Serinin cilt finaliyle eklenen sayfalar çoğu şeyi değiştirdi. Peki bunları nasıl anlamlandırabiliriz? Yazarın ölümü kavramı nasıl işe yarıyor? Isayama’nın röportajları bir şey söylüyor mu?


Shingeki no Kyojin’in oldukça zengin bir seri olduğundan daha önce bahsetmiştim. İyisiyle kötüsüyle, pek çok farklı temaya değindi ve felsefeye yer verdi. Bu yüzden, serinin sonunda yapılacak küçük değişiklikler, serinin anlattığı pek çok şeyi değiştirebiliyor. Cilt finaliyle beraber eklenen sayfalar pek çok kişinin kafasını karıştırdı ve yazarın yazım yeteneğini sorgulamalarına yol açtı. Bitmiş olması gereken bir serinin sonradan böyle değiştirilmesi ne kadar etiktir tartışılır. Aynı zamanda, yazarın ne anlatmak istediği büyük bir sorun olarak varlığını korumaya devam ediyor. Ancak cilt finaliyle beraber eklenen sayfaları ve onların seriye etkilerini, işin içine yazarın niyetini karıştırmadan yorumlamanın bir yolu var. Bu noktada, Hikaye Yorumlamanın Zorluğu ve “Yazarın Ölümü” yazısında daha detaylı olarak bahsettiğim iki şeye değinmek istiyorum.

Öncelikle, bir hikayeyi yorumlamak için zorunlu olarak yazarı anlamaya gerek yoktur. “Yazarın ölümü” denile bu görüşe göre, hikayeler bir kere yayımlandılar mı, yaratıcısından bağımsız hale gelirler. Sonuçta, bir metin kendi başına da ele alınabilir. Bu yazıdaki ilk yaklaşımım bu görüşü takip ediyor fakat kesinlikle tek yaklaşım değil. Var olan yorumlama şekillerinden birisidir. Bu da, beni ikinci konuya getiriyor. Bir seriyi yorumlamak, “analiz etmek” vs. onu anlamlandırmaktır ve anlam değişken bir şeydir. Bu yüzden, her hikaye analizi ve yorumu, bir noktada, öznel bir şeydir. Yani burada sunduğum yorumlama şekli, diğer bütün yazılarımdakiler gibi, benim yorumlama şeklimdir. Ne kadar akla yatkın olduğunun takdiri size kalmış.

Bunların ışığında, size aynı görüşü iki farklı açıdan sunacağım. Öncelikle, yazarın niyetini denklem dışında bırakarak, hikayeyi tamamen kendi başına alacağım. İkinci olarak, yazarın iki röportajından bahsedeceğim ve kimi soru işaretlerine değineceğim. Yazının amacı, net bir cevap vermek yerine, hikayeyi farklı açılardan anlamlandırmaya çalışmaktır.

[Bu yazı orijinal olarak daha farklıyken, gereklilik sebebiyle yeniden gözden geçirilmiştir.]

1. Yazarın Ölümü Açısından Değişiklikler Ne Anlama Geliyor?

Shingeki no Kyojin Ne Anlatıyor: Şiddet, İnsan Doğası ve Eren’in Kişiliği yazısında, titanların insanın insana tahakkümünü (baskı kurmasını, zorbalık yapmasını) temsil ettiğini söylemiştim. Bu yüzden, Eren’in cesedinden çıkan ağacın tekrar keşfedilmesi ve dolayısıyla titan döngüsünün tekrar başlayacak olması, anlatısal olarak özel bir öneme sahip oluyor. İnsanın insana şiddetinin ve tahakkümünün asla bitmeyeceğini, durdurulamaz olduğunu anlatıyor. Serinin ilk sonunda Armin aracılığıyla verilen umudun boş olduğunu ve insanların, olan biten her şeye rağmen, diyalog yolundan değil, şiddet yolundan gittiğini görüyoruz.

Savaş döngüsünün tekrarlamasıyla belki de anlatılmak istenen, savaş ve barışın bir döngü olduğu ve iyi ile kötünün bir arada alınması gerektiğidir, denilebilir. Ancak savaşın Armin ve barış elçisi olan diğerlerinin ölümünden sonra başlaması, yaşadıkları barışın geçici bir şey olduğuna işaret ediyor. Bundan önce dünya zaten sürekli bir savaş halindeydi. Yani savaş hep sabit bir şey. İkinci olarak, bu yeni savaşın uzunca bir süre devam ettiğini aşağıdaki sayfadan anlayabiliyoruz.

Görüldüğü üzere, doğa, Paradis’te kurulan şehri tekrar ele geçirmiş. Yani savaş çıktığından beri oldukça uzun bir süre geçmiş. Lakin gördüğümüz çocuk omzunda bir silah taşıyor. Yani 20. yüzyılda yaşanan dünya savaşları gibi birkaç yıllık olayların aksine, burada oldukça uzun süre devam eden bir savaş söz konusudur. Bu sebepten dolayı, “savaş ile barış bir arada” mesajından öte, “savaş insanın doğal halidir” mesajı verilmiş oluyor. Bunu destekleyen diğer bir durum, çocukların kelimenin tam anlamıyla ormana dönmüş olmasıdır. Daha önce, ormanın, vahşeti ve acımasız düzeni temsil ettiğini söylemiştim.

Artur: Sasha bir avcıydı. Ona küçükken nasıl yay kullanacağını öğrettim ve ormanda avlanmaya giderdik. Çünkü böyle yaşıyorduk. Ancak böyle yaşamaya devam edemeyeceğimiz günün geleceğini biliyordum. Bu yüzden, Sasha’nın ormanı terk etmesini sağladım…

Artur: Ardından… dünya büyüdü. Sasha bir asker oldu. Başka topraklara saldırmaya gitti, insanları vurdu ve kendisi vuruldu. Onu ormandan çıkarmanın bir anlam ifade edeceğini düşünüyordum… meğerse, bütün dünya, hala öl veya öldür olan devasa bir ormanmış. Sasha’nın bu ormanda çok dolandığı için öldürüldüğünü düşünüyorum. En azından, çocukları bu ormandan çıkarmalıyız. Yoksa, aynı şey tekrar ve tekrar gerçekleşecek… Geçmişin günahlarını ve nefretini yüklenmek… işte, yetişkinler olarak bizim yükümüz bu.

Burada, bu sembolizm devam ediyor ve çocukların tekrar ormana düştüğü gösteriliyor.

Seride bu şiddet düzeninin doğadan kaynaklandığı anlatılıyordu. Bu noktada, insan, doğanın içerdiği şiddetten kaçamıyor. Şiddet doğal düzendir, deniliyor. Medeniyet yoluyla bunu aşma olasılığı reddediliyor.

“Bu sahneyi daha önce görmüştüm… tekrar ve tekrar.”

“Doğru, bu dünya…”

“… acımasız.”

Bununla uyumlu bir şekilde, insanların büyük işlere bulaşması, siyasete karışması, dünyada bir şeyleri değiştirmeye çalışması reddediliyor. Eğer Eren küçük bir mutluluk peşinde koşsaydı ve arkadaşları veya Paradis’in başına gelecekleri umursamadan hayatına devam etseydi, bu şiddet düzeninin bir parçası haline gelmemiş olacaktı. Sonuçta, böyle yapması, hiçbir şeyi değiştirmedi. Bütün çabalarınız boşa çıkacaksa ve dünyanın düzeni değiştirilemezse, çabalamanın ne anlamı var? Boşverin, küçük hayatlar sürün.

Bunu destekleyen diğer bir durum, Zeke’in işin sonunda kendi yaptıklarının boşuna olduğunu anlamasıdır. Asla bu işlere bulaşmamış olması gerektiğini, zulüm altında kalsa bile, kendi küçük mutluluğuna kaçsaydı daha iyi olmuş olacağını düşünüyor.

