özgür olmadığının bundan daha büyük bir kanıtı olabilir mi? O kadar özgür ki, bütün olayların başlangıcına yol açan trajediyi bile kendisi gerçekleştirmiş: Dina’nın titan formunu annesine yönlendirmiş. Eren, bu açıdan, mutlak bir özgürlük yoksunluğunu temsil ediyor. Gelecekten aldığı anılar ve geçmiş üstünde sahip olduğu muazzam güç, onu daha fazla özgürleştireceğine, daha fazla köleleştiriyor. Eren, serinin sonunda belli amaçlarına ulaşmış olabilir ama en çok istediği şeyi, yani özgürlüğü, elde edemedi. Belki de, bunun hiçbir zaman elde edilemeyeceğini fark etti.

Zaman Kısıtlaması ve “Başarı”

Gelelim Eren’in amacına ulaştığı kısımlara. Eren’in seçtiği yolu seçmesinin iki sebebi varmış. İlk olarak, bu yolu izlediğinde, işin sonunda titanlar yok oluyor. Bu, devlerin hem Eldialılara hem de diğer insanlara yarattığı sorunları kaldırıyor. Ancak Eren’in Paradis dışındaki insanları hesaba katıp katmadığı oldukça şüpheli.

Eren: Eldialılar… ölmesi gerekenler değil mi? Surların Kralı’nın kendisi ve halkı için ölüm yolunu seçtiği gibi… en azından, adadakilere kıyasla dışarıda çok daha fazla insan ölmesi gerekir. Ve dünya Eldialılardan arınırsa, titanların sorunu kaybolur. Ancak… böyle bir sonu… kabul edemiyorum.

Eren’in mantığında, doğduğu ve büyüdüğü yerin sakinleri olan Paradisliler, özellikle arkadaşları, her zaman ön planda oldu. Yukarıdaki sahne ve Eren’in Paradis için yaptıkları bunu oldukça açık bir şekilde gösteriyor. Başka bir deyişle, zaman kısıtlaması sebebiyle, dev sorununu çözmenin iki yol vardı: ya Eldialılar yok olacaktı ya da Eren gördüğü görüleri izleyerek insanlığın %80’ini yok edecekti ve Eren o %80’i silmeyi seçti. Eren kendisini öldürterek ve arkadaşlarını iyi adamlar olarak göstererek, klasik bir kötü adam yolu izlememiş olabilir fakat yine de, yaptığı seçimin ana sebebi budur. Bu açıdan, ilk yazımda bahsettiğim zaman kısıtlaması ve seçim açısından değişen bir şey yok. Sadece, detaylar biraz daha farklıymış.

Mikasa: Fakat kimi Marleyliler ile geçinebildik.
Eren: Kaç tane? Buraya gelen askerlerin çoğunluğu hala bize hapishane parmaklıkları ardından bakıyorlar.
Mikasa: Şey, daha fazla zaman geçirirsek…
Armin: Evet, zamana ihtiyacımız var.
Eren: Evet ve bize bu zamanı kazandırmak için, bizimle uğraşmalarını engellemeliyiz.

İkinci noktaya gelirsek, Eren, dünyanın %80’ini öldürerek onları inanılmaz derecede zayıflattı. Böylelikle, Paradis’e koşulları eşitlemesi için gereken zamanı kazandırmış oldu. Seçtiği bu yol sayesinde, Historia’yı ve onun soyunu feda etmeden bunu yapabilmiş oldu. Bu açılardan bakıldığında, Eren bahsettiği amaçlara ulaşmış bulunuyor. Peki bunlar, geriye nasıl bir dünya bıraktı?

Şiddet Döngüsü, Militarizm ve Münazara

Geriye kalan dünya, titan sorunundan arınmış olsa da, onun yol açtığı sorunların tamamından veya insanların şiddeti ile militarizmden arınmış değil.

