-Justice League Spoiler İçeren Film İncelemesi-

Açıkcası nereden başlayacağımı bilemediğim bir film. Şöyle yapalım, spoiler barındıran inceleme olduğundan filmin ana konusundan hiç bahsetmeme gerek yok zaten izlediğinizi ya da kabaca bildiğinizi düşünerek direkt karakterlere dalmak istiyorum. En önemsizden en önemli karaktere doğru gideceğim. Sonra bu karakterlerin birbirleri ile olan etkileşimlere değiniriz. Sonra DCU geçmişi ve çizgi romanlara dair artıları ve eksileri belirleyip sonlara doğru genel bir eleştiri ile kapatırız diye umuyorum.


O zaman başlayalım.

-Karakter İncelemeleri-

Karakterlere geçmeden önce bir şey söylemek istiyorum. Cast seçimleri yapılıp, BvS filminde bu karakterlerin ön gösterimleri yapıldığında biz zaten %100 çizgi romana sadık olma durumunu elemiştik çünkü BvS öyle saçma bir şeydi ki her şeye hazır hale geldik. Ancak yine de karakterlerin kendi içlerinde, film içerisinde ki tutarlılıkları ve kaynak materyalden ne kadar uzağa düştükleri soruları elbette hala önemli birer kriter. Bunu dikkate alarak incelediğimi belirtmek isterim.

Aquaman:

En önemsiz ve Josh Weadon‘dan en çok darbe yemiş karakter Arthur Curry idi. Arthur filmin ilk yarısında ekibe katılacaklar arasında katılımı en önemli kişi olarak vurgulandı. Çünkü , filmin başlarında Steppenwolf‘un bir önceki isyanında dünya üzerinde yaşayan kadim kavimlerin savaşçılarının topladığı bir ordu vardı ve Atlantisliler çok önemli bir parça idi. Ve comics bilenlerin önceden, bilmeyenlerin ise filmde güzeller güzeli Mera ablamızdan öğrendiği gibi Arthur basit bir atlantisli serseri değil adam tahtın varisi ve en güçlü savaşçıları. Şimdi Aquaman’in girişi bu denli önemli yani bir bakıma tıpkı yüzüklerin efendisinde elflerin lideri olmak gibi bir şey oldu durum.

Tamam Arthur, Atlantis’de büyümedi, tamam henüz kendi yolculuğunu tamamlamadı henüz o asaleti kucaklamadı, hala kayıp bir serseri eyvallah tamam. Kendi filmine sakladınız karakterin oluşum sürecini yine de ikinci yarıda ekibin düz kas adamı, serserisi muhabbeti yapmaları ve adama düzgün hiç bir replik vermemeleri ve cidden bir parlama anı olmaması kötüydü.

Sırf Aquaman parlasın diye Wonder Woman ile Cyborg gibi karakterlerin bir avuç sudan kaçması saçma idi. Bu kadar korkunç ve karizmatik bir görünüme sahip bir Aquaman seçtiniz o zaman karaktere ona göre ürkütücü ve de tüyleri ürpertici sahneler yazarsınız. Yani aralarındaki en serseri adamın aynı zamanda en çok korkanlardan biri olması bir kontrast unsurudur bununla sorunum yok hatta bu gerçekçi de yapıyor ama adam bir parlayaydı ya. Ha çok berbat falan demiyorum ve karakter henüz kendisini tamamlamadığından bu eleştirilerimin bir kısmını solo Aquaman filmini görene kadar kendimde tutmam gerektiğinin de farkındayım. Ben şimdilik bir kaç “olmasa daha iyi olurdu” ya da “olsa daha iyi olurdu” durumundan bahsediyorum yoksa leş bir Aquaman yok. Ancak kendini kabul ettiren ya da bir hayran kitlesi yaratabilecek bir karakter de vermediler bize.

Bir de solo Aquaman filmi çok başa bela olacak belli çünkü bu filmde atlantisliler su altında konuşamıyor doğru düzgün hareket edemez bir halde idi (cgı hariç). Konuşmak için Mera’nın küre açması gerekti. Şimdi koca film su altında geçecek ne yapacak bu DC ?

Son bir şey daha, Aquaman’in filmde en az dikkate alınan karakter olduğunu gösteren bir diğer kanıt, daha doğrusu işaret de şu idi. Superman ekibe katıldığında herkes ile bir kaynaşma sahnesi oldu. Wonder Woman ile paslaşarak atak yaptı, Flash ile sivilleri kurtardı, Cyborg ile Ana Kutuları ayırdı. Batman ile işte “ya heç sevmiyor da değilim yeğenim” tarzı bir bromance sahnesi oldu.

DC’nin en temel taşı Superman, Aquaman’e hiç ama hiç bulaştırılmadı. Bu bile Aquaman’i biraz gözden çıkarmışlar gibi hissettirdi bana.

Flash:

Flash hem çizgi roman hemde dizi versiyonundan oldukça farklı. Burada Flash olarak kariyeri adli tıp bilimcisi/uzmanı kariyerinden önce başlayan bir Flash var. Origin biraz değişik, babası ile ilgili olan durumlar aynı ama dış görünüş, kişilik ve kökenleri biraz farklı ama kendi içinde tutarlı ve ekibin en çaylak, en ürkek ve en eksantirik elemanı olduğundan çokça sevileceğine de eminim. Bende sevdim ve tecrübe kazandıkça takım içinde daha büyük önem kazanacağına eminim. O sebeple takılıp düşen Flash mı olur gibi eleştriler yersiz burada tamamen çömez bir Flash var ki ona rağmen hikaye içinde kendisini gerçekleştiriyor adeta.