Zeke: Hiçbir anlama gelmiyor fakat haklısın. Yakalama oynamaya devam etmiş olmayı tercih ederdim.

Zeke: Ne kadar da güzel bir gün, sadece bunu daha erken anlasaydım… şey… öldürdüğüm onca kişiden sonra, bunu istemek çok fazla…

Yine Zeke’le alakalı diğer bir kanıt, Zeke ve Armin’in konuşmasıdır. Konuşmanın sonunda, hayatı yaşamaya değer kılan şeyin küçük anlar, küçük mutluluklar olduğu sonucuna varılmıştır. Büyük davalar, idealler, prensipler, ahlak, iyilik, gerçek gibi kavramların hiçbirisinin lafı bile geçmemiştir. Bunun yerine, arkadaşlarımızla ve ailemizle kurduğumuz bağlar gibi daha küçük şeylerin öneminden bahsedilmiştir. Başka bir yazımda da dediğim gibi, bazen bir hikayenin ne gösterdiği kadar ne göstermediği de önemlidir. Bu noktada, bu diğer anlam bulma yollarından bahsedilmemesi, siyaset ve ideoloji gibi şeylerden uzak, küçük hayatların önemini öne çıkarıyor.

Kısaca özetleyecek olursak, insanlık, değişmez bir doğal şiddet düzeninin parçasıdır. Bu düzeni değiştirmeye çalışmak, sadece onun parçası haline gelmenize ve acı çekmenize yol açar. Bu yüzden, bu tarz işlerden uzak durmalı ve küçük bir hayat yaşamalısınız. Seri bunu söylüyor.

1.1. Nihilizm

Yukarıda anlatılan hikaye, nihilist bir anlatıdır. Shingeki no Kyojin, her zaman için, kimi temel özellikleri açısından nihilist bir eser olmuştu. Armin aracılığıyla, mutlak ahlakı reddeden ve ahlakın göreli olduğunu söyleyen “ahlaki nihilizm” savunulmuştu.

Annie: Gerçekten sana bu kadar iyi birisi gibi mi görünüyorum?
Armin: “İyi birisi” mi? Ben… gerçekten bu ifadeyi sevmiyorum. Yani… bu sadece sana faydalı bir şekilde davranan birisine verdiğin bir isimdir. Hiç kimsenin herkese faydalı bir şekilde davranabileceğine inanmıyorum.

Serinin sahip olduğu diğer bir nihilist yaklaşım, Kenny’nin son anda söyledikleriyle anlatılandır. İnsanların hayattaki amaçlarının, hayatta buldukları anlamların “boşuna” olduğu ve hepsinin aslında aynı şey olduğu anlatılarak, “varoluşsal nihilizm” gösterilmiştir. Varoluşsal nihilizme göre, evrendeki hiçbir şeyde içsel bir anlam yoktur. Anlam dediğimiz şey, insan yaratımı olan öznel bir şeydir.

Kenny: Gördüğüm her bir kişi aynıydı. İçki de olsa, kadınlar da olsa, tanrı bile olsa.

Kenny: Aile, kral, rüyalar, çocuklar, güç…

Kenny: Bir şeyle sarhoş olmadıkları zaman devam edemiyorlardı. Hepsi… bir şeye köleydi.

Bu nihilizm türleri, ahlaki ve varoluşsal nihilizm, yeni bir şey değil. Pek çok varoluşçu filozof ve materyalist düşünür de bunları savunmuştur. Lakin bu nihilist görüşleri savunmak, çokça zannedilenin aksine, zorunlu olarak depresif bir şey değildir. Örneğin, varoluşçuların yaptığı gibi, insanın yarattığı anlamın önemine de vurgu yapılabilir.

Shingeki no Kyojin’in burada farklı yaptığı şey, bunu bir adım daha ileri götürmek oluyor. Nihilist düşünüşü daha da ilerletiyor ve dünyanın değiştirilemez olduğunu söylüyor. Yine nihilist bir şekilde, bunun kaynağının bir insan seçimi olmadığını söylüyor. Bu şiddet düzeninin kaynağı olarak doğa gösteriliyor ve Kenny’nin konuşmasından gördüğümüz üzere, insanın özgür iradesi bile olmadığı söyleniyor. Başka bir deyişle, insanların böyle şiddetli ve tahakkümlü bir düzen kurmuş olmasının sebebi, doğadan ve nedensellikten başka bir şey değil. Aynı zamanda, önlenemez.

Bu önlenemezlik ve çaresizlik, seçimlerin boşluğu, her şeyin anlamsızlığı, Eren’in son anlarında da belli oluyor. Hayatını özgürlük üstüne kurmuş olan Eren, hayatının son anlarında özgür olmadığını fark ediyor.

Grisha: Eren. Bu senin ismin.
Eren: Neden bilmiyorum fakat… yapmak istedim… zorundaydım…
Grisha: Eren, sen özgürsün…

Shingeki no Kyojin’in Finali Ne Anlatıyor: Şiddet, Militarizm ve Özgürlük yazımdan alıntılayacak olursam.

Yukarıdaki sayfa, özellikle sonda Eren’in ölü ama bir şeyleri anlamış bakışlarını gösteren çizim, bize oldukça fazla şey söylüyor. Elbette, burada, Eren’in aklından ne geçtiğini tam olarak bilmiyoruz. Ancak bir bağlama oturtmak, bize bir açıklama sunuyor.

Eren, küçüklüğünden beri özgürlüğü kovalamış birisi. Kendisinin “böyle doğduğunu” söylüyor ama ikinci yazımda, bu konudaki şüphelerimden bahsetmiştim. Başka bir seri olsa, sosyal koşullar gibi şeylerin önemi pek dikkate alınmamış diyebilirdim ama Shingeki no Kyojin, bu tarz konularda oldukça dikkatli olduğunu defalarca gösterdi. Bu yüzden, Eren’in Grisha’nın özgürlük konuşmasını hatırlaması, bize bir ihtimal veriyor: belki de, Eren, Grisha gibi özgürlük tutkunu bir adamın oğlu olduğu için böyle birisi haline geldi. Belki de, Grisha, Eren doğduğundan beri ona özgürlüğün ne kadar önemli bir şey olduğunu söyleyerek, farkında olmadan onu koşulladı. Üstüne yaşadığı travmalar da eklenince, Eren’in kişiliği iyice perçinlendi ve arlanmaz bir özgürlük aşığı haline geldi. Böyle bir durumda, Eren gerçekten özgür oluyor mu?

Bunun yanısıra, yaptığı şeyleri neden yaptığını bile “hatırlayamaz” bir hale gelmiş. Bir tür anlam bulamacı, karmaşa ve boşluk içerisinde, neyin ne olduğu birbirine geçiyor. Bir tür varoluşsal krizle, hayatının anlamı, “iradesi” gibi şeyler iyice anlamsızlaşıyor.

Hikayeyle ilgili diğer bir nihilist nokta, daha meta bir bakış açısından alınması gereken bir şeydir. Filozof Alex Rosenberg’e göre, insan evrimindeki önemli bir sorun, başka insanların amacını anlamaktır. Bu yüzden, insan, başkalarının niyetlerini ve amaçlarını anlamak için, kendisine hikayeler anlatmıştır. Böylelikle “insan beyni milyonlarca yıllık doğal ve kültürel seçilim sonucu hikayelere bağımlı hale gelmiştir.” Bu yüzden, hayatımızı büyük hikayelerin parçası haline getirmek isteriz. Büyük bir idealin, ideolojinin vb. şeyin parçası olmak isteriz. Kimisi için bu millettir, kimisi için devlettir, kimisi için dindir, kimisi için insanlıktır, kimisi için doğadır… sebepler uzar gider. Lakin bir şekilde, hayatımıza bir anlam vermek için, kendimize bir hikaye anlatırız. Bu hikayenin mutlu bir sona varacağını düşünerek, hayatta yaptığımız şeylerin anlamlı olacağını düşünmek isteriz. Öbür türlü, her şey anlamsız olurdu. Yaptığımız şeyler, değerlerimiz, hissettiklerimiz, düşündüklerimiz rastgele şeylerden ibaret hale gelirdi. İşte hikayenin sonu, bu yüzden önemlidir. Shingeki no Kyojin’de olan da, Eren’in ve diğerlerinin çabalarının boşa çıkarılmasıyla, bu anlamlandırmanın, nihilist bir şekilde yok edilmesidir.

