Cyberpunk, 1980’lerden beri var olan ve pek çok kişinin ilgisini çekmiş bir kurgu türüdür. ‘Yüksek teknoloji, düşük hayat’, yani gelişmiş bir teknoloji ve düşük hayat standartlarının bir arada bulunduğu hikayeler şeklinde özetlenebilecek olan bu tür oldukça geniştir. Matrix, Akira, Ghost in the Shell, Psycho-Pass, Blade Runner, Battle Angel Alita, Deus Ex, Altered Carbon, Cyberpunk 2077 ve daha nicesi… bunlar birçoğumuzun bildiği veya en azından duyduğum isimlerdir. Peki, basit bir tanımlamanın ötesinde, cyberpunk tam anlamıyla nedir? Neden doğmuştur? Nasıl doğmuştur? Ne anlatmak istemektedir? Bu yazıda, bu sorular cevaplanmaya çalışılacaktır.

1960’lar ve Yeni Dalga

Cyberpunk’ı anlamak için, öncelikle 1960’lar ortamını anlamak gerekmektedir. Bu devirde, bilim kurguda Yeni Dalga (New Wave) ismiyle bir akım doğuyordu. Daha önceki sert bilim kurgunun, yani Jules Verne’in kitaplarında veya Arthur C. Clarke’ın çoğu kitabında gördüğümüz gibi, bilimsel temeli oldukça kuvvetli olan ve bu dünyanın fizik kurallarına yakın eserler yerine, oldukça deneysel ve hayal gücünün daha serbest gezindiği eserler verilmeye başlanmıştı. Bunun sebebi, kısmen, edebiyatta görülen bir döngüdür. Bir akım doğar, kendi kurallarını oluşturur ve yayılır. Daha sonra, buna tepki olarak, başka bir akım doğar ve bu sınırların dışına çıkar.

Kimi Yeni Akım eserler.

Bu açıklama, Yeni Akım türünü kimi açılardan bir mantığa oturtsa da, tek başına yetersizdir. 1960’ların siyasi atmosferi ve o zamanlar oldukça yaygın olan ‘karşı kültür’ akımları, Yeni Akım’ı oldukça etkilemiştir. Özetlenecek olursa, 1960’lara kadar, batı dünyası çok daha geleneksel bir toplumdu. Ancak bu yıllarda, kimi zaman birbiriyle bağımlı, kimi zaman da bağımsız olarak, toplumdaki genelgeçer kimi kabullere karşı tepkiler doğmaya başladı. Bunlardan önemli bir tanesi, ABD’deki ırkçılığa karşı, özellikle siyahilere karşı yönelik ırkçılığa karşı, yürütülen sivil haklar hareketidir. Diğer bir tanesi, 1960’larda yapılan cinsel devrimdir. Bu iki hareket, birbirlerinden bağımsız olsalar da, yerleşik düzene karşı çıkmaları açısından ortaktırlar.

Sivil haklar hareketinin önderlerinden birisi, Martin Luther King Jr.

1960’ların karşı kültürü ‘düzen karşıtlığı’ şeklinde özetlenebilir. Hepimizin bildiği hippiler özellikle bu dönemde öne çıkmış ve akıllarda yer etmiştirler. Düzen karşıtı pek çok kişi, ırk, cinsiyet, doğaya yaklaşım, uyuşturuculara yaklaşım gibi konularda geleneksel toplumdan kopmuşturlar. “Her şeyi anladım ama uyuşturucular ne alaka?” diye sorabilirsiniz. O zamanki kimi kişiler, uyuşturucu maddelerin zihne yaptıkları etkiyi ‘algı açan’ bir şey olarak görüyorlardı. Bu yüzden, özellikle LSD gibi maddeleri benimsemiş ve kendi karşı kültürlerinin parçası yapmışlardı.

“Vietnam’da savaş ve evde sosyal kriz!”
Vietnam Savaşı’na olan tepki, 1960’ların karşı kültürünün önemli bir parçasıydı. Ocak, 1968 Washington, DC, ABD.