Historia: Oldukça fazla hayat kaybıyla yüzleşmiş fakat kurtulmuş insanlar, iyileşmeyecek yaralardan muzdarip olmalılar. Dünya gerginlik ve tedirginlik içinde kayıplarını anarken, Yeager Hizibi altında Eldia Ulusu oluştu ve ordu güçlerini kuvvetlendirmeye odaklanıyor. Okyanusun diğer tarafında hayatta kalmış insanların kalıntılarından gelecek bir öçten korkarak, adanın halkı seslerini ahenkle birleştirdi.

Historia: Kazanırsak, yaşarız. Kaybedersek, ölürüz. Savaşmazsak, kazanamayız. Savaş. Savaş.

Historia: Bu savaş, Eldialılar veya dünyanın geri kalanı yok olana kadar sona ermeyecek. Belki de Eren’in dediği doğruydu. Öyle olsa bile, Eren bu dünyanın geleceğini bize emanet etmeyi seçti. Çünkü…

Historia: Artık titansız bir dünyada yaşıyoruz.

Eren’in yaklaşımı, Paradis’e zaman kazandırmış olabilir fakat savaş döngüsünü sona erdirmiş değil. Hatta, Historia gibi bakan biriyseniz, bu çatışmanın tek bir sonu var: iki taraftan birisinin yok oluşu. Ancak her şey gerçekten bu kadar umutsuz mu?

Willy Tybur: Marley Ulusu, Tybur Ailesi’nin otoritesi altında. Ancak Marley’in kendisi militarizm yolunu seçti. Bir kefaret eylemi olarak, Marley’e özgürlük ve güç verdik.

Zamanlamaya dikkat edin. Willy, burada, Titan Savaşı bittikten ve Kral Fritz, Paradis’e kaçtıktan sonra, kendilerinin Marley’e güç ve özgürlük verdiğini söylüyor. Bu yıkıcı savaşın ardından gelen serbestlikte, Marley bu güç ve özgürlüğü militarizm için kullanmış. Militarizm, en basit tanımla, güçlü bir ordu kurmak ve ulusal çıkarlar doğrultusunda bu orduyu agresif bir şekilde kullanmaktır. Marley’in yaptığı tam da bu olmuş. Şu an, Paradis Ulusu’nun yaptığı da bu değil mi? Yeageristler altında, güçlü bir ordu kurmuş ve Paradis’in atmosferine ve Yeagerist kadronun geçmişine bakılırsa, bunu kullanmaya, savaşmaya, oldukça hevesli. Bütün bunların sebebi de, Eren’in yaydığı “ye veya yenil” mentalitesidir. “Kazanırsak, yaşarız,” diye başlayan kısım, birebir Eren’in dediklerinden alıntıdır.

Bu noktada, şunları hatırlamak gerekiyor. Ne Eren ne de diğer Paradisliler, bu mentaliteye kendi kendilerine ulaştılar. İçinde bulundukları koşullar sebebiyle, buna yönlendiler. Bütün dünya onlara düşmandı ve hatta onları yok etmeye hevesliydi.

Kruger: Fakat elbette, Marley tek bir kesitten oluşmuyor. Çoğu kişi, bu kadar güvenilmez silahlara dönüştürmek yerine, bizi katletmenin daha iyi olduğunu düşünüyor.

Udo: Eldialıların burada karşılaştığı düşmanlık, diğer ülkelerle kıyaslandığında bir hiç.

Marley’in yönetici sınıfı, Eldialıları sadece savaşta kullanılacak bir avuç canavar olarak görüyorlar. Marley halkı daha bile kötü, çoğunluğu Eldialıları katletmenin daha iyi bir çözüm olduğunu düşünüyor. Udo’nun söylediğine göre dünyanın geri kalanı daha da kötü. Zaten, kaynaklar için verilen koloni savaşlarında titanların kullanımı yüzünden, İmparatorluk Dönemi’nden beri Eldialılardan ilk kez bu kadar çok nefret edildiği de söyleniyor. Başka bir deyişle, Paradislilerin korkmak ve dünyadan nefret etmek için oldukça fazla sebebi var.