Buraya kadar söylediklerimi, tamamen kendi içinde ele alabilirsiniz. Yazarın ölümü yaklaşımını benimsersek, hikayenin sonunda bağlandığı noktayı bu şekilde yorumlayabiliyoruz. Böyle bir yaklaşımı benimsemek, insanı “yazarın niyetini okuma” derdinden kurtarıyor ve oldukça tartışmalı bitmiş bir sonun kafaya biraz daha oturmasını sağlıyor. Bu yaklaşımın getirdiği (veya götürdüğü) bir şey, hikayede şu ana kadar yazılmış pek çok temanın ve hikayenin tamamen boşuna olmuş olmasıdır. Öte yandan, hikaye kendi başına alınınca, bu sonuç aşağı yukarı kaçınılmaz oluyor. Gerçekten de, döngünün başa sarması ve yapılan bütün fedakarlıkların ve çekilen acıların kalıcı ve iyi bir değişime yol açamamış olması, bunu getiriyor.

2. Yazar Açısı?

Yazının başında bahsettiğim gibi, bu kısımda yazarın niyetini de işin içine dahil edeceğim. Bu nihilist bakış açısını destekleyen bir kanıt, yazar tarafından verilmiş bir röportajdan geliyor.


Röportajcı: Isayama-san, Shingeki no Kyojin’in sizin değerlerinizi yansıttığını düşünüyor musunuz?

Isayama: Bence benim “bir şeyleri yok ederek” kendimi ifade etmemi yansıtıyor — medeniyeti yok etmekten veya insanlığı imha etmekten değil fakat “dünyayı tepetaklak etmekten” bahsediyorum. Zannedersem Minoru Furuya’nın işlerinden etkilendim. Özellikle Shingeki no Kyojin’in sonu, tamamen bir şeyleri yok etme arzumu yansıtıyor.


Bu bilgi ışığında, şöyle bir yorum yapılabilir: Isayama, hikaye boyunca, ahlak ve anlam gibi şeylerin altını oyan şeyler anlattı. Serinin sonundaysa son darbeyi vurdu ve her şeyi boşa çıkararak, hayatın anlamsızlığını ve absürtlüğünü göstermiş oldu. Isayama’nın bu yaklaşımı ona özel değil. Pek çok nihilist düşünür, büyük anlatıların anlamsız olduğunu söyler ve hayatı katlanılır kılmak için, bizi mutlu eden, bize zevk veren küçük şeylerle meşgul olmayı salık verir. Isayama’nın hikayesi de bunu anlatmıyor mu? Bunu yaparak, hayata ve oldukça önem verdiğimiz hikayelere dair her şeyi tepetaklak etmiyor mu? İnsana, aklının gerisinde her zaman bulunan o kozmik dehşeti, her şeyin anlamsız olduğu hissini hatırlatmıyor mu? Bizi insan yapan her şeyi tersyüz etmiyor mu?

Isayama, gerçekten de hikayenin sonunda her şeyi yıkıyor. “Sadece” hikayelere değil, insanı insan yapan, bildiğimiz her şeye saldırıyor. Belki de, bu kadar tepki çekmesinin bir sebebi de budur. Kahramanların başarılı olacağını, hikayelerin mutlu sona varacağını düşünmek isteriz. Başarılı olmasalar bile, gelecekte bunun olabileceğine dair bir umut, bir avuntu isteriz. Hele Shingeki no Kyojin gibi insanı duygusal açıdan yakalamış ve yüklü hikayelerde. Oysa her şey boşa çıkıyor ve insanı bir kandırılmışlık, bir anlamsızlık hissi kaplıyor. Bu da, doğal olarak, pek çok kişiyi öfkelendiriyor.

Bunları söylemiş olmakla beraber, başka bir röportajda söylenilenler, bu yorumla çakışıyor.


İşin sonunda, serinin neyin “iyi” neyin “kötü” olduğu konusunda bir yargıya vardığını düşünmüyorum. Örneğin, Furuya Minoru’nun “Himeanole” hikayesini okuduğumda, sosyal normlar altında, toplumun hikayedeki seri katili affedilemez olarak göreceğini biliyordum. Ancak hayatını ve arka planını göz önüne alınca hala merak ettim, “Bu onun doğası idiyse, suçlayacak kişi kim?” Hatta şunu bile merak ettim: “Bir katil olarak doğmamam sadece bir tesadüf mü?” Kesinlikle başaramadığımız şeyleri “çaba eksikliğine bağlı bir hata” olarak değerlendiririz ve bunda bir acılık var. Öte yandan, bir fail için, “Bu hale gelmemin sebebi çabalamamam değil,” demenin bir tesellisi var. Bu koşullar altında kurbanın hislerinin önemli olduğunu inkar edemeyiz. Ancak sorunun kökenini değerlendirirsek, “Doğru olan nedir?” sorusunu yanıtlamak yerine, başka çalışmalar ve felsefelerden esinlenmek ve bu anlar sırasındaki hislerimi doğrudan bir şekilde yansıtmak – bence Shingeki no Kyojin’in sonu buna benzeyecek.


Bu röportajdan anladığımız kadarıyla, Isayama, serinin sonunun tek bir mesaja bağlanacağını düşünmüyor. Gerçekten de, serinin ilk sonu böyleydi. Bıraktığı açık kapı sebebiyle, birden fazla şekilde yorumlanabiliyordu. Öte yandan cilt finaliyle beraber yapılan değişiklikler, bu farklı yorumları oldukça azaltıyor. Benim açımdan, hikayenin en tutarlı yorumu olarak, geriye sadece nihilist yorum kalıyor. Bu yüzden, Isayama’nın bunu bilerek yapmadığı da öne sürülebilir.

İşin diğer bir yanında, Minoru Furuya’nın bahsi iki röportajda da geçiyor. Furuya, “Himeanole” hikayesinde, nedensellik gereği olduğu kişi haline gelmiş bir seri katili anlatıyor. Eren’in hikayesi, bu açıdan Himeanole’ye oldukça benziyor. Belki de, Isayama’nın yıkım ile kastettiği, özgür irade ve mutlak ahlak gibi kavramlara karşı yapmış olduğu bu saldırıdır. Her türlü, yazarın tam olarak neyi kastettiğini bilemiyoruz ve birden fazla yorumla kalıyoruz.

Son Söz

Shingeki no Kyojin’in sonunun ne anlama geldiği ve neden böyle bir şey yaşandığı hakkındaki tartışmalar uzun süre devam edecek gibi duruyor. Burada değinmediğim ama önemli olan diğer bir şey olarak, hikayenin siyasi boyutu bulunuyor (bunun için Shingeki no Kyojin’in Felsefi ve İdeolojik Eleştirisi yazıma bakabilirsiniz). Oldukça ciddi ve ağır temalar, kimi zaman ilginç kimi zaman da sorgulanır bir şekilde ele alındı. Bu yüzden, Isayama’ya yöneltilmiş oldukça fazla eleştiri bulunuyor. Bütün bu bakış açılarını ve daha fazlasını değerlendirmek, insanın farklı, esnek ve analitik bir şekilde düşünmesini sağlıyor. Bu yüzden, hikayenin kalitesi hakkındaki fikir ne olursa olsun, bunların tartışmaya değer olduğunu düşünüyorum. Youtuber Leadhead’in dediği gibi, “sanatı soğurarak geçirdiğiniz her bir saniye, bir kişi olarak kim olduğunuzu da öğrendiğiniz bir andır.” Buna bir ekleme yapıyor ve şunu söylüyorum: “bir hikaye üstüne düşünerek geçirdiğiniz her bir saniye, bir kişi olarak kim olduğunuzu da düşündüğümüz bir andır.” Bu hikayeler hakkında düşünürken, okumalar yaparken, tartışırken, yazarken vb. insan kendi yanlışları ve doğruları, dünya bakışı hakkında yeni şeyler öğreniyor. Bir nevi kendisini yeniden yaratıyor. İşte bu açıdan, tartışma asla bitmeyecek.

