Açıkçası bu yazı benim açımdan bir lüks. Niye mi ? Çünkü iki adet tez yazıyorum. Ayrıca siteye bir şey yazacak olsam kesinlikle yazacağım şey bu olmaz. Eski yazıların patlayan görselleri ile uğraşmak. Hollow Knight Lore serisini bitirmek ya da karakter tanıtımı yapmak gibi önceliklerim vardı. Peki tüm bu sıkışıklığın içinde neden hiç planlarımda olmayan bu şeyi yazmak istedim. Konseptinin, bloğun konseptine uyması dışında aslında yapısal bir gereklilik yoktu ancak ilginç olabileceğini düşündüren şey. İnternette dönen bu nefret ve öfke sarmalı idi. Herkes bu seriyi tokatlıyor, herkes bu serinin kafasını yere sürtüp kıvılcım çıkartmak istiyor gibiydi ve ben nedenini anlayamıyordum. Ancak, Yapımcıların açıklamalarını, soru-cevap sohbetlerini ve de serinin pazarlanma şeklini biraz araştırınca sanırım bu aşırı öfke dalgasına biraz hak verdim. Ancak aslında bu öfke ve nefretin bu denli ortak bir hissiyat olmasının nedeni serinin radikal kararları değil. Serinin yayınlanma formatı. Resmen sanki bilerek bu olsun istemiş yapımcılar. Neden 5 bölümlük 4 parça ? Yani animasyonu yapan şirket Castlevania’yı yapan firma ile aynı. Neden Castlevania gibi 10 küsür bölümlük tam bir sezon gelmedi ? Çünkü seri öyle bir yerde durdu ve mola verdi ki kimse ikinci beş bölümlük part için yeterli sabra sahip değil. Üstelik Soru-Cevap sohbetinde yapımcı Kevin Smith’in fanlara “F.ck You!” çekmesi. Teela karakterinin ses aktörünün fanlara “Crappy Boys” demesi. Ya da Orko’yu seslendiren ses aktörünün review yapanlara “clown” demesi hiç de hoş olmadı. Maalesef bu yeni bir trend. LeBron James tüm yeni Space Jam filmi eleştirenlere twitter’dan “hater” demişti. Black Widow’u eleştirenler içinde “Kadın liderli film olduğundan mankafalı erkekler yediremedi” tarzı saçma bir açıklama yapılmıştı eleştirmenler için. Halbuki filmin izleyicisinin %75’i erkeklerdi. Nitekim, filme pozitif puan vermiş olan her 3 kişiden 2’sinin erkek olması kuvvetle muhtemel.

Evet, son yıllarda eleştiri maalesef “gömme” denen şeye döndü. Yapıcı eleştiri nedir, nasıl bir şeydir unutulur oldu. Ancak şu da var, bir janra, bir medyum, bir akım kendi çarklarını ve dişlilerini kendi oluşturur. Bu eleştirmen modelini de bu janra ve bu medyum, bu akım yarattı. Filmler, diziler, çizgi romanlar, oyunlar vs vs o kadar post modernist, o kadar yıkıcı, o kadar radikal ve de o kadar “ben yaptım oldu, deal with it !” uyarlamalar ve de derlemeler yaptılar ki, kendilerini taklit eden bu eleştirmen güruhunu da kendileri yarattı.

Nitekim, Kevin Smith daha eski röportajlarında He-Man hiç izlemediğini söyleyen birisi olarak He-Man yapımcısı olunca eski bir fanına dönüşmese, serinin promosyonunu “orijinal serinin ruhani bir sequel’i” diye yapmasa. Trailer sadece He-Man Vs İskeletor’dan ibaret olmasa o zaman fanlar karşılaştıkları bu yeni seri için bu kadar Kevin Smith’in üstüne gitmeyecek ve de Kevin Smith ürünü satmaya çalıştığı insanlara “S.ktirin Gidin!” çekmeyecekti.

Üzgünüm, He-Man ve yeni seriden çok medyumun işleyişi hakkında konuştum ancak bu incelemeden sağ çıkmamız için önce buna değinmemiz lazımdı.