Peki iş burada mı bitiyor? Dünyanın geri kalanı ne olacak? Marley’in kullandığı titanlar yüzünden sayısız katliam gören ülkelerin, Eldialılardan nefret etme sebepleri yok mu? Peki ya Marley’in kendisi? Eldia İmparatorluğu’nun yarattığı travmaları en ağır yaşayanlar onlar değil miydi? Peki ya günümüzdeki Eldialılar?

Gross: Buradaki katiller sizsiniz. Siz Dirilişçiler, Marley’e ne yapmaya çalışıyordunuz? Eski Eldia İmparatorluğu ile aynı yolu izliyordunuz. Siz kendinizle nasıl yaşıyorsunuz?

Gross, ne kadar iğrenç birisi olursa olsun, yukarıda dediklerinde haklılık payına sahip. Eldia Dirilişçileri, Marley’yi yok etmek ve eski imparatorluğu geri getirmek istiyorlardı. Kendilerine anlattıkları oldukça cahil bir tarih anlatısıyla (kitapları okuyamıyorlardı bile), kendi milletlerinin atası olan Eldia İmparatorluğu’nun, inanılmaz şanlı ve adil bir yer olduğuna, kendilerini inandırmışlardı. Bu uğurda, Marley’de oldukça fazla kan dökeceklerdi. Öte yandan, Eldia Dirilişçilerinin bu fikre sahip olmasında, Marley’in aşırı baskıcı yönetiminin oldukça fazla payı vardı. Tarihi kimliklerinden, iyi hayat koşullarından ve gelecekten mahrum bırakılmış bu kişiler, kendilerini bu mitolojik saldırganlığa adamıştı.

Sözün özü, Eldialılar, Paradisliler, Marleyliler ve diğer ülkeden kişilerin hepsi, bir noktada, diğerlerinden nefret etmek için bir sebebe sahip. Bu, o sebebin haklı veya doğru olduğu anlamına gelmiyor. Lakin, bu nefretin ve onunla bağlantılı olarak militarizmin üstüne bir şeyler inşa edilirse, bu döngü sadece tekrarlıyor. Yukarıdaki pek çok örnek bunu göstermiyor mu? Ayrımcılık ve militarizm devam ettikçe, döngü sadece kendini tekrarlıyor. İşte tam da bu sebeple, Armin ve diğerleri, bunun tekrarlamasını önlemeye çalışıyor. İlk yazımdan alıntı yapacak olursam:

“Magath ve onun savaşçı ekibi, şu an kimi Paradislilerle işbirliği yapıyorlar. Hatta seri başından beri ilk kez, Paradisliler ve Marleyliler açık ve dürüst bir şekilde konuşmayı başardılar. Bu açıdan, kamp başındaki bölüm seride bir dönüm noktasını temsil ediyor olabilir. Kim bilir, belki de buradaki işbirliğinden ilginç bir şey çıkar ve Paradisliler için daha farklı bir yol açılabilir.”

Bu noktada haklı çıktım ve şu an, bu döngünün tekrarlamasını önlemenin yegane umudu bu ekipte yatıyor. İşbirliği yapan Paradisli ve Marleyli ekip, barışın elçisi olmak için, Paradis ve dünyanın geri kalanı arasında barış konuşmalarına başlıyor.

Armin: [Neden dünyanın onların diyeceklerini dinlemek isteyebileceğini anlatıyor] Tecrübe ettiklerimiz. Çok uzun olmayan bir süre önce, birbirinin boğazına yapışmış insanların ta kendileri, neden Paradis’e, beraber, barış için çağrıda bulunmaya geliyor? Onlara, bizim gözlerimizin önünde gerçekleşmiş olan…

Armin: … bu hikayenin aslını söylemeliyiz.

Bu noktada, dünya ve Paradis iki seçeneğe sahip: ya Armin ve diğerlerini dinleyecek ve diyalog, münazara yolunu seçecekler, ya da militarizm, ayrımcılık ve milliyetçilik yolundan gidip şiddet döngüsünü devam ettirecekler. Isayama’nın seriyi yazarkenki esin kaynaklarından birisinin, “iletişim kuramadığın birisiyle tanışmanın korkusu” olduğu düşünülürse, serinin bu şekilde sona ermesi oldukça anlamlı oluyor.