Not: Yazının bir önceki halinde yapıcı bir şekilde yorum atarak, kimi noktaları tekrar düşünmem gerektiğini bir kez daha hatırlatmış olan yorumculara -özellikle Lupus Fluvium’a- teşekkürler.

[Hikayenin ve sonunun diğer bir yorumu için, Shingeki no Kyojin’i En İyi Faşizm mi Açıklıyor: Analiz ve Eleştiri‘ye bakabilirsiniz.]

10 YORUMLAR

  1. Düşüncelerinizi oldukça güzel anlatmışsınız ama büyük bir kısmına, seriye de gönderme yaparak %80’ine katılmadığımı söyleyeyim öncelikle. Bence Isayama’nın ve serinin sorgulanması da asla bu 8 sayfaya kalmamalıydı. Sadece mesajlara odaklanarak anlatılan hikaye ve mekanikleri göz ardı edilemez bence. Bana kalırsa seri 137 ile kendine ihanet etmeye başladı. Öncesinde de bazı problemler vardı ve git gide açıklanamayacak bir kaosa sürükleniyordu, 137’ye kadar her sayıda olaylar için yeni bir kurgu uydurulsa da bence o noktaya kadar her şeyin açıklanabilmesi için fırsatlar vardı. Ancak bence 137 ile birlikte artık tüm olay ve mekaniklerin seride belli başlı olaylar olabilsin diye değiştirilebileceği görünmüştür.

    İttifakın 133le birlikte Erenle konuşma umutları yavaş yavaş azalsa bile 137’ye kadar hala önceliklerinin Eren’i ortaya çıkartmak olduğunu biliyorduk. Ancak 137 ile birlikte Zeke’i öldürmeyi seçerek ve bununla rumblingi durduracaklarına inanarak (Ymir mevzusu nedeniyle durduramamaları lazım ama durdurdular), rumblingi durdurduktan sonra ne yapacaklarını düşünmeyerek ittifaktaki karakterlerin yolculukları tamamen anlamsızlaştı. 138’de durmuş olan titanları görmelerine rağmen tek odaklandıkları şey ilginç bir şekilde yine Eren’i öldürmek oldu. Eren öldükten sonra bu titanlar yine insanların peşlerinden gitmeyecekler miydi? Ellerindeki en güçlü seçenek Zeke’i hayatta tutup Eren’i yedirmek değil miydi? Zeke ölürse bile Eren’i foundingi kullanabileceğini nasıl bilmez? Zaten foundingin kullanımı doğrudan Ymir’in isteğine bağlı idi.

    Sadece bu bile anlatıyor ki bazı sonuçlar istendiği için seriye tamamen serinin kendisiyle ve karakterler ile çelişen şeyler eklenmiştir ve bunlar da hem hikayeye hem karakterlere çok büyük zarar vermiştir.

    Bu sonuçlar da üstteki örnek için;

    Eren’in ittifak tarafından durdurulması
    Armin’in konuşarak çözümde etkili olması (Ne yazık ki bence 137’de bu konuda başarısız da olundu)
    Zeke’in Levi tarafından öldürülmesidir.

    138 ve 139 da bu şekilde ilerledi, geriye bakıldığında bir çok sayıda yine benzerlerinin yapıldığını görebiliyoruz. Bunların çoğu küçük veya açıklanabilme potansiyeli olan olaylarken son cilt ile birlikte açıklanamayacak çelişkiler haline gelmiştir ve sonunda zaten açıklamaktan kaçınılmıştır. Cilt sonundaki fake previewlarda zaten Isayama da Armin ve Mikasa’nın ağzından bunu itiraf ediyor.

    Şimdi tüm bunları göz ardı etti ve aslında vermek istediği mesajlara odaklandı diyebiliriz. Ancak kendisi herhangi bir görüşü doğru olarak dayatmayacağını söylemişti. Örneklerinize baktığımda bana yaklaşımınız finale üzerinden seride ona uygun yanlara bakıp oraları ön plana çıkararak değerlendirmek gibi geliyor.

    Elbette küçük mutluluklarla idare eden insanlar da, bencilliği tercih eden insanlar da mutlu sonlar alabilirler ve bundan karlı çıkabilirler. Ancak seride gösterilen sadece küçük mutlulukları seçenlerin sonunda mutlu olması değildi. Eğer Grisha, Eren ve Survey Corps daha büyük amaçların peşinde koşmasalardı ada halkı bu kadar bile yaşayamayacaktı ve adanın rumbling sonrası mutlu yaşadığı yaklaşık 50-100 yıl bile mümkün olmayacaktı. Uprising arc da halkın çabaları sonucunda aldığı galibiyeti gösteriyor. Paradise yöneticilerinin yaptığı bencilliklerin sonunda aldıkları sonuçlar da açık. Seride kutsal amaçların da belli sonuçlar aldığını görmüşken sadece finale dayanarak bencilliğin ve küçük mutlulukların seçilmesinin tek doğru yol olduğunun kabul ettirilmeye çalışıldığını düşünmenin yanlış olduğunu düşünüyorum.

    Yazar sonuçta Eren biraz daha bencil olsaydı mutlu olabilirdi demiş olabilir ki bence karakteri yaptıkları nedeniyle aşağılamışken hedefinin bu olduğunu da sanmıyorum. Ama bunu dese bile bunda insan kararlarının bir etkisi yok sonucuna varmak bence yanlış. Eren Kruger ve Sasha’nın babası tarafından aynı hataları yapmamanın gerekliliği vurgulandı. Bunlara baktığımızda Eren’in yanlış bir yol seçtiğini de söyleyebiliriz. Belki diğer insanların hataları nedeniyle bu evrende Eren’i mutlu edecek tek yol daha bencil olmasını gerektiriyordur. Ancak böyle olsa bile evreni bu hale getiren yine insanların aldığı kararlardır. Yani finalde Paradise’ın ayakta kalmasının tek yolu rumblingin tamamlanması ise bile bu seride insanların küçük mutlulukları seçmesi gerektiğini anlatıyor anlamına gelmez diye düşünüyorum.

    Zeke örneğine baktığımızda Zeke’in konuşmanın hemen ardından bencilliği değil de korkuya karşı kendi iradeleri ile savaşan insanların yanında olmayı seçtiğini de hesaba katmalıyız. Sonuçta bir şeyi değiştirdi mi bu hareket? Hayır, çünkü Eren zaten rumblingi durduracaktı. Hatta normalde daha kötü bir sonuç doğurmalıydı. Burada bu olayın hiçbir işe yaramaması yazarın vermek istediği mesaj nedeniyle değil kötü yazım nedeniyledir bana göre. Ama sonuçta Zeke’in seçimine baktığımızda bencillikten fazlasını seçtiğini görüyoruz hayatla ilgili kendince bazı dersler almasına rağmen. Küçük mutlulukların daha önemli olduğunu düşünüyorsa diğerlerini vazgeçirmeye çalışması ve kendisinin de yaşamak istemesi daha uygun olmaz mıydı?

    Sonuçta benim düşüncem serinin bize olması gerekenin bencillik olduğunu sunmadığı, yazarın son kısımlarda hikayenin ağırlığının altından kalkamadığıdır. Bence sizin böyle düşünmeniz de iyi anlatamadığından ve bunu yeterince hesaba katmadığınızdan.