Bu özellikler, o dönemin bilim kurgusuna da yansıdı. Geleneksel kalıpları yıkmak isteyen yazarlar, daha deneysel bilim kurgu eserleri yazmaya başladılar. Bunun sonucunda, ‘yumuşak bilimkurgu’, yani bilimsel yasaların çok da önemli olmadığı bilim kurgu eserleri yaygınlık kazandı. Aynı zamanda, uyuşturucu ve farklı cinsiyet rolleri, bilim kurguda yaygınlaştı. 1960’lara ve 1970’lere darbesini vurmuş bu akımın belki de en ünlü yazarı Ursula K. Le Guin’dir. Örneğin, Karanlığın Sol Eli kitabında hermafrodit (biyolojik olarak çift cinsiyetli) bir türün kurduğu medeniyeti konu almış ve cinsiyet rollerinin tamamen farklı olduğu bir evren yaratmıştır.

Yeni Akım, yumuşak bilim kurgu olması ve cinsellik ile uyuşturucu temalarını işlemesi açısından cyberpunk türünün öncüsüdür. Cyberpunk hikayelerin neredeyse tamamı yumuşak bilim kurgudur. ‘Denizler Altında 20.000 Fersah’ gibi, bilimsel detayların çok dert edildiği hikayeler değildirler. Daha çok, siber düzlemi veya teknolojinin insan hayatına etkisini konu alırlar. Her zaman böyle olmamakla beraber, genellikle, teknolojinin nasıl çalıştığından öte, insanlık üstündeki etkisi vurgulanır.

İşin diğer boyutunda, bu dünyalarda, genel olarak cinsiyet rolleri geleneksel değildir. Örneğin, 2002’de çıkmaya başlayan Altered Carbon kitaplarında, insanların kişiliğini taşıyan çipler, cinsiyet fark etmeksizin, herhangi bir bedene takılabiliyorlar. Ghost in the Shell evreninde, baş karakter Motoko biseksüeldir. Cyberpunk masaüstü oyunlarından esinlenerek yapılan Cyberpunk 2077 video oyununda, oyuncu kendi karakterini yaratırken beden tipini ve sesini ayrı ayrı seçecek. Yani, kadınsı bir bedene erkeğimsi ses koymak gibi şeyler yapabilecek.

Cyberpunk 2077’ye ait bir tasarım eseri.

Son olarak, hemen hemen bütün cyberpunk evrenlerinde uyuşturucular oldukça fazla görülmektedir. Ancak, 1960’lardaki karşı kültür hareketlerinin aksine, bu genellikle onaylayan bir biçimde değil, berbat koşullarda yaşayan insanların anlık kaçışlar araması şeklinde sunuluyor. Bunun bir örneği, cyberpunk türünün oluşmasında oldukça temel bir yeri olan, Neuromancer romanındaki uyuştucu kullanımıdır.

1980’ler ve Siber Uzay

Cyberpunk türünün anlaşılması için incelenmesi gereken ikinci dönem, 1980’lerdir. Bu dönemde, özellikle ABD toplumunda, oldukça ilginç dönüşümler yaşanmış ve bunlar cyberpunk’ın çıkışında temel bir rol oynamıştırlar.

ABD’deki bankalar, yetmişlerden beri oldukça güç kazanmaktaydı ve seksenlere gelindiğinde bunun hızı artmıştı. Aynı zamanda, dijital teknoloji gittikçe yayılmaktaydı. Bunun sonucunda, ekonomik sistemin dünyayı yönetebileceği görüşü gittikçe popülerleşmeye başladı. Bu yönetim, daha önceki sistemlere kıyasla, çok daha ‘görünmez’ bir güç olacaktı. Bunu fark eden yazar William Gibson, kafasında bir dünya tasarladı. Bu dünyada, bankalar ve şirketler, bilgisayar sistemleri sayesinde aralarında bağlar kurarak, yeni bir sistem oluşturmuşlardı.

Gibson, bu fikrini yazıya döktü ve 1984’te, pek çok kişi tarafından cyberpunk türünün en önemli eserlerinden birisi olarak görülen, Neuromancer kitabını çıkardı. Bu dünyada, hem sıradan insanlara hem de politikacılara görünmez olan bir bilgi ağı dünyayı yönetiyordu. Gibson bu ağa ‘cyberspace’, yani ‘siber uzay’ ismini vermişti. Siber uzayda, sizi koruyacak yasalar veya politikacılar yoktu. Sadece, saf şirket gücü vardı. Birisi tarafından tutulan bir hacker, sizin zihninizi bir anda yok edebiliyordu.