Tek eleştrim şu. Daha soğuk hava vereceğim ve cgı yapması daha kolay diye neden mavi yıldırım seçildi. Yani tamam adamın tipi çizgi roman versiyonuna hiç benzemiyor ok, köken de farklı ok. Ya speed-force‘un o altınımsı parlak sarı rengine dokunmasaydınız ya. Bir ton mavi yıldırım karakteri var. Animeler onlarla dolu, comics onlarla dolu (Thor, Storm, Wonder Woman, vs) mitoloji onlarla dolu.

Ama Flash ve Shazam sarıdır. Shazam yıldırımlarının böyle olması elementsel yıldırım değil büyülü yıldırımlar olmasından dolayı ve renkleri ile uyumu. Flash ise, flash elementsel yıldırımdan çok elektrisite, titreşim ve ısı dayalı bir gücü olduğundan sarıdır. Ben karakter ile ilgili bu kadar spesifik bir şeyin değişmesinden hoşnut değilim. Bu yeşil feneri , patlıcan moru fener yapmak gibi ya da Batman’e kırmızı mavi kostüm giydirmek gibi bir şey. Bu çok ikonik bir şey.

Bundan hoşlanmadım. Onun haricinde karakterin çok büyük bir etkisi olmamak ile beraber rolünü çokta iyi kotarıyor. Karakterin en büyük etkisi sübliminal seviyede oluyor ona başka bir yazıda değiniriz.

Bu arada filmden çıkan pek çok “geekimsi” bu “Barry değil çok iyi bir Wally idi abi” diyip duruyor. Eğer çizgi romanlara inersek Ezra Miller’ın Flash’ı ne Barry gibi, ne Wally gibi ne de Bart gibi (gene en yakını Bart denebilir ama o bile uzak sayılır) idi tamamen farklı orjinal bir versiyondu bu . Young Justice izleyerek Wally uzmanı olmuş arkadaşlar kenara çekilsinler lütfen !

Ha unutmadan; abi o koşma şekli ne idi ya ! Tövbeler olsun. Neyse iyiydi Flash iyi devam edelim 😀

Cyborg:

Tabi hikayenin odak noktası olan Mother Box materyalleri ve bunun teknolojisi ile bu kadar yakından ilintili olan Cyborg’un önemli bir rolü olacağını öngörmek çok zor değil. Şahsen ben Cyborg’u bir Titan olarak seven ama bir League üyesi olarak uyuz olan biriyim çünkü yerini aldığı kişi “Adalet Birliği’nin Kalbi ve Ruhu” denebilecek kadar lig ile bütünleşmiş (Yani superman ve batman bile bi J’onn reyiz etmez söz konusu lig iken) bir karakter olan Martian Manhunter‘ın yerini aldığı için.

Ancak bu filmde karakteri gerçekten çok dengeli götürmüşler ne çok fazla abartmışlar güçlerini ne de grubun çöpü muamelesi olmamış gayet de sevilebilir bir karakter olmuş ancak karakterin dramını kökenlerini iyi aktaramadılar. Yine de hem oyuncu çok iyi verdi karakteri riskli bir cgı tasarımı olmasına rağmen fena kotarılmadığını düşünüyorum (Thor’daki bazı cgı sahnelerinden sonra özellikle)

Cyborg filmin belki de en “ok” karakteri. Ne çok şaşalı ne de belirgin bir kusuru var. Tam dengede ve de tam kararında filme girdi ve çıktı hakkında çok söyleyebileceğim bir şey yok ama onla ilgili çok sahne kesilmiş fragmanlardan anlıyoruz bu da karakteri fan favorisi bir karakter yapmaktan alı koyuyor. (Bu konuda bir Flash değil maalesef)

Wonder Woman:

Wonder Woman , DCU’daki ikinci ve de en iyi köken hikayesi / Origin filmine sahip olan ve de DC’nin iki kutubu Batman ve Superman arasındaki bağdaştırıcı olan bir karakter olması ve de tecrübesi sebebi ile burada direkt iyi manada göze batıyor. Kadın yönetmenin elindeyken pek görmediğimiz fan servis sahnelerine maruz bırakılan Diana göz kamaştırsa da ben burada Gal Gadot‘un belkide filmin en önemli sahnesi olan Superman’i geri getirip getirmeme kararı alınan yerdeki oyunculuğunu çok kötü buldum yani Ben Afleck ile atışması lise piyesi gibiydi ki bu sebeple bence Ben’de o sahnede kötü gözüktü. Zaten o sahne bence Snyder sahnesi değil gibi geldi bana, Gadot ablanın cidden pişmeye ihtiyacı var kesinlikle karizmatik bir yetenek (en büyük yeteneği yahudi bir güzel olması tabi) ve de bir şekilde role yakıştırıldı ama biraz daha efor sarf etmesi şart.

Wonder Woman’ın hikayesi ve ruhani liderlik vasfı cuk oturmuştu ve de savaş tecrübesi ve becerileri olarak tüm lig bir yana o bir yana hissiyatını vermeleri de çok doğru idi çünkü gerçekte de bu böyle. Ayrıca inisiyatif kullanıp Bruce‘un planı dışına takımı çıkarması da bence Wonder Woman karakterine cuk oturan bir hamle idi.