    Neden altından kalkamadığına gelirsek bence bunun birçok nedeni olabilir. Hangisi olduğunu bilmemizin bir yolu da yok. Ben yeteneğiyle alakalı bir problemi olduğunu düşünmüyorum.

    Birincisi finale plansız ilerlemesi olabilir. SnK finali bir kaç sonuç belirlenerek ilerlenebilecek bir hikaye değil. Birden fazla sonuca açık ilerlemesi de olabilir.

    İnsanların düşüncelerine fazla takılması olabilir. Kawkaubo, son zamanlardaki bir röportajda Isayama’nın finalin katliamı onaylayıp onaylamadığını çok fazla kafasına taktığını söylüyordu.

    Ticari kaygı olabilir. Son sayılara baktığımızda çok fazla klişe olay veya fanservice görüyoruz bana kalırsa ve bunlar da hikayeden, anlatılanlardan çok uzak anlar. Bu anlar seriyle ilgili çelişkiler de doğuruyor ve ana hikaye ile bağlantısız anlar bana kalırsa. İttifakın uzun uzun anlatılan ve ne yazık ki, bazı güzel ayrıntılara rağmen, temel konuları planlamadan uzak yolculuğu Eren’in kendini fedası ile anlamsız bir hale gelirken hikaye ile ilgili her şeye karar veren Eren’in düşünceleri yeterince iyi anlatılmamıştır. Bana kalırsa 139’daki söylemleri de önceden yaptığı bir çok söylemi ile çelişmektedir. Bu mümkün olabilir ancak eğer olacaksa Eren’e daha fazla yer ayrılması gerekirdi. Zaten bu kadar kötü sunulduğundan finaldeki Eren çok fazla tepki çekti. 3. sezondaki gelişimi, 4. sezon boyunca yaptığı söylemlerin kendisiyle uyumu gösterilmeli ve açık olunmalıydı. Bunca sayı kararlı ve bunca yıl başkalarının ona sunduğu hayatı reddeden bir karakter sonuçta istemediği bir yolu seçti ve öncesinde bir çok yolu denemiş olmasına rağmen rumblinge başladıktan sonra tamamen gördüklerine uyarak ilerledi. Armin yeni bir yol arayışına girelim ve yaşa dediğinde affedilemem diyerek bunu reddetti. Burada bahsettiği kendisini affedememesi olsa bile -ki hiç sanmıyorum- önceki söylemlerine ve kararlılığına baktığımızda bence bunun karakter ile çelişmemesi için bir sayfadan fazlası gereklidir. Başta Eren olmak üzere tüm karakterler kendi kararlarını almaktan çok hikayeye uygun ilerlemeye zorlanmış gibi düşünüyorum.

    Okuyucuyu kandırarak ilerlemesi sıkıntı olabilir. Bunu en çok Eren’in yalnız kaldığı anlarda görüyoruz. 130’uncu sayının sonunda Eren’in ısrarla yolunda devam edeceği bize verilmiştir. Historia ile konuşmasında da açık açık tek yolun tüm uygarlığı ve tarihi yok etmek olduğunu söylemiştir. 131’inci sayıda ise Eren’in kendini kaybettiğini ve çocuk halinin heyecanla Armin’i çağıracak kadar ileri gittiğini görüyoruz. 139’da o sahnenin bağlandığı yer kesinlikle bir çelişkili oluşturuyor bence. Eğer bu okuyucuyu kandırmak için yapıldıysa hikayeye zarar verdiği açıktır. Hatta 139’daki bir cümlesinin yine 131’deki bir sahne ile sırf çelişki oluşturmasın diye konulduğunu ama Erenle ilgili daha büyük bir çelişki doğurduğunu düşünüyorum. 139’da Eren her şeyi yok emek istediğini ve bunu neden istediğini bilmediğini söylüyor. Burada bilmediği şeyin “neden özgürlüğü için bu kadar ileri gidebilecek bir insan olması” olduğunu ve onları yok etmek istedim derken dediği şeyin ” Rumbling yapmak istediği için dolaylı olarak bunu istedi. Vicdan azabı çekiyor. ” şeklinde yorumlayabiliriz ancak 131’de de aynı cümleleri kullanması gerçekten dış dünyayı yok etmek istediğini destekliyor. Bu da Eren’in kişiliği ile alakalı yeni bir cephe açıyor bence.

    Okuyucuyu kandırma konusunda bir diğer büyük problem de bence Historia konusu. Eren’in 1 yıl önce adadan ayrıldığını söyleyerek baba Eren mi konusunu kökten kapatabilecekken hikaye bunun tam tersini yapacak şekilde ilerledi. Eren’in olduğu bölümlerin yarısında Historia konusunu ve Historia’yı en çok önemseyen kişi olduğu ısrarla verildi ve birlikte hareket ettiklerinin sinyalleri önceden beri verildi. Hange karakterinin Eren’in Historia ile ilişkisini izlediğini bile gördük. Historia ile konuşan kişi gizemli bir şekilde sunuldu. Eren Historia konuşmasının 10 ay içinde geçtiği söylendi. Sonrasında bu konuşmayı gördük ve konuşma yarıda kesildi. Bu konuşma önemliydi çünkü Historia’nın nasıl rumblinge uymayı kabul ettiği hatta ileri gidip nasıl anında çocuk yapma planıyla geldiği ve bir plan için çocuk yapmaya karşı duracak bir karakter olan Eren’in bunu nasıl kabul ettiği gösterilmemiş oldu. Bu planı çiftçiyle nasıl konuştukları bile çok büyük bir soru işareti. Eren Historia’ya tamamen doğruyu mu söyledi bunu bile bilmiyoruz. Planı sadece hamile kalsın diye anlattıysa bu bile çok riskli bir hareket. Levi’nin ve doğal olarak tüm adanın Historia’nın hamilelik tarihini yanlış bilmeleri de şüphe uyandırıcı bir ayrıntıyken animede bu kesildi ve bir daha bahsedilmedi. Historia karakterinin Eren için ne kadar önemli olduğunu görmemek çok zor ancak finalde bile Eren ile Historia ilişkisine hatta konuşmanın devamına bile girilmemesi yazarın bunu açıklayamayacağını gösteriyor bence. Eren Frieda’nın anıları üzerinden Historia’nın çocukluğunu bile izlemişti. Onu kardeşi gibi gördüğünü ve bunda anıların etkisinin olduğunu görmek bile bence bu ilişkiyi belli açılardan toparlayabilirdi. Armin’in Annie’nin anılarını gördükçe ondan etkilenmesini, Eren de bu şekilde kendisi de yaşadığından yorumlamış olabilirdi.

    Ve birçok başka nedeni olabilir bu kötü yazımların.

    Bence nihilist bir görüşü finalin mesajı olarak sunduğu yok. Bence kötü yazımı var. Serinin içinde Isayama insan doğasını yorumluyor. Elbette insan doğasıyla alakalı belli mesajlar da veriyor ama “insanlar bencil olmazsa hiçbir şey başaramazlar” şeklinde bir final mesajı olduğunu sanmıyorum. Serinin son kısmında açık bırakılan, tamamlanmayan veya kötü anlatılan yerlere baktığımızda kötü yazımın böyle düşünmemizin nedeni olduğundan yanayım.

    • Bu detaylı ve ciddi yorum için teşekkürler. Bazı konularda düşüncelerimi belirteyim.

      Evet, Isayama’nın daha nüanslı bir şeyi anlatmayı deneyip bunu becerememiş olma olasılığı var. Daha önce kimi konularda yorumlarken yanıldım ve yine yanılmış olabilirim. Başlıklara rağmen, seriyi tek bir yorumlama şekli olduğunu düşünmüyorum. Bu yüzden denilenlerin tamamını reddetmiyorum. Lakin bu “iyiyle kötüyü bir arada almalıyız” tarzı daha nüanslı bir yorumu, yazıda belirttiğim sebepler dolayısıyla reddettim. Aynı zamanda, rumbling tamamlansaydı bile ada halkının rahat edeceği fikrine katılmıyorum. Titan döngüsü her türlü yeniden başlıyor, bu yüzden onun ürettiği şiddet tekrarlayacaktı. Ne kadar teknolojik ilerleme yapılırsa yapılsın, rumbling her zaman büyük bir tehdit olacaktır. İnsanlar bu gücü elde etmeye çalışacaktır.