Siber uzay kavramının kullanıldığı yerlerden birisi Dex isimli oyundur.

Filozof Mark Fisher, cyberpunk’ın 1980’lerde ortaya çıkışının, neoliberalizm denilen politik akımla bağlantılı olduğunu söylemektedir. Neoliberal politikalar, kamu alanını gittikçe küçültmekte ve özelleşmeyi arttırmakta, şirketleri güçlendirmektedir. Fisher’a göre, hem neoliberalizm hem de cyberpunk, dünyanın şirketler tarafından yönetildiği distopik bir gelecek içermektedir. Yani cyberpunk’ta gördüğümüz karanlık gelecek, 1980’lerde popülerleşmeye başlamış olan neoliberal politikaların kurguya yansımasıdır. Elbette, cyberpunk bunu onaylar bir şekilde değil, tam tersine, bir eleştiri ve bir uyarı olarak yapmaktadır.

Siber Uzay ve Rakip

Gibson’ın distopik siber uzay görüsü, kimi kişiler tarafından tam tersi bir şey, yani bir fırsat olarak görülmüştü. Politikanın karmaşıklığından sıkılan bir grup ‘eski karşı kültürcü – yeni teknoloji adamları’, siber uzayı bir kaçış aracı olarak görmüştürler. Onlara göre, siber uzay, şirketlerin ve devletlerin kirletebileceği bir alan değildi. İnsanların fikirlerini ne olursa olsun söyleyebilecekleri özgür bir yerdi. Bu kişiler için, siber uzay, uyuşturucuların sağladığı ‘farklı bir dünya’ hayalini gerçek hale getirebilecek bir şeydi. Bu kişilerden önemli bir tanesi, John Perry Barlow’du. Eski hippilerden olan Barlow, ‘Siber Uzayın Bağımsızlığının İlanı’ isimli bir bildiride, politikacılara siber uzaydan uzak durmalarını ve onu serbest bırakmalarını söylemiştir.

Barlow ve diğer iyimser teknoloji tutkunları.

Bu kişiler, tam farkında olmasalar da, aslında bir nevi interneti tarif etmekteydiler. Onların hayalindeki internet, büyülü ve özgür bir yerdi. Şirketlerden özgürdü. Eski güç sistemlerine bir alternatifti. İşte bu görüşü, kimi kişiler oldukça saftorik buluyordu. Özellikle, o dönemde popüler olan iki hacker, Phiber Optik ve Acid Phreak, Barlow ile yoğun bir tartışmaya girdiler. Barlow’a göre, siber uzayda hiyerarşi diye bir şey yoktu. Ancak hacker ikilisi, bunun çok yanlış olduğunu söylüyorlardı.

Acid Phreak rumuzlu hacker, Elias Ladopoulos.

Bunu kanıtlamak için, Acid Phreak, TRW isimli bir şirketin veri bankasına sızdı. Soğuk Savaş’ta ABD ordusuna destek vermiş olan TRW şirketi, o zamanlarda kredi verme ve borç takibi hizmetleri sunmaktaydı. Acid Phreak, şirketin içine sızdıktan sonra, vatandaşlara verilen kredilere ve borçlara göre, her vatandaşa ait bir ‘kredi profili’ oluşturulduğunu gösterdi. Şirketi hackleyerek Barlow’un bilgilerini aldı ve onun kredi profilini yayımladı. Böylelikle, yeni gelişmekte olan siber uzayın çoktan şirketler tarafından kullanıldığını ve hiyerarşiler içerdiğini gösterdi.

Günümüz

Peki günümüzde kim haklı çıkmıştır? Bunun yanıtı oldukça basittir: elbette cyberpunk. İnternete dair eski safça görüşler zamanla yok oldu. İnternetin önemli bir kısmı, şu anda, şirketler ve devletler tarafından kontrol ediliyor. Örneğin, her sene yeni bir veri gizliliği fiyaskosu çıkıyor. Her geçen sene, insanların internette yaptıkları daha çok kısıtlanıyor. Şirketler daha çok nüfuz sahibi oluyor. Hatta artık, eski bankacılık sistemi yok oldu. Borsa bankerleri, yerlerini bilgisayarlara bıraktılar.

Psycho-Pass’teki, kişilerin hayatlarının tamamını belirleyen Sibyl sistemi.