WW ile ilgili en büyük belkide tek şikayetim WW ile alakalı değil senaryo ve yönetmen ile alakalı. Kendi köken filminde tanrı olduğu ortaya konan potansiyeli inanılmaz bir karakter Wonder Woman. Taman, 1. Dünya Savaşında yaşananlar sonrasında içine kapandı ve belki becerilerini yeterince geliştiremedi onca zamana rağmen. Fakat ne olursa olsun Wonder Woman, Superman gelince acayip ezilmiş. Yani Wonder Woman çizgi romanlarda defalarca aklını yitirmiş ya da sinirli Superman halleri ile dövüşmüştür ve bunu çok başarılı yapmıştır hem de Superman’i incitmemeye çalışırken. Elbette son noktada Superman hem potansiyel hem de güç hanesi olarak Wonder Woman’ın iki tık üstü biri olsa da bu filmde Superman’e bu kadar ezdirmeleri hoş değildi. Mesela Flash’ı Wonder Woman’ın da takip edebiliyor olması gerekir. Hele ki iş kombat, yakın dövüş refleksine geldi mi Wonder Woman bunda Flash’ı da Superman’i de ekarte edebilen biri.

Taman, Superman’i incitmek istemedi ve ciddi de bir yara almadı ancak yılların Amazon Savaşçısının kafa atmaktan daha başka marifetleri olsun. Hem Steppenwolf dövüşünde hemde kendi dövüşlerinde Diana biraz ezildi gibi geldi bana ve bunu sexist bir yaklaşım olarak algıyabilecek çok insan çıkacaktır ve tamamen haksızlar da diyemeyeceğimizi düşünüyorum.

Filmin başında bile Wonder Woman gözle görülemeyen hızlarda hareket ediyor, gerçek zamanda (biz izlerken yani) 2-3 saniye de yaşanan olay filmde 10 saniyede yaşanmış gibi gösterdiler. Wonder Woman’ın öyle basit bir için için 1 saniyeden fazlasına ihtiyacı yok normalde. Fakat yine de kurşunları engellediği sahne mükemmeldi. İki kurşun ile ölen MCU Quicksilver‘ ına kapak olsun der gibiydi adeta.

Birde Diana ile Bruce’un ekip kurma kısmında daha çok beraber vakit geçirmeleri gerektiğini düşünüyorum ki buradan epey sahne kesilmiş keşke kesilmeseymişde böyle olaylar damdan düşer gibi yaşanmasaymış.

Fakat yine de WW Cyborg’dan sonra en başarılı karakter gibi diyebilirim sanırım.

Bu arada Wonder Woman sinema sektörü ve feminist camiaca topa tutulan Rat Pac firması müdürü/ceo olan adamın filmlerinde oynamam demeye getirdi çünkü epey taciz ve seksistlik davaları oldu adamların. Abi adamlar ondan ders çıkarmamış bir de bu kadar seksist bir film çekmişler. Amazonlar açılmış saçılmış, Wonder Woman’ın çok net benim sayabildiğim altı tane “dat ass” (o kıç) sahnesi var. Ayrıca Superman’in Wonder Woman’a olan ayarsız üstünlüğü de yine bu camia ve bu kesim tarafından nispeten haklı olarak çokça eleştirilecek büyük ihtimalle. Yani WW filmi ile yakaladıkları o pozitif o hümanist o feminist rüzgarı kaybettiler ki bu sebeple bence kötü olmayan bir film çok kötü bir filmmiş gibi puanlandırılacak ki durum şimdiye kadar öyle gözüküyor.

Bunları geçtim bir de Aquaman’ın “ilik gibi karısın allahıma” tarzı yürüyüşü ve de Flash’ın WW’nin üstüne çıkması falan yani Wonder Woman’ın kendi filmindeki o güzel, sade, ilahi ve samimi figürünü bozup hemen bir obje haline getirme de çok çabuk davranmış WB.
Nitekim DCU’nun en büyük günahı bağlı olduğu şirketlerin birer rezillik abidesi olması maalesef.

Batman:

Ve en tartışmalı karakter. Ama burada ben karaktere ya da Ben Afleck’e kesinlikle kızmıyorum bu tamamen Snyder ve WB’nin bir önceki filmin günahlarından azat olma çabasının sonucu.

Yani sen bu kadar post-modernist takılıp” yani benim Batman’im de katil olsun adam öldürsün hemde ağır ateşli silahlarla , tüm kurallarını çizsin, düşünerek hareket etmesin, dürtüleri ile etsin, ilkel bir yırtıcı olsun” dersen buna bir de film çekersen. Elbette bu tutmayacaktı ve de bundan sonra gelen filmde bambaşka bir Batman görmekte kimseyi tatmin etmeyecekti çünkü bombanın pimi artık çekilmişti yani bunu geri takmanın bir anlamı yoktu.

Şimdi de bu filmde Robin’in ölümü ile çıldırmış adamın, Superman’in ölümü ile tekrar doğru yolu bulduğu, ekibin babası hatta Hulusi Kentmen tarzı babası olmuş bir Batman vardı.

Elbette bu ideal bir Batman figürü değil ancak bu Batman’i sunmalarının üç ana sebebi var ve üç sebebi anlayınca neden böyle bir Batman gördüğümüz mantıklı bir hal alıyor, ha yine ideal değil ama en azından anlaşılabilir ve sevilebilir bir hal alıyor.

I. Superman öldü, Wonder Woman kapalı kutu ve dünyayı kurtaracak takımı kurma işi sosyal becerileri en zayıf adama kaldı.