Spoiler içermeyecek şekilde inceleyecek olursam eğer kısacası şu;

5 bölüm içerisine çok fazla sorgulanılası ölüm sıkıştırması, karakter zenginliğinden faydalanmayıp sadece 1 karakter ve onun bencil hislerini ana itici güç haline getirmesi ve de çok radikal bazı kararlar ve de değişiklikler yapılması ve de tam bu değişikliğin ortasında serinin ara veriyor olması seriyi inanılmaz zor bir duruma sokuyor. Çünkü bence çok enteresan bir tercih, gerçekten güzel bir şeyler çıkartılabilir, buradan dönderilebilir bir durum var. Ancak, izleyiciyi gittikleri yol üzerinde biraz zıplatacak bir thriller pump olması gereken şeyi sen koca bir cliffhanger’a çevirir ve de “işte bekleyin de görün ! nasıl da çaktık ama hahaha, ne kaddar da tuhaf değil mi ? Acep sonrası nasıl olacak ? Bekle de gör hehehe” çekersen milleti kızdırırsın.

Tekrar diyorum tüm radikal ve de yıkıcı kararlara rağmen ben esas sorunun hikayenin 5 bölümlük 4 parçaya bölünmesi ve de ilk 5 bölümün bu kadar tartışmalı ve de sindirilmesi zor olmasına bağlıyorum. Böyle bir giriş yapacaksan eğer izleyici hemen arkasını bekler. Çünkü sen bana bir kaos ve kararsızlık, yapısızlık ortamı bıraktın. Ben neye inanacağımı neye tutunacağımı bilmiyorum. Bu tarz anlar gerçekten arkasından gelecek olan hikaye arkı için patlayıcı ve itici güç olabilirler ancak orada durdukları için zemin ayağımızın altından kaydı. Seriye başlarken ve seri tanıtılırken bize verilen sözden, bize vaat edilenden çok daha farklı bir yerde, hiçliğin ve de şaşkınlığın ortasında “Aaa bekleyin gelecek, gelecek, yeni bölümler illaki gelir ve görürsün” yaparsan Millet de senin ve senin serinin d.tünü keser arkadaşım.

Ha fanlarda da aşırı bir tepki yok mu ? Var. Lezbiyen olması muhtemel iki kadın baş karakter seriyi devraldı ve bunlardan birisi inanılmaz bencil ve de kendinden haklı bir portre çizdiğinden ve de hem kadın hem erkek tüketiciler olarak bu tarz fakir ve zayıf feminist işlerden o denli ağzımız yanmış ki kadını ve erkeği herkes He-Man’e öfke kustu. Açıkçası okuduğum ve izlediğim kadın eleştirmenler daha bile sertlerdi aslında. Ancak şunu da unutmamak lazım. Serinin adı eskiden “He-Man and The Masters of The Universe” idi. Şu anki ise “Masters of The Universe: Revelation” ve revelation kelimesi ; aydınlanma, açığa çıkartma, kendini keşfetme vs gibi anlamlara geliyor. Yani yapımcı ve yazarların gözünde aslında bu He-Man hikayesinden çok başka karakterler için açığa çıkarılma hikayesi gibi. Ancak sen tüm tanıtımı He-Man üzerinden yaparsan ve de “Orijinal serinin ruhani devamlılığıdır efendim bu.” dersen ve de dünyada kaç kişi içinde He-Man’in aktif rol almadığı bir “Masters of The Universe” evrenini bir tarafına takıp takmadığına bakmazsan. Adamı canlı yayında ağlatırlar. Sen de kimseye “F.ck You!” diyemezsin.


Spoiler içeren incelemeye geçiyorum, aman dikkat !

