Psycho-Pass bizi büyüleyici bir konsept ile karşılıyor 22. yüzyılın Japonya’sında sevgili Japon halkımız Sibyl adı verilen yargı ve yönetim sistemi sayesinde yeniden kapalı bir toplum haline gelerek ideal toplumu oluşturmayı başarmıştır. Öncelikle, Psycho-Pass serisi iki şeyi irdeliyor, bu yapıdaki bir toplumun içindeki çeşitli kişilikten karakterlerin sistemle nasıl etkileşime girdikleri ve sistemin yetersiz kaldığı yerde bireylerin işlenen suçu nasıl karşılayıp bu suç ile nasıl mücadele ettikleri anlatılıyor. Her karakterin kendi perspektiflerinden Sibyl Sistem’ine olan bakış açılarına ve sistemin topluma sağladığı yararlar ve kusurlara bir göz atacağız. Öncelikle yazının büyük bir şekilde spoiler içerdiği uyarısını vermiş olalım. Ve yazıda seride geçmeyen ama daha sonra karakterler ilgili verilen resmi bilgilerden de yararlanılmıştır.

Sibyl Sistem’i ve Faydacı Düzen

Sibyl Sistem’i seride Utilitarizm olarak bilinen toplum için kötü olmayıp yararlı olarak sonuç veren eylemin etik ve ahlaklı olduğunu savunan ahlak felsefesini temsil eder. Örneğin sistem, her bir kişinin bir suç işleyip işlemeyeceği konusunda önceden bir yargıda bulunabilir ve bu yargı işleminden çıkan sonucu kişinin psikolojisinin toplumda bulunabilmesi için güvenli mi yoksa tehlikeli mi olduğuna karar vermek için kullanır eğer ki karar olumsuz ise kişi toplumdan uzaklaştırılmak üzere terapiye(mahkumiyet) alınır veya infaz edilir. Bu uygulama açık bir şekilde bireyler için kötü olsa da, sokaklardaki suçun neredeyse tamamen engellenmesi anlamına geldiği için sonuç olarak toplum için iyi bir karardır.

Bu felsefenin pratikte uygulanması Psycho-Pass olarak bilinen bir şeydir. Psycho-Pass kişinin mevcut stres düzeyinin Sibyl Sistem’i tarafından ölçülüp kişinin muhtemel suç işleme olasılığının sayıya dökülmüş halidir. Kişiye verilen suç katsayısı yükseldikçe psycho-pass rengi koyulaşır. İnsanlar, ülkenin her yerinde olan kameralar ve tarayıcılar tarafından her an simatik olarak taranır ve bu tarama bilgileri Sibyl Sistem’i tarafından analiz edilerek bireylerin psycho-pass dereceleri hesaplanır. Eğer ki kişinin psycho-pass’ı bulanıklaşmış ise Kamu Güvenliği Bürosu tarafından gönderilen memurlarca tutuklanıp terapiye götürmek üzere toplumdan uzaklaştırılır. Sibyl ayrıca kişinin çalışma yeterliliklerini de analiz ederek insanların ileri ki hayatlarında topluma en çok yarar sağlayacakları meslekleri seçer ve vatandaşın mesleki kariyerlerini o yöne yönlendirir.

Bununla birlikte, Sibyl Sistem’i birçok etik meseleyi ortaya gündeme getirmektedir. Örneğin Sibyl Sistem’i belirli bir psycho-pass puanının üzerindeki bütün kişilerin suç işleyip işlemediklerine bakmaksızın sorgusuz sualsiz infazını emretmektedir. Peki bu tür bir yargı adil mi? Ya Sibyl bir hata yaparsa? Yüksek suç katsayısına sahip bir kişi toplum için yararlıysa ne olur?