      İttafakın Eren’i öldürmeye çalışmasının nedeni aslında seri içinde gösterildi. Eren hayatta kalırsa ne yapacağı belli değildi, hala planı bir şekilde devam ettirmeye çalışıyordu. Hallu-chan’ın hala var olmaya devam ettiğini de hatırlatırım. Eren öldükten sonra ne yapacaklarını planlamadıkları doğru fakat bu zaman kısıtlaması sebebiyle olan bir şeydi. Dünyanın tamamının yok edilmeye çalışıldığını düşündükleri bir soykırımı durdurmaya çalışıyorlardı. Zeke’e Eren’i yedirmekse çok riskli bir plan, Zeke’in kurucu titanın gücünü kullanıp kendi ötenazi planını yapıp yapamayacağını bilemezlerdi. Ayrıyetten kargaşa içerisinde bu kadar karmaşık bir şeyi uygulama imkanları oldukça şüphe verici.

      Seri, küçük hayatlar sürmemek insanlara yarar sağlayamaz diyor demiyorum. İnsanın kendisine bile yararı olabilir bir noktada. Örneğin Historia’nın yaptığı şey. Lakin elindekiyle memnun olmak ve küçük mutluluklar kovalamak, bu dünya değiştirilemezse ve şiddet döngüsü ne olursa olsun devam edecekse, geride kalan tek seçenek oluyor. Isayama bu kadar ilerisini düşünmemiş olsa bile hikayesi bunu anlatıyor*. Lakin bencillik belki de doğru kelime olmayabilir, orayı belki düzenlerim.

      Attığım röportajlardan birisinde geçiyor. Isayama, Armin, Mikasa ve Eren’in sonunu baştan planlamış ve bu plana sadık kalmış.

      Eren’in kişiliği hakkında oldukça fazla şey yazdım. Çok boyutlu, bilinçli bir şekilde kendisiyle çelişen bir şekilde yazılmış ve ilginç bir karakter. Bence Shingeki’nin en kuvvetli yanlarından birisidir. Daha önceki yazılarımda söylemediğim bir şeyi bu cevapta söyleyebileceğimi sanmıyorum.

      Açıkçası Historia kısmına ben hiçbir zaman takılmadım. Bebeğin kimden olduğunun benim için hiçbir zaman bir önemi olmadı. Eren’in karakterini veya ana hikayeyi çok değiştirecek bir şey olmazdı. Bu kandırma olarak gördüğünüz şeyleri ben normal görüyorum, okuyucuyu arada “kandırmak” edebiyatın doğasında vardır.

      * Serinin ilk finali çok yoruma açık bir finaldi. Hatta onun hakkındaki yazılarımı yazarken “Acaba kendi istediğim yöne çok mu çekiyorum?” diye düşünüyordum. Şu anda da elbette bu düşüncem var ama ikinci son Isayama’dan bağımsız bir şekilde tutulduğunda bile, attığım röportaj düşünülmediğinde bile, inanılmaz derecede nihilist bir son ortaya çıkıyor. Bu noktada “yazarın ölümü” konseptinin yararlı olabileceğini düşünüyorum. Isayama bilinçli olarak bunu anlatmamış olsa bile, yazdığı şeyler bu sonuca varıyor. Bu yorumda kendime daha çok güveniyorum fakat dediğim gibi, Isayama’nın bilinçli bir şekilde yıkıcı, nihilist bir son yaptığı önerim tartışmaya daha açık bir şey. Özellikle Isayama’nın serinin tek bir şey anlatmadığı iddiasıyla çakışıyor, öte yandan, yıkıcılıktan ilham alması ve serinin sonunun bundan etkilenmiş olması röportajı da bununla çakışıyor. Oturup doğrudan sormadan bilemeyeceğimize göre, geriye kendi yorumumuzu yapmak kalıyor.

      Ekleme: Bencillik kısmıyla ilgili küçük bir düzeltme yaptım ve yazının sonuna küçük bir ekleme yaptım. Geri bildirim için tekrar teşekkürler 🙂

  2. Öncelikle ada halkının kesinlikle rahat edeceğini düşünüyorum ben rumbling tamamlansaydı. Sonuçta ada yok olmayacaktı. Titan laneti ise teknoloji yokken sıfırdan oluşmuş bir güç. Yeniden başlasa bile bu ağaca giren çocuğun nesli finaldeki halde de rumbling tamamlansa da engellenebilir zaten. Tam olarak denileni anlamadım. * Eren’in kuşları dahi yönetebildiğini varsayıp aslında Ymir’in çocukları değil de tüm insanları etkileyebiliyor titan gücü dersek o zaman bir şey diyemem. Ya da paths hala eski halindeyse ve yeni titan gücü yine eski titanları çağırabilecekse evet yine rumbling büyük bir güç olabilir. Eren ölünce anıları hatırlamaları ve deve dönüşemiyor olmaları pathsin yok olduğuna işaret etse de tamamen açık bırakıldığından bu durum net bir şey söyleyemem. Duvar titanlarının insan olup olmadıkları bile açıklanmadığından rumbling için yaşayan insan gerekli mi yoksa eski titanları çağırmak yeterli mi bunun için bile bir şey söylenemiyor. Bana kalırsa gerekli olduğunu söyleyeyim bu arada örnek olarak da 2. sezon başında güneş gösterilmemesi için Papaz Nick’in çabasını gösterebilirim. Karl Fritz onlara güneş görünce insanlara saldırın komutu vermiş olmayacağından normal akılsız titanlar olduğu bana göre açık.

    Sondaki çocuğun ağaca girişinin döngünün devam ettiğine, insanların çıkarlarının bu şiddeti tekrar başlatmaya neden olduğuna, Sasha’nın babasının dediğinin aksine çocukların tekrar ormana gireceğine gönderme olduğu doğru ama bence bu dünyanın değiştirilemeyeceği anlamına gelmiyor. İnsanların çıkarlarına göre hareket etmeleri, çıkarları için nefreti ve şiddeti körüklemeleri hatta şiddeti istemeleri bile daha önce anlatıldı seride. İnsanların her daim birbirleriyle çatışacakları da anlatıldı. İnsanların büyük bir çoğunluğunun başkalarının acılarını yaşamadan onları anlamayacağının da üstünde duruldu. Ama bunun aksi yönde insanların birbirlerini anlayabildikleri de, her daim doğaları çatışmalara neden olacak olsa bile duygularını törpüleyip belli bir seviyeye gelebilecekleri de gösterildi bana göre. Eren ve Müller de buna örnek bence. Finalde seri boyunca anlatılmış temalara gönderme yapıldı diye döngü her daim devam edecek anlamına geldiğini söylersek seride anlatılan bir çok şeyi de görmezden gelmiş oluruz gibi geliyor bana. Peki o zaman neden böyle bitti dediğimizde ise ben Isayama’nın iyi bir final yapamadığı kanısındayım. Sadece yok etmek istediğinden dolayı bile adayı yok etmiş olabileceğini de düşünüyorum. Eren bir noktada yanlış bir seçim (belki rumblingi başlatmak) yaptı bu yüzden durum bu hale geldi gibi bir yorumunun bile olabileceğini düşünüyorum. Hikaye bunu anlattı denmesine de kesinlikle katılmıyorum. Bu sadece finale odaklanmak gibi geliyor bana ama dediğiniz gibi kendisine doğrudan soramayacağımızdan yorum yapmak zorundayız. Ben de katılmadığımı belirtmek istedim. Bu arada konunun dışına da çok fazla çıktığımın farkındayım ama serinin son kısmında sorunlar olduğunu ve finalin de sorunlardan etkilendiğini düşündüğümden çokça gördüğüm sorunlara olabildiğince basit bir şekilde değinmeye çalıştım.