Her bölümün 20 dakika olacaksa ilk sezonunu 5 bölüm yapmazsın haa yok illa bu riski alacaksan baş karakterini 5 bölümde 2 kere öldürmezsin be arkadaş ! Tüm erkek karakterler çaresiz, edilgen ve yolunu kaybetmiş halde. Kadın karakterler ise alabildiğine bir şeylere kızgın, bıkkın ve de ben merkezcil. Ha bana sorarsanız Teela’yı merkeze almak hoş bir karardı. Lezbiyen çıkarsa da umrumda olmaz çünkü orijinal seri için bile yıllardır “LGBT Şov” şakası yapılır. He-Man franchise olarak bunlardan uzak bir yapıda değildi zaten. He-Man’in gay çıkma durumu bile var. Ha bu da varsın olsun, gene beni çok bağlamaz. Ama 5 bölüme üçü ana olmak üzere 6 erkek karakterin ölümünü sığdırmak ? Bunlardan bir tanesi (Prens Adam/He-Man) iki kere öldü. İskeletor tam ölmemiş aslında geri döndü. Orko, Robotto, Moss Man ise bir zamanı geriye alma ya da uzay-zaman mombo jambosu olmadıkça kalıcı bir biçimde öldürüldüler.

Seride işlenilmeye çalışılan Sihir Vs Teknoloji, Doğa Vs Makina çok yüzeysel. Güzel bir noktaya parmak basmışlar, Masters of The Universe evreninde eşit derece önemi olan bu iki medyumu karşı karşıya getirmek çok akıllıca ancak bunu çok kofti bir şekilde yapıyorlar. Özellikle baş karakter Teela’nın öfke nöbeti ile görevinden ve ailesinden uzaklaşması sonrası neden sihir düşmanı olduğunu anlamadık. Ve “teknoloji varken sihir gereksiz” gibi çok güçlü ve de işlenilebilecek bir olay 1 bölüm sonra “Lan oğlum sihir olmazsa öleceğiz, sihiri geri getirmeliyiz.” söylemi ile son buluyor çünkü Eternia’nın bildiğin yaşamak için sihre ihtiyacı var. O yüzden tüm o tekno vs sihir işlentisi de anlamsızlaşıyor ve o zamana kadar aldığı kararlar ve söylediği sözlere tam olarak ortak olamadığımız, aynı sayfada buluşamadığımız baş karater Teela, “Teknoloji varken, sihiri ne yapayım, lanet olsun sihrinize!” tavrı onu daha da bağ kurulamaz hale getiriyor. Madem sihir yeniden arzın merkezi olacaktı neden bu tekno-seviciliği işin içine kattın.

Animasyonlar ve müzikler güzel ancak, firmanın Castlevania’yı yaptığını düşününce bence biraz daha üzerine çıkılabilirmiş gibi geldi. Yani ya 5 bölümlük parçalar fikrinden ya da 20 dakikalık bölümler fikrinden vazgeçmeliydiler ve de seriyi düzgün bir başlangıç noktasına ,kararlı bir zemine getirdikten sonra ara vermeleri gerekiyordu.

Bence çok ilginç olabilecek bir “What If” hikayesi yalandan ibaret olan bir pazarlama stratejisi ile, berbat bir “sezon” anlayışı ile ve de yapımcısından aktörüne herkesin aşırı sentimental davranması ile rezil rüsva edilmiş durumda. Netflix de bir kez daha neden en kötü uyarlama ve adaptasyonların yuvası olduğunu kanıtlamış oldu ancak böyle olmak zorunda değildi. Ben yaptım olduculuğun, woke feminizminin, aşırı hassas hayranların ve de post-modernist pazarlayıcıların beraberce harcadığı bir başka kurgusal evren daha. Ben de yazık evimde heyecanla oturmuş “Eğer He-Man çok başarılı olur ve tutarsa bir akım başlar böylece Thundercats, Galaxy Rangers, Captain Planet, Bravestarr gibi efsane 80s aksiyon cartoon yapımları yeni versiyonları ile geri dönerler diye hayaller kuruyordum. Hayatımın son dönemleri hayallerimin yıkılmasından ibaret olduğu için çok da şaşırmadım ancak biraz üzüldüm. Tek bildiğim Orko’nun bir reis, bir alfa olduğudur

Bir not vermiyor ya da değerlendirme yapmıyorum çünkü seri teknik olarak bitmedi. Eğer iptal edilir ve burada kesilirse yaparım yok devam ederse, devamını izler öyle yaparım.

İşte bu kadar sevgili dostlar. Okuduğunuz için Teşekkürler. Bir dahakine daha iç açıcı bir yazıda görüşmek üzere…

CEVAP VER

Lütfen Yorumunuzu Giriniz !
Lütfen İsminizi Girin