Hal böyle olunca Batman espri yapabilen, tavsiye verebilen, hocalık, mentorluk yapabilen biri olması gerekiyordu. Wonder Woman 200-300 küsür yaşında olabilir(belki daha da yaşlı) ama “suçla savaş” kariyeri Batman’in tecrübesinin ve de yoğun, gerilimli kariyerinin yanından geçemez. Bu açıdan Batman’in bu abi, mentor olayına girmesi şart idi hele Superman de yokken kaçınılmaz bir şey. Ama en azından Tony‘nin Peter‘a yaptığı gibi karakterlerini ezmiyor adamların. “Hiç bir şey yapma sadece bir insanı al ve çıkar gerisini kendin çözeceksin deyip” o şahsın karakterine de kendini gerçekleştirme fırsatı sunuyor ki bence çok önemli bir sahneydi benim adıma. Yani işin temelinde kahramanlık neden yapılır ve neden onlara özenir ve minnet duyarız bunun çok özünü gösteren ufak bir sahne idi.

Bu tontoş amca Batman görmemizin birinci sebebi.

II. BvS : Örselenmiş Makatın Davası (anca bu kadar kibarlaştırabilirdim).

Şimdi, BvS de öyle kudurmuş, öyle motivasyonları belirsiz, öyle kendi karakteristik özelliklerinden sıyrılmış, öyle dürtüsel öyle andaval bir Batman var ki, şimdi senin burada orta yani kararında bir Batman sunma şansın kalmıyor illa tam zıt-tını vermek zorundasın ha ideal bir seçim değil bu evet ama artık karaktere hasar verilmiş geri dönüşü yok o sebeple radikal takılman gereken bir durum. Onlar da takılmış.

III. Ben Afleck rolü bırakmanın peşinde ve film sana Batman’in artık bu işin adamı olmadığını söyleme çabasında olduğu çok açık.

Ekibin en çok dayak yiyen, en çok örselenen, metotları en çok sorgulanan ve de ekibin en yaşlı (fizyolojik olarak en çökmüş yani) karakteri Batman ve bu rolü oynayan adam mutsuz. Ve resmen filmde Ben Afleck’in suratından BvS’deki adam olmadığını okuyabilirsiniz. Yeni Batman arayışları başladı bile adaylardan biri Jake Gyllenhaal imiş hatta.

Superman:

İşte her şeyin dönüp dolaşıp bağlandığı kısım burası. Superman hem bu filmin alnının akı hemde yüreğinin yarası gibi bir şey .

O zaman önce kötüler ile başlayalım. Neden Superman filmin en iyi şeyi iken aynı zamanda en kötüsü ?

Superman’in bir Frankenstein deneyi ile dünyaya gelmiş olması:

O sahnenin altındaki sübliminal göndermelere daha sonra farklı bir başlık altında değineceğim zaten ama şimdi beni irite eden şu idi. Bence Superman kendi gelmeliydi tıpkı çizgi roman versiyonunda olduğu gibi ki bence ilk baş öyle tasarlanmış gibi geldi bana zira fragmanlarda olup da filmde olmayan Alfred‘in yarasa mağarasına giren birine “Umarım (ı hope) çok gecikmemişizdir” dediği sahne yoktu. Bu sahne iki şekilde var olabilir bir her şey tıpkı filmdeki gibi oldu ama Superman ekibe katılmadan önce yarasa mağarasına gelip Alfred’den yerlerini öğrendi.

Fakat atmosfer dışından dünyadaki sesleri duyan bir adamın Alfred’den koordinat alması gerekir mi ?
İşte burada ikinci seçenek geliyor, Superman aslında hiç bir zaman ölmemişti ağır komada idi. Çünkü BvS filminin sonunda Superman’in tabutunun üzerindeki kumlar ve toprak titriyordu. Nitekim bence ortada birbirinden tamamen farklı iki film var.

Nitekim o beden de hala bir güç var gibiydi. Ama burada ise bildiğiniz ölmüş idi.

Şimdi bu minik tutarsızlığı geçtim , peki ben neden kendi gelmeyip diriltilmesinden şikayetçiyim. Çünkü bunu sırf Superman’in gücünü yüceltelim demek için yürürlüğe sokmuşlar gibi. Yani Superman belli başlı insanlar için takıntı seviyesinde sevgi besleyen biri değil. Tamam annesini, babasını, Lois‘i çok sever ama bu Batman’in ailesine olan özlemi, Martian Manhunter’ın ailesine olan özlemi, Harley ve Joker‘in komplex ve deli aşkı ne bileyim, Namor- Susan Storm ya da Cylclops – Jean Grey kadar böyle takıntı raddesinde yani dünya bir yana bu bir yana diyebileceği bir karakter değil Lois. Superman büyük ihtimal dünyayı seçer ki Alex Ross‘un çizdiği ve bir kısmını yazdığı 12 Sayılık Justice adlı hikayede bir rüya sekansı sırasında Lois’in ölümüne rağmen dünyayı kurtarma çabasında bir salise bile duraksamamıştır. (kesin okuyun bu arada)

Yani yanında beraber dövüşen isimleri öldüresiye döven adamın Lois’i görünce aniden, birden fazla program ve oyunu aynı anda çalıştırırken takılan bilgisayarın reset yiyince tüm süreci ve işlemleri sıfırlaması gibi bir hal alması bence biraz abes idi.