    * Eğer yeniden başlama ile kast edilen rumblingin bitmediği bir sonda Eren’in titan lanetini bitirememiş olacağı ise buna katılmıyorum. Hikayenin bize sonunda verdiği şey titan lanetinin tamamen Ymir’in elinde olduğu. Çünkü Hallu-chan ile ilgili hiçbir açıklamaya girilmedi. Ymir’in de Mikasa’nın seçimini beklediği (doğrudan Mikasa için veya Mikasa’nın seçimini yapacak herhangi biri için) hatta ek sayılar ile Mikasa’nın zihninden izlediği gösterildi. Durum buyken rumbling tamamlandıktan sonra Eren ölmeden bile laneti bozma şansları olduğunu düşünüyorum. Bunu planlamak için de sonsuz zamanı vardı Eren ve paths aracılığı ile görüştüğü arkadaşlarının. Ymir ile de iletişim kurabilecek gibi gözüküyorlardı. Mikasa’nın zihninden olayları izlediğine göre onun bunu değiştirebilecek kişi olduğunu bilmesi Mikasa’nın geleceğini görmesi demek ve buna rağmen beklemesi de ayrı bir sorun ama bunu hesaba katmaya bile gerek yok (Mikasa ek sayfalarda “tüm bu zaman” ve “demek sendin” ifadelerini kullandı bu da akla ilk sayıdan beri bunun olduğunu ve Mikasa’nın baş ağrılarının da buna bağlı olduğunu getiriyor).

    Eren’i neden öldürdükleri konusuna gelirsek Mikasa’yı çıkardığı paths yolculuğunda bizim görmediğimiz bir şekilde rumblinge devam edeceği imajını vermeye devam ettiyse evet. Ama benim problemim zaten neden Eren’i öldürmek istediklerinden çok Eren’i öldürdükten sonra titanlarla ne yapacaklarını hesaba katmamaları. Seride karakterler benden fazlasına mı hakimler bilmiyorum ama ben Eren’i öldürdükten sonra (titanlar durmadan önce veya sonra) titanlara nasıl müdahale edecekleri ile ilgili ellerine geçecek hiçbir şey görmedim. Üstelik eğer onu öldürürlerse bir daha o titanları kontrol etme şansları yok. Bu titanlar güneş altında da hareket edecekler.

    Zeke’e Eren’i yedirmeyi kastetmemiştim. Herhangi birine Eren’i yedirip Zeke ile temas etmelerini kastediyordum. İttifak açısından bakıldığında Eren’in dileği kabul olduğundan temas durumunda geçerli olacak olan dileğin de Founding’in dileği olduğunu düşünüyorlardı. Kargaşa içinde uygulamaları zor olabilir ama o titanları kontrol etmenin başka bir yolu yok. Ya Erenle konuşmak zorundalar ya da onu yedirecekler. Zeke ve Eren öldüğünde hala bu titanlar ortada olacak ve komut ortadan kalksa bile normal titanlar gibi hareket edecekler.

    Şimdi bu durumu legalleştirmek için aklıma birkaç ucuz yol geliyor ama yazarın bu kadar ucuz şeyleri bile düşünmek için çaba harcamadığına eminim açıkçası. Çünkü bir kere bile bu konunun lafını geçirmedi. İttifak Eren veya Zeke’ten birini öldürdüğünde komut verilmiş titanlar komik bir şekilde dursa bile kendi başlarına hareket edebileceklerini hesaba katmamaları bence çok büyük bir eksiklik. Hani bu önce titanlara verilen komutu durduralım da sonra bakarız denebilecek bir şey değil ki, zaten yolculuklarının amacı titanları durdurmak. Planları Erenle konuşup durdurmaktı diyelim. Eren’i öldürmeleri de birden çok kez anıldı diye hatırlıyorum. İlk aklıma gelen de 127’de Annie’nin sözü. Buradaki öldürme de Eren’i yedirmeydi aslında diyebiliriz. 133’te Eren savaşarak, onu öldürerek olayı çözeceklerini ima etti ve ona inandılar diyebiliriz. Sonrasında Zeke’i öldürmeyi denediler ve tuttu, bu tutunca da baktılar ki titanlar hem komutu dinlemeyi bıraktı hem de güneş altında hareket etmediler. Böyle olunca da 138’deki olaylar gerçekleşti diyebiliriz. Durum böyleyken de ortada kalan colossalları ne yapacaklar hiç bilmiyorum ama onları da sonra tek tek öldürürüz dediler herhalde. Bu arada Eren’in titanlar durmuşken neden colossala dönüştüğünü düşünmemelerini de anın heyecanına verebiliriz. Ve bence şu yazdığım şey tamamen saçmalık. Hiçbir açıklaması yok bana göre. Seriye hiç yakışmayan bir kötü yazım.

    Isayama röportajlarda çok fazla şey söylüyor. Bu 3 karakterin sonunun hep aynı kaldığını en başından beri söyleyebilirdi daha önceden de ama söylemedi. Eğer en başından beri belliyse bile belli olan sonları en fazla bir cümlelik şeyler gibi gözüküyor şu finale bakıldığında.

    “Eren kendini feda edecek, Mikasa Eren’i öldürecek ve Armin insanları kurtaran kişi olacak. ” Bundan fazlasının olduğunu düşünmüyorum. Hele Mikasa’nın Ymir’in beklediği kişi olması gibi bir şeyin tamamen sonradan ekleme olduğu kanısındayım. 1. sayı ile 122. sayı isimleri çok açık ve 122. sayıda ben Mikasa’yı göremedim. Eren 130. sayıda ağaç altında gördüğü rüyayı her şeyin başlangıç yeri olabilir mi diye düşünüyor. Ancak sonrasında bize neden Eren’in bunu böyle düşündüğü verilmedi. O rüyayı unuttuğunu biliyoruz. Hikayenin şu halinde o an hiçbir şey için başlangıç olamaz. O anıyı görmesi için bir sebep varsa o bir başlangıç olabilir ancak.

    Eren çelişkiler yaşayabilir ama yaşıyorsa daha iyi anlatılmalı. Karakter hikaye ile ilgili her şeyin merkezindeyken twist yapmak ya da açıklamalardan kaçmak için az yer vermek niyetiyle son sayıya saklanmamalı bence. Çok kötü bir sunum olduğunu düşünüyorum. Ben de serinin en güçlü yanlarından biri olarak görüyorum Eren’i zaten bu yüzden sayılarca plansız ilerlemiş ittifak ve cool gözüktüğü için bana kalırsa seriyle çelişki oluşturabilecek şeyler gösterilirken Eren’e zaman ayrılmamasından çok rahatsızım. Grisha’nın titanı devredişi (Eren bundan bahsetmişti ve Grisha orada annenin intikamını al dedi. Hem de Eren’in ilerde ne yapacağını bilmesine ve Zeke’e onu durdur demesine rağmen.), Dina’ya Carla’yı nasıl ve tam olarak neden yedirdiği (Bana göre sebebin Bertholdt olarak gösterilip geçilmesi hatadır. Sebep bu olsa annesini yedirmesi şart değildi. Sebep kendi hayatının, kendi kararlarının en başta da 2. sezon sonunda founding gücünü öğrenmesinin değişecek olmasıydı.), babasına anıları nasıl gönderdiği, bu gücün Attack Titana mı yoksa foundinge mi ait olduğu eğer foundinge aitse diğer Attack Titanların gelecek anılarını rastgele mi gönderdiği, Historia ile konuşmasının tamamı (Bana kalırsa iki karakterin de kişiliğini etkileyen bir an) gösterilmeliydi. Ben bunların hiçbirine açıklayamayacağı için girmediğini düşünüyorum.