Bir Panopticon, Siby Sistem

Gözetime ilişkin çalışmaların beslendiği İngiliz filozof ve toplum kuramcısı Jeremy Bentham’ın ortaya koymuş olduğu; gözetlemenin bir kulenin etrafında birçok hücreden oluşan ve bir gardiyanla bile birçok mahkumun aynı anda denetlenebildiği merkezi bir yapı olan panoptikon kavramı, Foucault ile gündeme gelmiştir. Bu bağlamda Foucault, panoptikon ile gözetim toplumuna vurgu yaparak yönetimselliklerin değişen doğasıyla ilgilenmiş ve bunların insanlar üzerinde kontrol sağlayan pratik ve teknikler olduğunu ortaya koymuştur. Foucault’a göre iktidar sahibinin bir grup insanın tümünü gözlemleyebilmesine fırsat tanıyan yapıda, bu iktidar sahibi yapı içinde herhangi bir görevli olmasa dahi orada olma olasılığı ile insanları belli şekillerde davranmaya itebilmektedir. Böylece güç sahibinin belirlediği normalliğin derecesi norm olarak kabul edilmektedir. Sibyl ise bu sistemin tüm Japonya’ya uygulanmış halidir. Suçların büyük çoğunluğu polis gerektirmeksizin Sibyl’in Panopticon baskısı ile fiili bir hareket olmadan durdurulmaktadır. Daha iyi anlamanız için şu örneği de veriyim. Benzer bir sistem ilahi dinlerde de mevcuttur Tanrı tarafından sürekli izlendiğini bilen veya düşünen inançlı birey mümkün olduğunca günah işlememeye çalışır çünkü işleyeceği herhangi bir günahın siciline yazılıp cezasının bir gün kesileceğini düşünmektedir. Yani sonuç olarak Sibyl dünyası sapına kadar gözetim toplumudur.


Kougami ve Onun Hammurabi Kodu

M.Ö. 1754 yılında, eski Babil krallığının hükümdarı şimdilerde Hammurabi Yasası olarak bilinen kanunları yazdı. Bu yasalarda temel olarak suç işleyene karşı “Göze göz dişe diş” prensibini temel alarak işlenen suçun nedenlerine bakılmaksızın eşit olarak cezası verilir. Bu düşünce şekli bir cinayetin sonucu alınan intikam için adam öldürmeyi tamamen meşru kılmaktadır. Bu adalet anlayışı dolayısıyla yakın arkadaşı Sasayama’nın Makishima Shougo tarafından korkunç bir şekilde öldürülmesinin ardından Shinya Kougami tarafından benimsenen düşünce hattı haline getirilir. Kougami intikam duygusu dışında Sibyl Sistem’ine karşı itiraz veya direnç göstermese de eğer Sistem’in adaleti onun adalet anlayışıyla çelişirse sisteme karşı itaatsizlik gösterebilir.

Bu meydan okuma basit bir eylemden ibaret olarak görünse de aslında Sibyl Sistem’inin kendi müfettişi ve infazcısı tarafından adaletin etkili bir yargıcı olarak görülmeyip reddini temsil eder. Ve sonuç olarak Makishima konusunda sistemin doğru bir karar veremeyeceğini düşünen Kougami en sonunda Hammurabi’nin yolunu takip ederek sistemden ve dolayısıyla toplumdan tamamen kopmuştur.


Ginoza, Kougami’nin Yansıtılmış Yansıması

Benzer kişilik ve yeteneklere sahip iki karakter farklı yolları takip etseler bile toplumsal anlamda çöküşe uğruyorlarsa insanın aklına bir kaç soru geliyor: Başarısızlık kaçınılmaz mıydı? Her iki kapıda aynı yere açılıyorsa bu kaderden kaçınabilecek herhangi bir yol var mıdır? Eğer yol yoksa Sibyl Sistem’i neden bu ikilinin müfettiş görevine uygun olabileceklerini düşünüyor? Sonuçta şüphesiz her ikisi de harika birer dedektif olsalar da karşılaştıkları kötü durumlar karşısında müfettiş pozisyonlarını koruyabilecek mental kapasiteye sahip değiller gibi görünüyor.

Üstelik her ikisi de infazcı pozisyonunda çok daha iyi performans gösterebilmektedir. Müfettiş rolü ikisininde yeteneklerini kısıtlamaktadır. Serinin başlarında hemen hemen bütün davaları çözen her zaman Kougami olmuştur; Spooky Boogie’nin sırrını çözdü, Rikako Oryo’nun kimliğini açığa çıkardı ve Makishima gibi iz bırakmayan bir hayaleti gölgelerden çıkardı. Ginoza ise bütün olaylar boyunca arkasına yaslandı ve izlemekten başka bir şey yapamadı. Gel gör ki bunun nedeni Ginoza’nın Kogami’den daha az yetenekli olması yüzünden değil Ginoza’nın mevkisi ve ruhsal sağlık gereksinimleri yüzünden yeteneklerinin engellenmesi sonucudur. Çünkü Kougami’nin kötüleşeceğinden endişeleneceği bir puanı olmadığı için kendini suçlu yerine koyup düşünebilmektedir.