Tamam sevginin gücü, tamam kadının gücü bunlar ok güzel. Anlamadığım şu Superman ölürken küskün ya da kırgın mı ayrıldı ? Batman anasını kurtarınca bu ikili arasında ki sorunlar kalkmıştı. Wonder Woman’ı desen doğru dürüst tanımıyor bile ama onun yanında savaşıp canını ortaya koyan bir kadın olduğunu biliyor. Bu Superman niye dirildiğinde bunlara karşı bu kadar bilenmiş oluyor ya da neden Diana sürekli Batman’ e “seni gördüğüne sevinmeyecek” ayakları çekiyor. ?  Bu karakterlerin böyle bir düşmanlık altyapısı kalmadı ki ! Ha siz de diyeceksiniz ki “abi adam ölümden döndü her şey olmuş olabilir!” o zaman da biraz önce bahsettiğimiz yere geliyoruz. Lois Lane’in karşısında ki ölümden dönmüş değil miydi ?

Yani annesinin canını kurtaran adam ile Lois arasındaki fark bu kadar mı büyük biri ay biri güneş mi yani bu karakterin doğasına çok ters geldi bana. Ha bunu şöyle yapsalardı. Superman’in toparlanma süreci daha uzun sürse idi saatleri hatta belki günleri bulsa idi o zaman derdim ki; “Ha tamam Lois sadece yumuşattı gerisini Clark ve zaman halletti.” Ama 2-3 saat önce ölümüne dövdüğü milletin yanına abileri gibi geri dönünce o biraz garip oldu. Bununda kesintiler ile çok alakası olduğunu düşünüyorum.

Bu sebeple kendi kendine dönmüş olsa böyle bir şey yaşamazdık. Ha Superman’in adalet birliğini dövmesi ve o sekans hoşuma gitti mi ? Gitmez olur mu ağzımdan salya bile geldi ama her şeyin bir usturubu var. Wonder Woman’ı gömmenin ve Clark’ın bu kadar Lois odaklı bir makine yapmanın anlamı yoktu. Ha kesinlikle bu versiyonu da kötü değil ama Superman’in karakteri açısından ideal olmamış bence

– Dünyanın Justice League ‘e değil Superman’e ihtiyacı var filmi olmuş.

Superman’in gelmesi, filmin kalbinde Superman olması, bu karakterin hak ettiği saygıyı ve de ne kadar düzgün bir “insan” olduğunun altının çizilmesi bunların hepsi harika. Gücünün farkına varılmış olması bunların hepsi harika yani Thor’dan görmek istediğimiz “ilah nasıl olunur” , “göklerin kahramanı nasıl olunur” sorularının yanıtı adeta Superman’den gelmişti.

Ama bir sorun var. Bunu yaparken ligi gömmenin anlamı yoktu. Başta Wonder Woman olmak üzere. Yani kendi filminde tanrı yenen Wonder Woman ve tanrılar ile dövüşen amazonlar bu filmde epey zayıflatılmışlardı. Yani Steppenwolf Wonder Woman’ın 2-3 tık üstü iken Aquaman ile beraber anca Cyborg’a zaman kazandırabiliyorken Superman’in “bu muydu la dünya fatihi deyip de dayak yediğiniz” dercesine gelip Steppenwolf ile alay ediyor.

Tamam Superman ligin en güçlüsü ama Wonder Woman ile aralarında bu kadar fark yok ne BvS de böyle bir fark vardı ne de çizgi romanlarda böyle bir şey var.

Yani Steppenwolf’un bir önceki işgalinde Zeus, Artemis ve Apollo gibi tanrılar, bir kaç tane Yeşil Fener, koca bir Amazon ordusu ve koca bir Atlantis ordusu beraber anca adamı geri püskürtüyorlar burada Superman tek yetiyor. Tamam Superman gelene kadar WW ve Aquaman epey yoruyorlar ve yontuyorlar Steppenwolf’u ama yine de saçma çünkü ne comics de ne de önceki DCEU filmlerinde Superman böyle onlarca tanrı gücünde biri gibi resmedilmedi(ekstra durumlar hariç).

Evet yıllar sonra gerçekten ilk defa çizgi romanlarındaki güçlerine yakın bir süper kahraman izlemek çok ama çok güzeldi ağzımın suyu da aktı ama keşke ligin geri kalanı da Superman ile beraber böyle bir yükselişe geçseydi. Ya Wonder Woman’ın bir avuç sudan kaçtığı, 7 Denizin Kralı Aquaman’in bir avuç suyu durdururken bu kadar zorlanması falan bunlar komik idi.

Ha elbette marvel evreninde tırnak çakısı ile yaralanıp kanı akan thor, makinalı tüfeklerle bertaraf edilen zombi asgard savaşçıları, elektrikli bayıltıcı ile yıldırım tanrısı bayıltma, meyve bıçağı ile dövüşen yalan dolan tanrısı gördükten sonra elbette Justice League üyeleri baya tanrı kalıyor yanlarında.

Yani Aquaman, Steppenwolf’un baltasından kendisini koluyla koruyabiliyordu en azından fakat yine de dediğim gibi Superman çıtayı öyle bir yere koydu ki… Lig biraz ezildi. En basitinden Wonder Woman’ın da Flash’ı takip edebiliyor olması gerek hatta iş yakın dövüş refleksleri ve kas hafızası olduğunda WW, Superman’den bile hızlı biridir. Yani Superman’in çok güçlü olmasına değil isyanım olması gereken o. Ama ekipte onla beraber yükselse idi.

Yani Superman tek olsa idi. Steppenwolf tüm bu yaptıklarını yapamayacaktı o sebeple Adalet Birliği tamamen gereksiz tek iyi yaptıkları şey Superman’i oyuna geri getirmek gibi oldu açıkcası. Cyborg ve Supe hariç lazım olan bir karakter yoktu gibi oldu. Zaten ligin adının konmaması bile takım ruhuna aykırı geldi bana biraz.