Bunun önemli bir örneği, BlackRock isimli bankacılık şirketi ve onun Aladdin isimli bilgisayar sistemidir. Bu sistem, şirkete emanet edilmiş yatırımları takip etmekten sorumludur. Devasa hafızasında, son 50+ yıldaki olaylar, sadece ekonomik de değil, her türlü olay depolanmıştır. Böylelikle, geçmişi analiz ederek, yatırımları hasar almayacakları şekilde hareket ettirmektedir. 2013 senesinde, 11 trilyon dolarlık yatırımlardan sorumlu olmuştur. Firmanın kurucusu Laurance D. Fink şu an bir milyarderdir ve Forbes tarafından, 2018’de, dünyanın en güçlü 28. kişisi seçilmiştir.

Blade Runner 2049’un kötüsü, süper zengin CEO, Niander Wallace.

Görüleceği üzere, teknolojideki gelişmeler çoktan farklı bir siber gerçeklik yaratmıştır ve bu siber gerçeklik, asıl gerçekliği etkilemekte, hatta onu kontrol etmektedir. Bu, 20. yüzyılın en önemli filozoflarından birisi olan Baudrillard’ın ‘hipergerçeklik’ kavramını anımsatmaktadır. Bu kavrama göre, içinde yaşadığımız dünya, yapay ve gerçek olan arasındaki ayrımın gittikçe blurlaştığı ve yapayın gerçekten ayırt edilemediği, hatta orijinal gerçeklik diye bir şeyin kalmadığı bir yöne doğru gitmektedir.

Matrix, hipergerçeklik kavramından oldukça esinlenmiştir. Örneğin, sadece siber gerçeklikte güçleri olması gereken Neo, daha sonra ‘asıl’ gerçekliği de etkilemiştir.

Yukarıda anlattığım hikaye bu değilse nedir? Yapay gerçeklik (siber bankacılık sistemi), asıl gerçeklikle birleşmeye başlamıştır. Bu durum, yani yapayın asılı etkilemesi durumu, cyberpunk’ta oldukça sık görülen bir şeydir. Örneğin, Matrix bundan oldukça esinlenmiştir. Başka bir örnek olarak, Matrix’in esin kaynağı olan Ghost in the Shell’de, yapay bedenlerde yaşayan insanların ‘ruhunun’ olup olmadığı sorusu önemli bir yere sahiptir. Serinin ismi, ‘Kabuktaki Hayalet’ anlamına gelmektedir. Hayalet, ruhu, kabuk, makine bedeni temsil etmektedir.

“Korku, gerginlik, izolasyon ve yalnızlık hissediyorum. Bazen de umut.”

Görüldüğü üzere, cyberpunk, teknolojinin ve toplumun gidişatı incelenerek, tarihsel bir çerçeveye oturtulabilmektedir. Kimi yerlerde bu tarihsel koşulları yansıtmakta, kimi yerlerde insanlara bir uyarı yapmaktadır. Sonuçta, elektronik, dijital ve siber sistemlerin ortaya çıktığı, üçüncü endüstri devrimi sonrasındaki dünyada yaşıyoruz. Aynı zamanda, şirketler gittikçe güçleniyor. Bu yüzden, bu ikisini bir araya getiren ve onların gidebileceği karanlık bir gelecek portresi çizen cyberpunk türü, hala günümüzle oldukça alakalı hikayeler sunuyor. Medeniyetimizin gidebileceği uç noktaları gösteriyor. İşin daha bile ilginç yanı, yaklaşık 40 senedir bu türde eser verilmeye devam edilmesine rağmen, günümüzdeki ortama dair, hala, oldukça fazla şey söylüyorlar. Şaşırtıcı da değil. Sonuçta, neoliberalleşme de, siberleşme de, hayatımızdan çıkmadı. Tam tersine, daha çok yayıldılar ve güçlendiler. Belki de bu yüzden, kültürel olarak hala bu noktada sekmekteyiz ve cyberpunk hala alakalı olmaya devam ediyor.

4 YORUMLAR

  1. Yazı için teşekkürler. Cyberpunk yapımları kapsamlı bir şekilde tanıtan yazı veyahutta yazısı dizisi de bekleriz. Animelere hâkim olduğundan mütevellit, batının sinema sektörü tercihimdir. 😀

CEVAP VER

Lütfen Yorumunuzu Giriniz !
Lütfen İsminizi Girin