Bu durum izleyiciye hiçbir müfettişin hem yasal hem de psikolojik olarak temiz olamayacağını ima eder. Seri içinde Masaoka karakterinin şöyle bir kelamı var: “Şimdilerde İnfazcılar var, ancak bu konum oluşturulmadan önce, potansiyel suçlu olarak tanımlanıp özgürlüğü elinden alınan birçok dedektif vardı.” Öyleyse bu yaygın ve neredeyse kaçınılmaz bir olay, o halde neden Sibyl bunu hesaba katmıyor ve müfettişlerinin pozisyonlarından düşmelerini engellemek için ekstra bir şeyler yapmayıp onların ailelerinden ve toplumdan koparıp birer K-9 haline getiriyor? Seride bu duruma verilen kolpa cevap müfettişlerin akıl sağlıklarının korunması için pis işler bir kalkan olarak İnfazcılara yaptırılıyor. Pratikte bu cevap doğru gibi gözükse de aslında gerçek cevap İnfazcıların görevlerini müfettişlere göre daha iyi yerlerine getirebilmeleridir. Kougami, Ginoza ve muhtemelen bütün müfettişler bu pozisyonda harcanmaktalar. Gerçek yeteneklerini ve potansiyellerini ancak özgür düşünce ortamı ve bağlarından koparak sergileyebilirler. Bu durumun farkında olan Sibyl Sistem’i yalnızca başarısız olmalarına göz yummakla kalmayıp, topluma daha fazla fayda sağlayabilmek için bu yetenekli dedektiflerin müfettiş pozisyonunda başarısız olmalarını arzu etmektedir. Dolayısıyla müfettiş rolü aslında seride gösterildiği gibi infazcı pozisyonundan üstün değil aksine ondan önce basılan bir basamaktır.


Bir Düşünce Suçlusu Masaoka

Bu başlık içerik olarak üsttekiyle biraz benzerde olsa da, seri içinde ilginç bir pozisyona sahip olan Tomomi Masaoka karakteri üzerine de bir şeyler yazmak istiyorum. Masaoka  bir infazcı durumuna nasıl geldiği sorulduğunda, Sibyl Sistem’ini benimsemenin onun için esasen çok geç olduğunu söylemişti. Bunun dışında Masaoka seri içinde gördüğümüz en babacan, mülayim ve nazik karakter. Onu tehlikeli bir suçlu olarak hayal etmek bizim için neredeyse imkansız. Zihni azılı bir suç potansiyeli taşımayacak kadar dengelidir, onun gerçek olan tek suçu büyük ihtimal ile Sibyl’den bağımsız düşünce yeteneğine sahip olmasıdır. Fazla muhalif düşünceye izin vermek toplumsal düzen için bir tehdit oluşturabilirse de Masaoka gibi birini toplumdan uzaklaştırmak gerçekten gerekli midir? Ne zamandır özgür düşüncenin bastırılması toplumsal istikrarın korunması için gerekli hale geldi?

Sibyl Sistem’inin davaları Masaoka’nın sağ duyusuna uygun bir şekilde ele alması mümkün değildir. Tüm parıltılı ihtişamına rağmen seri boyunca Sibyl bunun gibi kusurlarını bizlere bıyık altından olsa da göstermiştir. Belki Masaoka halen daha yeni olup gelişmekte olan Sibyl Sistem’inin talihsiz bir hatasıdır. Ancak bu mantık Sibyl Sistem’inin bilinçsel yetisini göze aldığımızda böyle küçük görünen ama büyük hatalar yapan sistemin başlangıç kullanımı için oldukça hatalı olduğunu gösteriyor. Sibyl Sistem’i bilimsel ve mantıksal olarak sağlam gerekçeler üzerine kararlar almasına rağmen, son birkaç bölümde bize gösterdiği gibi olayları kendi lehine sonuçlamak için kendi koyduğu kuralları kendisi için geçersiz kılabiliyor. Görünüşe göre Masaoka, hatadan ziyade Sistem tarafından özellikle seçilip suç potansiyeli taşımadığı halde suçlu durumuna sokulmuştur.