Onun haricinde filme Superman sahnesi ile başlanması onun ardından tutulan yas dönemine dair bir intro gelmesi, (Prince ve David Bowie‘ye çakılan selam da çok ince idi) Smalville‘e döndüğündeki tavrı, Cyborg ve Flash’a abilik edişi, Steppenwolf’un lafını ağzına tıkışı ve “Adaletin büyük bir hayranıyımdır” falan demesi yani her şeyi ile çok iyi idi. Superman merkezli olması da doğru karar , Superman’i gördüğüme ve her sahnesine de ayrı bir sevindim ama yukarıda bahsettiğim ufak ama mühim detayları atlamasalar çok daha saygılı ve objektif bir film izlemiş olurduk.

Steppenwolf:

Kötü adam klasik, dünyanın peşinde olan ama aslında onda da büyük başka bir ilahın olduğu , geçmişe dair başarısızlıklarını telafi etmek adına günümüzden hıncını çıkarmak isteyen bir süper güçlü bir eleman.

Çok kötü değil ancak hem çizgi roman kökenlerinden biraz farklı motifleri var hem de seyirciyi etkileme onlara işleme açısından zayıf sayılabilir ama mcu ve dcu filmleri geneline bakılınca tipik bir kötü ve kabul edilebilir derece de düzgün bir plot sunumu var diyebiliriz. Ama çok etkisiz bir abi. cgı ı ise zaten epey sorun.


Karakterleri bir kenara bıraktığımıza göre biraz teknik kısma geçelim. Çekimler, cgı, ritim gibi.

Tabi kapalı alanlardaki düşük bütçe sahnelerinde Whedon etkisi hissedilirken, daha filmin temasını ve de hikayesini belirleme adına yaratılmış sahneler Snyder kokuyordu özellikle ilk yarı nispeten  Snyder gibi idi. Filmin sinematografisi, kullanılan açılar, mekanlar arası farklılıklar, her karakterin mekanın farklı bir renk paletine sahip olması , müzikler vs hepsi üzerinde bir çaba vardı fakat çıkan sonuç çok çok kötü.. Bir kaç yerde renk geçişleri patlıyordu ama büyük sorunlardan ona fazla odaklanamadım. Film çok fazla CGI’ya bel bağlıyor ama bunun karşılığını alma şekli resmen komedi.

Açıkçası CGI olarak film sınıfta kalmış, işin ilginci kimi yerde CGI nispeten iyi olabiliyor iken (Batman, parademonlar ve Wonder Woman’ın cgı ları başarılı idi) öte yandan Cyborg, Steppenwolf ve su altı cgı larında epey bir 7-8 yıl öncesinin teknolojisi söz konusu. Hadi Cyborg’un cgı kısmı zor çok fazla detay, değişim, efekt vs istiyor eyvallah. İyide bu steppenwolf’un hali ne ? Yani sinema bu cgı işinin cılkını çıkartmaya doğru gidiyor yani steppenwolf’u çizgi romanlarındaki gibi bir adam yapsaydınız bu sorun olmazdı. Hayır madem o kadar cgı yaptınız bari karizmatik bir tasarım yapın bir bebeğin yüzüne ama dedenin sakallarına sahip garip bir surat. Yani yüzüne bakınca “haaa abi adam cidden dünyalar fatihi yaa şu tipe bahale” dedirtmiyor sana.

Filmin ritmine gelecek olursak filmin gördüğü muameleyi size şöyle anlatayım. Temel İçgüdü filmini sabah programı olarak yayınlamak isteseniz RTÜK o filme ne yapar , o saatin yayın şartlarına uygun hale getirmek için ?

Film buna benzer bir muamele görmüş. Kastettiğim şey erotik yanlarından arındırılmış olması değil, kastettiğim çok fazla makas yemesi. Filmi Snyder üç saat on küsür dakikalık çekiyor. Warner Bros bunu ikie indiriyor ve sevmediği sahneleri siliyor ve Joss Whedon‘a ekstra sahneler eklettiriyor. Yani WB üç saatlik filmin en az 100 dakikasını çıkartmalı ki Whedon’a geriye 40 dakikalık bir iş kalsın da film 120 dakika olsun. Bu bile esas çekilen film ile bize sunulan arasındaki uçurumu gösteriyor.

Nitekim böyle yün çırpar gibi çırpılıp birbirinin içine sokuşturulmuş bir filmde ritim sorunları ve de sahneye zıplama anları yaşanıyor. Buda filmin bütünlüğüne ve sizin konsantrasyonunuza, filme kapılma hissine büyük bir darbe indiriyor haliyle.

