Güncel olarak okuduğum serilerin haftalık çıkan sayılarını o hafta içerisinde kısaca değerlendirip, hakkında 3-5 bir şeyler yazdığım “Haftalık Mercek:Mangalar” serisine hoş geldiniz. Güncele gelir gelmez benzerini Çizgi Romanlar için de yapacağım. Haftaları Cuma – Pazar aralığında değerlendireceğim. Zira çoğu Manga Perşembe ve Cuma günleri yayınlanıyor. Belki Pazardan Pazara durumu da olabilir. Aylık ya da 2 hafta da bir tarzı serileri ise “Aylık Mercek” başlığı altında yazacağım.

UYARI: Haftalık sayı inceleme yazısı olarak elbette yoğun spoiler içerecektir !

11. Haftanın Yorumunu Görmek için -> tıklayınız !


12. Hafta: 16 – 23 Eylül / 2018

One Piece #918: Luffytaro Repays The Favour

Güzel bölümdü. Law Vs Hawkins karşılaşması tahmin ettiğim gibi çok kısa sürdü ve bu beni üzdü. Yalnız Oda‘nın bu sayıdaki basitliği cidden artık kendine güldürür seviyede kasabanın, Luffy oraya el atmadan önce ne kadar kötü olduğunu göstermek için ajitasyon bu kadar egzajere edilir sanırım. Kucağındaki bebeği öldüren kadın ile kendi asan yaşlı adam aynı avluda karşılıklı yapıyorlar bunu niyeyse ? Düzlüğün bu kadarı !  Çocuk ya da sen açlıktan ölecek kadar güçsüzseniz yani sınır aşılmışsa zaten o saatten sonra gelen yemeğin de anlamı yok ki. Öbür türlü “Batsın bu dünya” deyip çocuk katili olmak gibi bir şey. Sonra herkes aniden gülüyor ve gün kurtarılıyor vs başka zaman daha önemli şeylerde bu hızı gösterse daha iyi olur bence.
Gerçi çocuk ve gençlik eseri olduğundan bu basitlik çok da kötü bir şey değil elbette ama esere olduğundan derin bir şeymiş gibi davrananlar bu tip panellerden sonra bir daha düşünseler iyi olur.

Luffy-Ace benzetmeleri, Luffy’nin kıza verdiği sözü tutması sonra başka bir söz vermesi ve Kaptan Luffy’nin neden-sonuç ilişkisi kurarak bir kaç cümle kurması güzeldi. Ayrıca uzun zamandır Oda-Sensei’den görmediğim kadar iyi hareketlilik ve kaliteli panelleme barındırıyordu sayfalar cidden çok hoşuma gitti. Law’ın soğukkanlılığını kaybedip Zoro‘ya bağırıp çağırmasına da epey güldüm.

Ortalamanın üstü bir bölümdü ancak yine de aşırı basit ve kaba yönleri de vardı.
Bu arada O-Tama, Zoan meyvesi kullanıcılarını ehlileştirebiliyorsa, Kaido‘yu yenmenin çözümü bulunmuş olabilir. All Hail Plot Device Girl !!

Bölüm Puanı: 74/100


Black Clover #174: Flying In

Yami ve Jack yani iki azılı kaptanımızın elflere karşı azılı savaşı sürüyor olarak başlıyoruz bu sayıya. İkili oldukça güçlü ancak ikisinin verimliliğini en üst noktaya koyan Boyut Büyüsü ile Finral oluyor. Finral için Jack ve Yami’nin kavga ettiği sahne de çok hoştu.

Yalnız seride hiç kan olmaması olayı yeni bir politika sanırım çünkü eskiden yoktu. Jack ve Yami’nin saldırıları çok yapay ve etki değeri düşüktü bunun sebebi de mangakanın tasviri diyebilirim. Bir kaç sayı önceki yorumumda “Neden elfler soylulara saldırmıyorlar esas pislik onlar…” diye yakınıyordum ve serinin bu noktaya (soylulara baskın) daha yeni geldiğini görmek biraz can sıkıcı. Tek can sıkıcılık bu da değil. memlekette kan gövdeyi götürmüş, manga yayımlanma tarihi açısından haftalar geçmiş. Silva Ailesi daha bir zahmet yeni gelebildiler. Gerçekten çok tembel ve tahmin edilebilir bir hikaye örgüsü var. Yine de sonunda parçaların bir araya gelmesine seviniyorum.

Bölüm Puanı: 67/100


Boku no Hero Academia #199: Impromptu New Move Operation!

Geçen haftadan sözü verilen Kurorio Vs Tsukiyomi gerçekten güzel başladı ancak çok çabuk sonlandı. Açıkçası, Tokoyami‘nin uçan formu hoşuma gitmedi hem fiziksel figür olarak çok mantıklı gelmedi (nasıl bir avantaj sağladığı iyi belirtilmedi) hem de çizerin tasvirine pek ısınamadım (o sahne için). Genel olarak bölümün çizimleri ve panelleri hoştu.