Makishima Özgür İradeye Sahip Devrimci Düşünür

Makishima Shougo tüm seri içindeki en eşsiz bir bakış açısına sahip. Sibyl Sistem’i seri içinde Utilitarizm’in yanında ona benzer olan consequentialism yani sonuçsalcılık olarak bilinen bir eylemin etiğini belirleyen şeyin nihai sonuç olduğunu öğütleyen felsefe disiplinini de temsil eder. Bir başka deyişle, en olumlu sonuç verecek kararı alan kişi haklıdır. Makishima buna tamamen karşıdır bunun yerine bir kararın yalnızca karar verme motivasyonu ve iradesi olan kişiler tarafından verilmesinin önem arz ettiğine inanır. Yani Sibyl yerine erdem temelli etiği daha fazla temsil eden bir görüşe inanmaya karar verir. Elbette Makishima’nın eylemleri ve “erdemleri” çokta erdemli şeyler değiller, ancak erdem temelli etiğin arkasındaki fikir sonuçlara bakılmaksızın doğru olduğunu düşündüğün şeylere göre hareket etmektir.

”Eğer sistem senin üzerinde yaşam ve ölümün kudretine sahip ise sen artık bir insan değil bir besi hayvanısındır ve çiftlik sahipleri ne kadar başka şekil deymiş gibi davranmaya çalışsa da onlar asla olası aperatiflerini arkadaşları olarak görmezler. Ancak benim için asıl gizem ise hep şu olmuştur; tüm bu besi hayvanı muamelesi gören insanlar nasıl olurda her şeyi yok etmeyi aklından bile geçirmez.”

Makishima Shougo

Hiç kimsede Sibyl’e karşı çıkma gibi bir isteğin olmaması fikri onu cezbetmektedir. Bir incelendiğinde Makishima’nın eylemleri kolayca kavranabilir şeyler; Her şeyden daha fazla arzuladığı şey birisinin Sibyl’e karşı kendi iradesiyle hareket ederek karşı çıkmasıdır. Bu nedenle Makishima seri boyunca hep korkunç suçluların, katillerin arkasında duruyor ve onlara yardım ediyor çünkü toplumda Sibyl’e meydan okumak isteyen bir tek bu tip şahıslar. Bununla birlikte, suçlular ona karşı sisteme karşı olan motivasyonlarını kanıtlamak zorundadırlar ve bu motivasyon kibir ve yüzeysellikten oluşan sığ duygulara kapılmamalıdır aksi taktirde fişleri Makishima tarafından çekilir.


Akane Seçim Hakkına Sahip Kişi

Psycho-Pass’ın ilk bölümü ana karakterimiz Akane’nin Kamu Güvenliği Bürosuna katılmasıyla başlar. Bizim gibi Akane’nin de Kamu Güvenliği Bürosunun da işlerin nasıl gittiği konusunda çok az bir fikri vardır ve bu nedenle Akane bize gösterilen bu sistem hakkındaki sorularımızı dile getirerek izleyiciye bir nevi tercüman olmaktadır. Bununla birlikte Akane’nin serideki tek rolünün izleyicinin perspektifinden sorular sormak olduğunu varsaymak büyük bir hata olur. Çünkü Akane’nin bakış açısı bizimkinden oldukça farklıdır. Psycho-Pass’ı izlerken kendimizin ve şuan ki dünyanın sosyal yapısını temel aldığımız için sistem bize öcü gibi gözükür. Ancak Akane bizim aksimize tamamen sistemin içinde doğup sistemle birlikte büyümüştür. Bu yüzden Sibyl onun için temel bir ihtiyaç, karar ve inanç mekanizmasıdır. Hepimiz kendi toplumsal düşünce yapımızın en iyisi olduğunu düşünmekten hoşlanıyoruz ve Akane de bizden pek farklı değil. O halde Akane bizim Psycho-Pass toplumuna bakış açımızı değil bu toplumun içinde yaşadığımız taktirde oluşacak olan bakış açısını temsil ediyor.