Silinen ve Hiç Konulmayan Sahnelerin Toplam Listesi

Yukarıdaki resimde yazanlardan bazılarını paylaşayım sizinle;

  •  Filmde değinleni en önemli unsurlardan biri Superman’in olmadığı bir dünya konsepti. Suç oranı artmış, insanlara umutsuzluk ve çaresilik hakim. Belli ki izleyicilere Superman’in ne kadar önemli bir kahraman ve insanların gözünde ne büyük bir değer olduğu hatırlatılmak istenmiş.
  • Ana kutular aslında daha ön planda, Bruce Wayne dünyayı dolaşarak kutular hakkında epeyce bilgi topluyor ve Parademonlar hakkında da araştırma yapıyor. Hatta Metropolis’in ortasındaki Zod’un gemisine giderek Krypton ve Kriptonluları bile araştırıyor. Gemideki araştırması sırasında Supergirl’ün video görüntüleri de var. Malumunuz olan fragman sahnesi
  • Belki de en önemli değişimlerden biri filmde Yeşil Fener oluşu. Hem de iki tane. Tam olarak hangileri olduğu bilinmese de iki tane Yeşil Fener, Bruce’u buluyor. O çok eleştirilen “o kadar olay oluyor dünya da Doomsday, Steppenwolf derken neden fenerler yok”  şikayetleri aslında orijinal senaryoda giderilmiş gördüğünüz gibi.
  • Dinah Lance yani Black Canary sahnesi de var. B v S filminde çok güzel işlenen Batman’in geçmişi bu filmde de devam ettirilmek istenmiş ama Joss Whedon buna izin vermemiş.
  • Aynı Batman v Superman’de Zod’a yapıldığı gibi bu filmde de Doomsday’in cesedi üzerinde deneyler yapılmaya devam edilmekteymiş.
  • Mera’nın sadece Atlantis’te değil, yeryüzünde de Arthur’la konuşmak için geldiği sahneler var. Hatta Zack Snyder, Mera’ya ilk bakışı bi’ deniz kıyısında paylaşmıştı, muhtemelen silinen Arthur & Mera sahnesi de orada. Hazır Atlantis demişken Willem Dafeo’nun canlandırdığı Vulko karakterinin rolü de bu filmden çıkarıldı. Jason Momoa’nın dediğine göre bu sahne Atlantis’te mezar odası gibi bir yerde geçiyormuş. T
  • Barry’nin Iris West’i trafik kazasından kurtardığı bir sahne de filmde yer almıyor.
  •  Cyborg’un da silinen bir çok sahnesi var. Güçlerini keşfetmesi, uçmayı öğrenmesi, Wonder Woman 2’ye yol yapmak için insanların koruduğu ana kutu hakkında flashback sahneleri, üniversitedeki amerikan futbolu oynadığı günlerden flashback sahneleri ve babasıyla Star Labs’dan  deney sahneler.
  • Jenerik sonrası sahnede Lex Luthor’u Deathstroke tarafından Arkham’dan kaçırılmış olarak gördük fakat filmde bizzat Deathstroke tarafından kurtarılış anı ve bir arabanın içinde ikilinin sohbet ettiği bir sahne de var.
  • Filmin eleştirilen noktalarından biri olan Steppenwolf’un da geçmişi ve neden sürgün edildiğini anlatan sahneler, Darkseid ve New Gods sahneleri de silinenlerden.
  • Filmi tamamen başka bir film yapan kısıma gelirsek. Sinemada izlediğimizin aksine Superman, Justice League tarafından değil, Steppenwolf tarafından hayata döndürülmüş ve siyah kostümle filme başlamış. Yanında Parademonlarla heykelinin olduğu yere giderek Justice League üyeleriyle kapışmış ve bir güzel benzetmiş. Daha sonra Bruce Wayne tarafından Yeşil Fenerler çağrılmış ve Lois Lane kullanılarak Supes tekrar aramıza dönmüş. Böylece Superman siyah kostümüyle ve iki Yeşil Fenerle League’e katılmış oldu. Ki ben şahsen bu versiyonu daha da beğendim.
  • Film için üç tane belirgin son tasarlanmış. İlki Cyborg’un ya ölümü ya da ana kutu tarafından ele geçirilmesiyle sonuçlanıyor. Diğeri Flash’ın Steppenwolf’u paramparça etmesi, üçüncü de Steppenwolf”un League tarafından mağlup edilip son anda boom tube sayesinde kaçmasıyla bitiyor. Bizim şahit olduğumuz en çok üçüncü şıkka yakın diyebiliriz.
  • Bunlar dışında final savaşı 25-35 dakika civarlarında, Superman ve League’in kapışması 10-15 dakika, Gotham limanındaki kapışması 15-20 dakika uzunluğunda.

Öyle bir silinen sahneler listesi yayınlandı ki dudak uçuklatır. Bunlardan bazıları çekiliyor ama filmden siliniyor bazıları da senaryoya yazılıyor ama çekilmeden senaryodan siliniyor. Yani senaryodan silinenler ile olay bambaşka bir boyut alıyor çünkü Senaryo da herkesin çok eleştirdiği “dünya istila ediyor yeşil fenerler nerede kardeşim ?!” dediği olay senaryoda farklı çünkü senaryoda Superman, bir kaç fener ile beraber geliyor. Yani nitekim tıpkı BvS de olduğu gibi DC epik bir film yapma potansiyeline sahipken, sinema tarihine geçebilecek iken WB ve de masonculuk yüzünden ” kötü de değil ya iyi idi baya” tarzında değerlendirilebilecek, resmen bir yerde acıdığınız bir film oluyor.

Ha en azından şunu başarıyor bu filmi izleyince “..abi bunun aynısı var zaten Avengers bu filme ne gerek varmış..” dedirtmiyor size aksine başka hiç bir (belki Blade serisinin ilk iki filmi) çizgi roman bazlı filmde hissetmediğiniz kadar sizi çizgi romanda hissettirecek gerçekçi bir aksiyon sahip (daha yukarılarda bahsettiğim bir kaç hata hariç) . Yani film gerçekten “bazı tatlar var ki sadece ilk defa benden tadacaksın” diyor sana ve bunu veriyor ha çok daha iyisini verebilecek iken bunu yapmıyor fakat yine de filmi izlerken daha önceki hiç bir Marvel ya da DC filminden almadığınız bir tadı da size sunmuyor değil. Zaten bu durum, filmin “vasat üstü” olmasını sağlayan en önemli unsur diyebilirim.

