Goblin Slayer’ı sanırım biliyorsunuzdur. Kendisi geçtiğimiz haftalarda vurucu bir ilk bölüm ile piyasada ses getirdi gayet. Goblin dediğimiz fantastik yaratıkların filmlerde, oyunlarda ve animelerde ve birçok piyasadaki rolleri bellidir. Sağda solda adam akıllı tehlike arz etmeyen ve elini sallasan elli tanesi birden yıkılan yaratıklardır. Genel olarak piyasadaki rolleri bu. O yüzden yıllardır goblinlerin imajı bizler için ne olduğu belli. Bir yapımda ana tema bile olamayacakları kadar değersiz varlıklar. Goblinler bu işte. Bir yığın salak sürüsü.

Eh, Shingeki no Kyoji diye bir gerçek bile var. Tema olarak devler ön planda(Ya da Titan mıdır ne zıkkımsa artık). Bu sektörler yıllarca hep sunulan fantastik evrende, konu olarak öne çıkardıkları yaratıklar; statü olarak yüksek olan yaratıklar oluyor.

Goblin Slayer’ı ilk gördüğümde verdiğim tepki tam olarak “Öffff, kesin bu da ‘Shingeki no Kyoji’ gibi temasını sadece bir yaratık türü üzerinden götüren bir animedir” şeklinde idi. Ben bu tarz fantastik serilerde tehlikenin tek bir tür altında oluşturulmasını sevmem. Shingeki no Kyojin hâlâ ilgimi çeken bir yapım değilse bunun sebebi yaratık konseptinin dev olmasındandır. Devler tek başına bana ilgi çekici gelen şeyler değil. Goblin Slayer’ı ise alt tarafı tehlikenin goblinler tarafından olması ile elbette kötü bir ön yargım oldu. Goblinler zaten ilgi çekici yaratıklar değildir. Havalı da değildir. Hani bir evren üzerindeki tehdidin goblinler olması “Bi gidin işinize ya” dedirtiyor bana da. He tabii sonrasında ise evrenin daha geniş olduğunu ve esas olayın, goblinlerin evren üzerindeki ana tehdit olmaları değil, aksine gayet küçük tehdit oldukları ama buna rağmen rütbesi yüksek bir karakterin tek takıntısı goblinler olduğunu öğrendim. Aslında goblinlerin de, piyasanın bize yıllarca kakaladığı “Salak ya bunlar, elini sallasan ellisi abi” gibi bir şey olmadıklarını ve eğer küçümsersen Hanya’yı Konya’yı gördüğün yaratıklar olduğunu göstermesi ile de ilgimi çekmeye başlamıştı. Ve o tecavüz sahnesi de merak uyandırıyordu bende. Dark Souls gibi bir tehditkâr dünyası var gibi geldi bana.

İnternetten mağaradaki grubun goblinler tarafından katledilme sahnesini izlerken de içim gitmişti ne yalan yazayım. Sert bir sahneydi gerçekten. Ve doğruya doğru, bu sahnenin bu kadar vurucu olma sebebi; bu karakterlerin bizim yıllarca ezik olduğunu düşündüğümüz goblinler tarafından gerçekleşmesi yüzünden oldu. “Alt tarafı goblin la bunlar, abi nasıl ya” diye kalıyorsun izlerken. Zaten esas dananın kuyruğu koptuğu yer ise o tecavüz anı oldu. Tabii internette bu kadar popüler olup, bu sahne sık sık paylaşılıp üzerine meme’leri de bol olunca “Erkek adam gidip Berserk izler, Goblin Slayer ne la bebeler” diyen kitleler de çıktı ortaya. Ama evet, bu kitlenin isyanını haksız olsalar da anlayabiliyordum. Çünkü sağda solda “Oğlum gelmiş geçmiş en karanlık seri ya, işte bu ya” diye kitleler olunca, insan böyle haksız tepkiler verebiliyor. Sadece kitleler değil. Bir sitede bile “Goblin Slayer En Karanlık İşlerden Biri” başlıklı yazı vardı. Genel olarak Goblin Slayer’a olan tepkiler bir hayli karışıktı. Ama şu barizdi; Goblin Slayer markası baya popülerleşti. Ben ise animesini izlemek yerine daha çok mangasını okuma taraftarı olmuştum. Çünkü animenin muhtemelen yarım biteceğinden ve de sansürlü olduğunu duyduğumdan dolayı. Ama bir yandan da “Ya o mağara sahnesinden sonra pek bir olayı yok ya” diyenler de vardı. O yüzden başlayıp başlamama konusunda tereddüt ediyordum. Ama bir yandan da ana karakterin zırh tasarımı çekiyordu gayet. Dark Souls evrenindeki iki zırhın birleşimden oluşuyor gibi gelmişti bana.

Ben de dayanamayıp ilk bölümüne mangası ile başladım. Ve güncele ulaştım. Şimdi ise sizlerle incelemeden ziyade durum değerlendirmesi yapacağım. İnceleme için bitmesi lazım önce serinin.