Akane’nin sisteme karşı olan bu inancı onu inanılmaz bir şekilde istikrarlı bir Psycho-Pass puanına sahip olmasıyla açıkça görülür. Potansiyel suç katsayısı gözlerinin önünde arkadaşının öldürüldüğü anda bile 79 puanının üstüne çıkmamıştır. Terapiden terapiye koşan Ginoza’nın bile normal seviyelerinin 86 olduğunu dikkate alırsak Akane’nin puanı şaşılacak derecede düşüktür. Bu durumun bir kısmını onun kararlı tavrına yorabiliriz ancak bunun büyük bir kısmı da sisteme karşı naif inancından kaynaklanmaktadır. O, Sibyl’in kararlarını daima onaylamasa da konuşmalarından sistemin gerekliliğine ve gelecekte daha iyi olacağına dair olan inancını anlayabiliyoruz. Bu konuyu açıklamak için Masaoka’nın Akane ile ilgi görüşünü kullanmamız gerekirse ”Akane, nasıl desem… O her şeyi olduğu gibi kabul ediyor. Toplumu affediyor, tanıyor ve kabul ediyor.

Sibyl’in her hükmünü her zaman kabul etmiyor. Daha ilk bölümde Sibyl’in emrini yerine getirip birini infaz etmeye çalışan Kougami’yi engellediği andan sezon sonuna doğru Sibyl ile dominator silahının güvenlik modu üzerine pazarlığa girebileceği bir pozisyona geldi. Tüm karakterler arasında sadece Akane’nin inançları Kougami’ninki kadar kuvvetlidir.

Seri sonunda Sibyl Sistem’in gerçek doğasına dair bilgisi olan Akane’nin ona karşı bir önlem alma şansı vardır. Eğer Sibyl’in gerçek doğasını dünyaya açacak olsa Akane sistem için varoluşsal bir tehdit haline geliyor. Bu da onun seçmesi halinde Sibyl Sistem’i bitirebilecek kişi yapıyor. Bununla birlikte izleyiciler arasında en büyük tartışma olan Sistem’in varlığı konusunda Akane kazandığı deneyim ve bilgiler sonucunda eylemsiz kalmayı tercih etti. Pek hoş bir anı olmasa da Makishima’nın özgür iradesini kullanmaya zorlaması Akane için çok önemli bir deneyimdir. Bu sayede özgür irade ile seçim yapmanın hayatı anlamlı kıldığını kavramasını sağladı. Ancak sonuç olarak küçük pazarlıklar hariç sisteme karşı eylemsiz kalmayı seçti.

Bu karar serinin pek çok izleyicisi tarafından anlaşılacak bir karar değil bizim için böyle bir sistemin insan doğasına aykırı ve ahlak dışı olduğu açıktır. Sonuçta demokrasi ve özgürlüğün bir nebze toplumsal değer sayıldığı bir dünyada yaşıyoruz. Ama gerçekten böyle mi? Serinin içindeki normal ve çoğunluk olan halka göz attığımızda insanların büyük çoğunluğu sistem altında yaşamaktan mutlular ve üretken bir hayat geçiriyorlar. Masaoka gibi talihsiz vakalar yaşansa da okyanusun içindeki bir bardak su misali oldukça azlar. Hiçbir sistem mükemmel değildir hatta bizim demokrasimiz veya Sibyl Sistem’i bile ancak bu Sibyl’in mevcut olan en iyi seçenek olmadığı anlamına gelmiyor. Akane de kararını verirken bu sonuca varıyor; Sibyl mükemmel değil ama bütün alternatiflerinden daha iyidir.

En nihayetinde Psycho-Pass toplumunun gündeme getirdiği soru. Refah ve mutluluğun olduğu ancak ahlak ve etik açısından belirsiz bir toplumda yaşamak, suç ve mutsuzluğun kol gezdiği ama etik açından sağlam bir toplumda yaşamaya tercih edilebilir mi?

1 YORUM

CEVAP VER

Lütfen Yorumunuzu Giriniz !
Lütfen İsminizi Girin