Mesela Batman’in Flash’a “hiç bir şey yapma birini al çıkar, gerisini anlarsın” gibi sahneler filmi gerçekten muadillerinden ayırıyordu. Çünkü diğer filmlerde (BvS olsun Avengerslar olsun vs) kimse kimseyi dinlemiyor oluşu çok saçma idi bu filmde bu karakterlerin süper güçleri olması haricinde bir de normal insanlar gibi konuşuyor olmaları güzeldi yani Bruce gitti Arthur ile konuştu, Diana, Cyborg ile konuştu. Flash ile Cyborg ortak bir nokta buldu ikisi de kaza sonucu süper kahraman olmuş tiplerdi. Aquaman, doğruluk kementi aracılığı ile de olsa içini döktü, Superman, Barry’e işi öğretti, Cyborg Superman’e planı anlattı sonra tepkimeden açığa çıkan patlama sonrası güldüler ve iletişime devam ettiler yani bunlar çok sağlıklı, çok daha olması gereken şeyler idi film bu tarz ahlaki kodlar ve de mizah adına epey dengeli ve başarılı idi gerçekten.

Önemli bir paragrafı da filmin son sahnesi , jenerik sonrası sahnesi olan Lex Luthor ve Deathstroke sahnesine gelelim. Çok yoruma girmek istemiyorum bu sahneye dair düşüncelerimi maddelendireceğim.

  • Deathstroke çizgi romanlardan fırlamış gibi ancak Afleck’in çektiği teaser da gördüğümüz kostüm daha güzeldi. Yine de daha önce de dediğim gibi Joe Manganiello çok iyi seçim adam çizgi romandan fırlamış gibi.
  • Lex Luthor kel olmuş ama tavırlar hala zengin Joker, bu Luthor olmadı olmadığı gibi tüm evrenin içine eden en büyük unsurlardan biri.
  • Olası bir Adalet Birliği devam filminde hemen Darkseid’ ı görmekten ise önce böyle bol karakterli ve şenlikli bir film görmeyi ve de Injustice League (ya da Legion of Doom) görmek çok daha iyi bir fikir. Bunu çok iyi düşünmüşler ama yapıp yapamayacakları ya da yapsalarda düzgün yapabilecekleri bir muamma.

Açıkçası filmde kör göze parmak halde olan yahudicilik ve de yahudi mitlerine (kaballa dahil) dair göndermelerden, DC Sinematik Evreni geleceğinden ve de Ben Afleck’in neden buralarda çok kalmak istemiyor olabileceğinden (evet bu üç konuda bir şekilde birbirine bağlı diye düşünüyorum) bahsedecektim ancak onu farklı bir yazıya/videoya sakladım. “DCEU’nun geleceği ve de nerede yanlış yapıldı ?” başlıklı başka bir içerikte bu konuyu masaya yatırma niyetindeyim. O sebeple şimdilik burada incelemeyi kesiyor ve sonuç kısmına geliyorum.


Sonuç:

Çok iyi olabilecekken kişisel hırslar ve kurumsal inançlar sebebi ile sakat kalmış, eksik kalmış ona rağmen sağlam bir varolma çabası veren ve sana kendisini bir şekilde acındırıp “ay canım” dedirten garip bir film. Başından geçenleri öğrenince film ile empati kuruyorsun resmen. Potansiyeli çok yüksek olan ama kötü ailede yetişen çocukmuş gibi onu alıp potansiyeline ulaştırmak, sahip çıkmak istiyorsun adeta 😀

Bir kısım kritikler, Blu-Ray’de yönetmenin çekmiş olduğu uzun versiyon gelsin öyle puan verelim diyor ancak ben yukarıda bahsettiğim bazı kurumsal ve lobi (cemaat) faaliyetleri sebebi ile kesintinin çoğunun filmden değil, senaryodan olduğunu ve de yönetmen çekimi uzun versiyonun bu filmden çok aşırı farklı olmayacağını esas farkın orijinal senaryoda yattığı kanısındayım. Bu sebeple . bu kırpılmış hali falan demeyip puanımı vereceğim a dostlar. Ancak bu film öyle eksantrik vede öyle müdahale edilmiş bir film ki o sebeple haksızlık olmasın diye farklı perspektiflerden bakıp en son bir ortalama sunmak istiyorum adil olmak adına.

Sempati Puanı = 70/100
Realistik Puanı = 66/100
Feminist Puanı = 55/100
Comics Puanı = 70/100
DCU & MCU Standartları Puanı = 70/100
Görseller – CGI ve Müzik Puanı = 55/100

Ortalama: 64/100

(puan güncellendi)

Puana kızanlar temsili 😀

Bizden bu kadar umarım değerlendirmeyi beğenmişsinizdir eğer fikir ayrılıklarınız ya katıldığınız fakat eklemek istedikleriniz varsa bizlere sosyal medya hesaplarımız, discord grubumuz ve de bu makalenin altındaki yorumlar bölümünden fikirlerinizi bildirmekten çekinmeyiniz. İyi Günler.

Son not: Filmin başındaki Superman’in konuşmasının devamı ?

2 YORUMLAR

CEVAP VER

Lütfen Yorumunuzu Giriniz !
Lütfen İsminizi Girin