Sonlandırırken

Yazıyı sonlandırırken, kimi bazı noktalara daha değinmek istiyorum.

İlk olarak, Ymir’in motivasyonu ve “aşkıyla” ilgili bir şey söylemem için henüz çok erken. Ymir hakkında bu söylenilenin temasal olarak nereye oturduğunu henüz bilmiyorum (Ekleme: Shingeki no Kyojin Ne Anlatıyor: Şiddet, Ahlak, Seçim ve Ymir).

İkinci olarak, bir düzeltme yapacak olursam, ikinci yazımda bahsettiğim, Eren’in kişiliğindeki çatışma, zannettiğim kadar şiddetli değilmiş. Evet, Eren garip davranışlarda bulundu ve kendi değerleriyle çatıştığı oldu (örneğin, Historia’nın hafızasını silmeyi teklif ettiğinde) ama arkadaşlarını merkeze aldığı daha büyük bir planı varmış ve hepsini bu doğrultuda yapmış.

Son olarak, ilk yazımda, Atak Titanı’nın geleceği görme gücünün tamamen Eren ve Zeke’in yollar düzlemindeki etkileşiminden geldiğini söylemiştim. Bu noktada soru işaretleri var. Örneğin, Kruger’ın da gelecekten anılar görmesi gibi. Ancak Eren’in, Kurucu Titan’ın gücü sayesinde hayvanları bile kontrol edebildiği, geçmişte Dina’yı etkileyebildiği düşünülürse, böyle bir şeyi yapmış olma imkanı da var. Ne olursa olsun, Atak Titanı’nın geleceği görme gücü olmasa bile, Eren’in geçmişte babasına etki etmesi, Yollar düzlemindeki etkileşim sonucu gerçekleşiyor.

Not: Bu yazı, normal analizlerimin aksine, bölüm üstüne hızla yazılmış bir şey. Bu yüzden kimi noktalarda yeterince derine girememiş olabilirim.

[Bu yazı, hızlı yazılmış olsa da, uzun süren arka plan araştırmaları ve tekrar okumalar sayesinde yazılmıştır. Destek olmak istiyorsanız, yorum atabilir ve paylaşabilirsiniz.] [Serinin sonradan çıkan yazısı: Shingeki no Kyojin Ne Anlatıyor: Şiddet, Ahlak, Seçim ve Ymir

Eleştiri yazısı: Shingeki no Kyojin’in Felsefi ve İdeolojik Eleştirisi]

12 YORUMLAR

  1. Ellerinize sağlık çok güzel bir yazı olmuş. Umarım bir günde Ymir ve Mikasa konusuna değinirsiniz. Birde Eren bu Kurucu Titan formundayken geçmişteki herhangi bir haline (mesela duvarlar yıkılmadan önceki çocuk haline ) bu gelecekte olacak olan olayları gösterse veya gelecekteki kişiliğini geçmişe aktarsa o zaman gelecekte bir değişiklik olabilir mi? Bu arada merak ettiğim bir mevzu daha var, o kırkayağımsı şey neydi ve nasıl insanlara böyle bir güç verebildi, birde sonda o kırkayağı öldürebildiler mi?

    • Teşekkür ederim 🙂 Zaman ve anı aktarma olayının sınırları neler tam emin değilim. O yaratık, SnK evreninde evrim sonucu oluşmuş bir nihai canlı gibi bir şey. Manga içinde, bir efsanede “Bütün yaşayan maddenin kaynağı” (source of all living matter) olarak geçiyor. Bana bu isim kelimenin tam anlamı olmaktan öte, evrimde bir noktada oluşmuş çok güçlü bir canlı gibi geliyor. Ymir’a güç vermesi için kendi motivasyonu nedir bilmiyorum ama Yollar düzleminin oluşmasında, Ymir’ın ölüm korkusundan kaçmak istemesinin payı var. Sonuçta bu düzlem, ölümün ve yaşamın ötesinde bir şey. Bu canlı, Ymir’la bağlantılı olduğu için, Ymir vazgeçince o da yok oldu veya geri çekildi diye tahmin ediyorum.