Momo, Aoyama‘dan en iyi şekilde faydalanıp Kurorio’yu saf dışı bırakmayı başardı ancak meğerse Kendo ondan bir adım öndeymiş. güzel bir başlangıç oldu bu iki takımın maçı için ancak bu bölüm de çok kısaydı (11-12 sayfa), umarım Kohei bunu alışkanlık haline getirmez.

Bu bölümün bir güzel özelliği oldukça gizemli olan Hawks karakterinin kişiliğine dair azcık dahi olsa biraz daha bilgi edinebilmek oldu denilebilir.

Bölüm Puanı: 68/100


Marry Grave – Journey 31: Overwhelming Power

Marry Grave geçen haftaki arasının ardından bizleri sevindirdi ve bu hafta 2 gün farkla iki sayı birden verdi (ikisi de Black Clover ve My Hero Academia’nın bu haftaki sayılarından uzundu !).

Bu bölümde okuduğum tüm mangalar içerisinde en güzel ayar verme, dayak atma sekanslarından biri yaşandı. Rosalie gerçekten, Sergei‘i evire çevire dövdü. Kızın mana çıkarım gücü o kadar yüksek ki yerden kopardığı çimenlerden bile dev ağaç golemleri yaratıyor, bir parça çubuktan yüzlerce dal çıkarıyor vs vs. Yani sahadaki her şey kız için silah. Bunu yansıtmaları çok hoştu.

Fakat tüm bu esip yağıp gürleme, Sawyer oraya gelene kadardı. Rosalie büyük şehre yerleşmeden önce oranın şefi ve rahibine büyü kullanabildiği ve bir tarikat prensesi olduğunu başka biri öğrenirse oradan sürülecekti. Ayrıca büyü kullanırsa Sawyer’ı bunca yıl kendisine yalan söylenmiş gibi hissettirecekti. Cidden Rosalie’ye acıdım.

Tabi bu ikilemden faydalanan Sergei, Rosalie’ye sert bir darbe indiriyor ve bölüm orada bitiyor.

Ancak bu bölümle ilgili dikkatimi çeken bir diğer şey. Zaman atlamasından beri Dante‘nin hiç büyümemiş olması, Sawyer’ın Dante’yi görünce şaşırması, Dante’nin bakışlarının depresifliği, uğursuzluğu (Bazen de bilgiyi) çağrıştıran kuzgunlarla yakınlığı ve bizimkilere yardım etmeyişi (gördü mü tam bilmiyorum gerçi) beni kıllandırdı. Önceki bölümlerde geçmişinin karanlık ve gizemli olduğu işaret edilmişti. Sanki Dante’ nin yolu yol değil gibi hayırlısı.

Bölüm Puanı: 81/100

Marry Grave – Journey 32: Where She Belongs

Sergei tam bir kör mürit, bir çılgın yobaz. İnancını diğerlerine dayatarak, adalet adına davrandığını sanan bir sosyopat ve bu hikaye açısından güzel bir şey. Bunları söylüyorum çünkü Rosalie ile ilgili yüksek beklentileri karşılanmadıkça ve Rosalie büyü gücünü inkar ettikçe Sergei’nin amacı onu geri götürüp gelini yapmaktan onu öldürmeye evriliverdi.

Gerçekten tehlikeli bir rakip. Elbette Rosalie kolaylıkla üstesinden gelebilir ancak bir bölüm önce karakterin içerisinde olduğu çıkmazlar yumağından bahsetmiştik. Neyseki Sergei, ölümcül vuruşu yapamadan Sawyer geldi ancak Sawyer böyle birine karşı ne yapabilirdi ki ?
Ormanı çok iyi bilmesi ve her tarafta kendi kurduğu tuzaklar olmasına güvendi (serinin başlarında çok gördüğümüz pratik zekası ve doğaçlama yeteneğinin geçmişinden geldiğini gördük.) . Fakat Sergei rahatlıkla hepsinden kurtuldu ve Sawyer’ı çok ağır yaraladı. İşte tam bu an Rosalie’nin ikilemi daha da büyüdü. Onun hayatını kurtarıp, ondan ayrılmak zorunda kalmak mı yoksa Sergei’ye teslim olmak mı ? Ancak, Sergei tam rahatlamış ve Rosalie’ye manyak nutuklar çekerken Sawyer sağlam bir yumruk patlatarak bizi şok etti. Çok heyecanlı yerde bitti bölüm.

Bölüm Puanı: 80/100




 

 

 

 

 

 

CEVAP VER

Lütfen Yorumunuzu Giriniz !
Lütfen İsminizi Girin