    Kandırmak dediğimiz şey eğer sahte bir plot yaratmaksa, eğer seriye hiçbir katkısı olmayacaksa ve uzun süreli yazılıyorsa bu bence çok yanlıştır. Ayrıca kendisinin sevdiği karakter yazımı ile alakalı bir röportajı var alta yazıyorum.

    What is Isayama-sensei’s ideal character like?
    Isayama: “Someone who does not lie.” From the story’s circumstances, to “lie” means the character twisted his or her original will/resolve. I find the most appealing are those who operate according to their resolve, as well as those who, as metafiction would say, rise up against the entire world. on the contrary, I feel that characters who become pawns of the storyline are unattractive. Often, the main character will give up on their original goals due to the story’s development, so those who stand opposite of him or her can become more fascinating.
    Weekly Shounen Magazine 2017 Issue No. 41

    Kaynak: https://fuku-shuu.tumblr.com/post/165460688037/snk-news-isayama-hajime-interview-in-weekly

    Bence şu anki Eren Isayama’nın burada söylediklerinin tam tersi şeklinde yazıldı. Kendisine en büyük eleştiriyi o yapmış gibi duruyor.

    Yine çok uzun yazdım ve bu sefer diğer konulara cevap verince iyice konu dışına çıkmış oldum. Eğer konu dışına çıktığı için uzatmayı bırakmamı isterseniz yazabilirsiniz. Önceki eleştirimi değerlendirdiğiniz için teşekkürler.

    • Görüşünüzü anlıyorum ve birkaç noktaya değinmek istiyorum. Eren’in “yalan söylememesi” olayı, aslında prensiplerine baştan beri sadık kalması ama bunun aynı The Mist’teki gibi (Isayama’nın esin kaynağı) abuk sonuçlara yol açması. İkinci olarak, ada olayında katılmadığımı tekrar belirtmeliyim. Her şeyin kaynağına yol açan ve sembolik değeri olan şey titan döngüsüydü ve bu döngü devam ediyor. Titan gücünün sınırlarını bilmiyoruz, kurucu titan’ı alacak kişinin nasıl bir şey yapabileceğini bilmiyoruz. Lakin seri sonundaki sunuluş şekli, döngünün devamını temsil ettiğini gösteriyor. Yoksa böyle bir şey gösterilmezdi.

      “Finalde seri boyunca anlatılmış temalara gönderme yapıldı diye döngü her daim devam edecek anlamına geldiğini söylersek seride anlatılan bir çok şeyi de görmezden gelmiş oluruz gibi geliyor bana.”

      Burası benim de aklıma gelmişti ve kısmen hak veriyorum fakat Isayama’nın dediği gibi, pek çok farklı felseyi ve yaklaşımı hikayeye koydu. Bu yüzden bir çeşitlilik var. Lakin kimi felsefeler diğerlerinden daha kapsayıcıdır. Serinin sonunda da bunu görmüş olduğumuza inanıyorum.

      Açıkçası bu kadar detaylı olarak karşılıklı bir tartışmayı devam ettirmek çok odak isteyen bir şey ve şu anda bende bir tartışma için bu yok. İsterseniz eklemek istediğiniz bir şeyler varsa kısaca belirtebilirsiniz. Yorumlarınız için tekrar teşekkürler.

  3. Anladım. Dediğinize çıkıyor olabilir. Hele de bu sonu ek sayfalarla açık açık ihanet ediyorum der gibi sunmuşken 😀 Ama seri boyunca gördüklerime ve bazı röportajlarına baktığımda bu felsefenin kesin bir sonuç olarak verilmesi de kabul edebileceğim bir şey değil.

    Yazınız da diğer yazılarınız gibi anlatmak istediğini çok iyi anlatan, toparlayıcı, mantıklı ve çok güzel bir analiz olmuş. Anlayabileceğim veya bildiğim bir konuda olan yazılarınızı okumaya devam edeceğim.

    • Hem dedikleriniz hem de detaylı yorumlarınız için ben de tekrar teşekkür ederim 😀 Ben de sizin bunların uyumsuzluktan böyle olduğu fikrinizi temelde reddetmiyorum, serinin bitişinde gerçekten bir gariplik var. Sayfalar eklenmeden önce kafamda bu kadar soru işareti yoktu ama cilt finali her şeyi değiştirdi.

  4. Yine fevkalade bir yazı olmuş. Uğraşınızı gerçekten takdir ediyorum ve gelecek metinlerinizi okumak için can atıyorum.

    Finalde bu şekilde alt metinlerin değişmesinin bilinçli olduğunu düşünmüyorum. Bence bir şeyleri yetiştiremedi ve sıvamaya başladı. Ama bilinçli olsa bile bunu istemezdim. Nedenini söyleyeyim.

    Seri gerçekçi olmasına karşın büyük çaplı ve destansı bir hikaye anlatıyor. Özellikle ilk üç sezon baya “vatan,millet,sakarya” tadında. Sonraki arc ile tüm dünyayı ilgilendiren politik bir drama, ondan sonraki arcla global soykırım isteyen ana karaktere karşı verilen mücadeleyi anlatiyor. E haliyle insan finalde tüm dünyayı kökünden değistirecek çarpıcı bir olay bekliyor. Ama elimize geçen şey hiç de öyle değil. Kısa kesecek olursam; finalde Eren’in Zeke’in veya Ymir’in hiçbir şeyi değiştirememiş olmaları beni çok sinirlendiriyor. Bu kadar derin işlediğin karakterlerin potansiyellerini boşa çıkarmaktır bu. Sadece o üçlü değil diğer tüm karakterler için geçerli. Abi* madem en sonunda olayı buna bağlayacaksan ne diye survey corpsu (dolayısıyla paradislileri) bilmem kaç kere mucizelerle yok oluşun eşiğinden döndürüyorsun? En başından planın buysa
    ilk sezondaki trost işgalinde tüm paradislileri öldür bitir hikayeyi yani 😀 Demem o ki bu kadar epik ve destansı bi yolculuğu, hele 136’dan itibaren yaşanan olayları düşününce, bu şekilde bitirmek benim için kabul edilebilir bir şey değil.

    Ha şunu da belirteyim; hikayeyi nihilist bir sonla bitirmesine tamamen karşı değilim. Temelini hazırlasa cidden snk ye yakışabilirdi. Ama hele ki 137’nin sonundaki “Avengers” sahnesinden sonra konunun buna dönmesi bayağı komik geliyor bana 😀

    Dediğim gibi İsayama’nın asıl amacının seriyi nihilist bir ana fikirle bitirmek olduğunu düşünmesem de seri tamamen bu görüşlerden bağımsız değil tabii ki. (Sizin örneklerinizin yanına Erwin’in ölmeden önceki son konuşmasını da ekleyebiliriz bence o7)

    • Açıkçası yazıyı yazdığımdan beri ben de düşünüyorum ve Isayama’nın niyeti bu muydu değil miydi bilemiyorum. İki yöne de çekilebilecek bir şey. Ancak yazdığı şeyler kendi başına alındığında bu manaya geldiklerine inanıyorum.

      Benim nihilist bir sonla pek bir sorunum yok fakat Isayama’nın sunduğu dünya görüşünün tarihin tekerrür etmesi gibi noktalarda yanlış olduğunu düşünüyorum (eleştiri yazımda fikirlerimi açıklamıştım). Benim sonlarda rahatsız olduğum noktalardan birisi, Zeke’in kendi nihilist görüşünü bu kadar kolay değiştirebilmesiydi. Oraya daha detaylı bir konuşma gerekiyordu ama SnK’nın daha önce yaptığı şeyler de böyleydi. Belli felsefi fikirleri alıyor ve basitleştirerek sunuyor. Dolayısıyla Zeke’in görüşüne karşı olan Armin’in varoluşçu görüşü de basit.

CEVAP VER

Lütfen Yorumunuzu Giriniz !
Lütfen İsminizi Girin