  2. Eline sağlık. Çok güzel bir yazı olmuş.

    Ymir hikayesi benim de kafama pek oturmasa da finalden çok memnun ayrıldım. Özellikle Eren, Mikasa ve Armin’in karakter hikayelerinin sonucunu bayağı beğendim. İleride başka SNK yazınızı görmeyi merakla bekliyorum. Kolay gelsin.

    • Teşekkürler 🙂 Evet, Ymir olayını biraz daha düşünmek gerek. Farklı farklı yorumlar gördüm ve bazılarında doğruluk payı var ama oturup düşünmeden yorum yapmam için fazla hassas bir konu. Hele bu “aşk” mevzusu gerçekten çok fena 😀

  3. Elinize sağlık. Özellikle Eren ve Armin’in özgürlük anlayışlarının farklılıkları hakkındaki yorumunuzu çok beğendim. Daha önceki yazılarınızı okuyacak ve gelecek yazılarınızı da bekliyor olacağım 🙂

    Sizin hikayede cevaplanmadığını düşündüğünüz sorular var mı?

    • Çok teşekkür ederim 🙂

      Ymir sorusu en çok kafama takılıyor. Cevaplanmadı değil ama açık uçlu, yoruma oldukça açık şekilde cevaplandı. Yazıda dediğim gibi, biraz üstüne düşünmem gerekiyor çünkü oldukça farklı geliyor ama bir bağlantısı olmalı.

  4. merhaba. yazınızı okudum. seri ile ilgili önceki yazılarınızı da okumuştum ve çok beğenmiştim. bu yazıda yazdığınız her şeye katılıyorum, ayrıca isayama nın vermek istediği mesajı çok güzel bir şekilde açıklamışsınız. lakin finalle ilgili bazı yerleri çok beğenirken bazı yerleri açıkcası anlamsız buldum. beğendim yerleri söylemek istiyorum öncelikle; ilk olarak eren ve armin in her zaman hayalini kurdukları volkan, kuzey ışıkları, okyanus gibi yerleri görmeleri hoşuma gitti. eren in çoğu kişinin aksine mikasa ya olan hislerini itiraf etmesi hoşuma gitti. bazı insanlar cringe falan bulmuşlar ya da eren in karakterine yakıştıramamışlar. ama o panallerde tamamen gerçek eren i gördüğümü hissettim. 4. sezondaki izlediğimiz eren hiç bi zaman gerçek eren değildi. rol yapan eren di her zaman. diğer sevdiğim yerler levi ın keşif birliğinden yoldaşlarını görmesi ve ağlaması, jean ve conny nin sasha yı görmesi, eren in sadece armin e değil herkese önceden anı yüklemiş olması(annie ve reiner a bile) bunlar hoş detaylardı. serinin sonunda dünyadaki savaşların da bitmemiş olması da mantıklıydı. çünkü insan oğlu varolduğu sürece dünyadaki savaşlar hiç bir zaman bitmeyecek. şu anki günümüzde bile hala savaşlar var. buda seriyi gerçekçi yapan bir unsurdu. keşif birliği üyelerinin ve worriorsların birlikte takılmaları ve dünyaya barış elçiliği yapmaları çok anlamlıydı. özellikle armin in hikayenin aslını söylemeliyiz sözü çok önemliydi. armin her zaman konuşarak bir şeylerin yolunu çözmek isteyen bir karakterdi ve finalde onu böyle bir şekilde görmek güzeldi. bunu eren de armin e söylüyor zaten. sen dünya ile konuşup anlaşabilirsin, dünayı kurtaracak kişi sen olacaksın…
    gelelim sevmediğim, anlamsız ya da eksik bulduğum yerlere; bunların başında tabiki de YMİR var. ymir karakterini her zaman ilgi çekici bulmuştum ve çok derin bir karakter olduğunu düşünüyordum. fakat final ile birlikte aşırı derece hayal kırıklığına uğradım ve bu konuda isayama ya baya kızgınım.
    kendi düşüncelerime geçmeden önce isayama nın ymir ile 139 da bize ne anlatmaya çabaladığını kendi anladığım şekilde açıklamak istiyorum. isayama nın yapmaya çalıştığı şey şuydu ymir ile ilgili bence: ymir büyük ihtimalle bir köle olduğu için aşkın ve sevilmenin ne olduğunu hep merak etmişti. kendisi bir hiçken birden tanrı seviyesinde güçler kazandı ve kral ona bu güçleri yüzünden ilgi gösterdiğinde hayatında bir hiç iken birden güçleri yüzünden değer görmesi kafasını karıştırdı ve kral ı sevmek istedi. çünkü sevginin ne olduğunu tam olarak bilmiyordu hiç bir zaman tatmamıştı. kral kendisine çok kötü şeyler yapmasına rağmen onu sevdi. ama bu sevgi tabikide sağlıklı değildi. kendisine eziyet etmiş birinden bahsediyoruz sonuçta ve ymir bu aşk acısından kurtulmak için yıllarca birini bekledi. bu kişi mikasa imiş. ymir mikasa nın eren e duyduğu gerçek ve saf aşkı görünce.(mikasa nın eren i öldürmesine rağmen hala sevebilmesi) ymir kendi aşk acısından kurtuldu ve laneti kaldırdı. açıkcası ben isayama nın bize bu mesajı vermek istediğini düşündüm. ve açıklamaya çalışırken bile bunlar aşırı saçma geliyor hala. kırk yıl düşünsem ymir in kralı sevdiği için ona itaat etmesi aklımın ucundan geçmezdi. ymir in hala bu dünyaya bağlı olmasının sebebinin ve laneti kaldırmak istememesinin sebebinin dünyada hala görmek istediği şeyler olduğunu düşünmüştüm. bana kalırsa isayama ymir i fena harcadı. ben hep 3 ana karakterimizin ymir üstünde karakter gelişiminde bulunacağını düşünmüştüm ve lanetin böyle kalkacağını ummuştum. Eren bir köle olan ymir e seçme hakkı tanıdı ve ona özgürlüğü gösterdi. tabi bu özgürlük ideolojisi olan rumbling yanlıştı ve armin ymir e ve zeke e hayatın anlamını ve umudu gösterdi böylece ymir armin e bu gücü verdi ve rumbling durdu. mikasa dünyanın bu kadar acımasız olmasına rağmen hala aşk ve sevginin var olabileceğini gösterdi. ve ymir ema dan öğrendiği bu temel şeyler sayesinde dünyanın bu kadar acımasız olmasına rağmen hayatın yaşamaya değer ve sevgi dolu olduğunu görmesiyle laneti kaldırsaydı çok anlamlı olabilirdi. fakat isayama bunu çok basitleştirdi. direk sadece bu 3 temel şey üzerine değil de sözde AŞK ı içinmiş her şey. diğer sevmediğim şeylere gelirsem komik olduğunu düşündüğü için reiner a mektup koklatması… yani mimik oynamadı.
    ve son olarak mikasa. bu karakter finalde çok ağır bir yük taşıdı. sevdiği insanı öldürmek zorunda kaldı ve bu vicdan azabı ile yaşamaya muhtaç. diğer bütün karakterler bir şekilde hayatına devam etmeye çabalarken , mikasa yı 3 yıl sonra bile üzgün görmek çok üzdü beni ve isayama bu konuda hiç acımamış. bu konuda kalbim kırık ama çokda büyük bir eksiklik değil yinede söylemek istedim.
    şimdilik söyleyeceklerim bu kadar. buraya kadar okuduysanız teşekkür ederim. yazım yanlışlarım varsa affola 🙂

CEVAP VER

Lütfen Yorumunuzu Giriniz !
Lütfen İsminizi Girin