Goblin Slayer gayet basit bir mantığa sahip. Basit bir evren, basit bir karakter tablosu, basit olay örgüsü vs. Evrenin kurulma mantığı bile basit. Ama zaten olayı bu. Evrenin kuruluş sebebi bile basit bir nedene dayanıyor. Birbirleri ile zar atarak savaşan tanrılar var ve bu savaş ile bir yere varamayacaklarını anlıyorlar ve biraz da başkaları savaşsın diye dünyayı ve içindeki varlıkları yaratıyorlar. Bu hani. Ciddiyim. Ne fazla ne az. Bildiğin “Yiyin lan birbirinizi” dercesine evren yaratmışlar.

Peki yazar bu basitliği nasıl kullanmış. Şimdi şöyle bir şey var ki; basitlik kötü bir şey değildir. Yazar basitlik üzerinden gittiği kadar orijinal bir şey de denememiş. Aksine, var olan birçok şeyi kendine katıp, bunu basit bir şekilde işlemiş. Ve işlemeye devam da edecek gibi. Peki yazar bunu nasıl artıya çevirmiş? Bu basitliği akıcı olay örgüleri ile işleyerek.

Evrendeki varlıklar gayet temel varlıklar. Elf, cüce, büyücü, goblin vs. Yaratıcı ya da farklı bir varlık yok. Böyle bir amacı da yok ama. Goblin Slayer’ın olayı, basit bir evren mantığında geçen ve büyük şeytani olayların döndüğü bir dünyada sadece Goblin meseleleri ile ilgilenen bir karakter ve yanındaki grubun maceralarını gösteriyor olması. Doğaçlama giden bir hikaye söz konusu. Ama gittiği çizgiyi beğendim. Önce ana karakteri ve yanındaki kızı tanıtmak için 2 kontrat görevi ayırmışlar. Daha sonrasında ise işin içine elf, cüce ve kertenkelenin olduğu başka bir grup giriyor. O grubu da tanımak için 2 görev daha görüyoruz onlarla beraber. Bu grup kimdir, kimlerle nasıl takılırlar falan bunları görüyoruz. Tabii bu ilişkiler gayet sıradan. Orta çağ fantastik temalarında artık klişe olmuş elf-cüce atışması aynı bu grubun içinde de var. Ama yazdığım gibi, bunu akıp giden bir senaryo ile gayet kurtarabiliyor yazarımız.

Olaylar gayet hızlıca gelişiyor diyebilirim. Kendini fazla uzatmadan bir olayı gerektiği vakitte bitiriyor ve bir sonraki olaya geçiyor. Hızı yerinde. Tabii fazla yenilikçi bir şey sunmak istemeyen basit bir mantığa kurulu bir yapıma göre. He yenilikçi olmak zorunda da değil tabii. Bu manganın okuyucuyu başka bir yönden sevdirmeye çalışıyor. Risksiz bir deneme olsa bile, görevini yerine getirdiği vakit gayet güzel bir sonuç bırakabilir. Berserk gibi elini taşın altına koyup risk alanların da verdiği tat ayrıdır zaten. Ama tabii bu yapımlar da bazen haddinden fazla risk alıp duraksama dönemine geçebiliyor mangaka bu işin altından nasıl kalkacağını çözene kadar. Bu yapımlar gayet sıkabiliyor. Berserk için yazmıyorum bunları tabii. Onu okumadım. Onun için bir şey diyemem.

Goblin Slayer’ın yine de hızı biraz hızlı gelebilir belki. Şöyle yazayım ki, daha 12.bölümden bir savaş patlak veriyor mangada.

Goblin Slayer’ın olayı şimdilik “Hacı benim yapabileceklerim şunlar bunlar, ama iyi yaparım yani” gibi duruyor. Bir grup karakterin yaşadığı çeşitli maceralar. Bu olay elbette uzadığı vakit sıkar gayet. O yüzden bu olaylar zincirinin ardından kendini bir ana konuya vermeli. Ki olabilir. Goblin Slayer’ın yanına gelen bu grup hayır için gelmemiştir zaten. Önce karakterlerimizi tanıyalım bence.

Goblin Slayer

 

Is this a Berserk reference?

Goblinlere son derece takıntılı, pratik zekalı, mantıklı ve duygusallığa kafa atmış bir karakter. Goblinlerden başka bir şey düşünmeyen ve öldürdükçe öldüresi gelen şahsiyet. Doom Guy desek yeri sanırım. Ama elbette adabıyla öldürüyor. Yani beyinsiz bir varlık gibi saldırmıyor. Aynı onlar gibi düşünüyor ve onlara karşı taktik hazırlayarak avlıyor hepsini. Pratik zekası burada devreye giriyor işte. Ve açıkçası goblinlerin ne yapacağını ön görebilen bu karakteri okumak acayip keyif veriyor. Goblinleri çeşit çeşit öldürme yollarını biliyor ve bilmeye de devam ediyor. Sürekli “Acaba daha ne kadar farklı yöntemlerle öldürebilirim” diye kafaya da takıyor bir yandan. Ama öyle böyle değil. Saç ile beraber iri yarı bir goblini boğarak öldürmeye çalışmışlığı bile var. Neden mi? Çünkü kopması zor bir madde olduğundan işe yarıyormuş. Durum o kadar vahim yani.

Goblin Slayer’ın goblin takınıtısını bir de şöyle örneklendireyim; bu evrende maceracılar adında insanlar var ve bu maceracı insanların da dereceleri var. Bu dereceler künyeler ile belli oluyor (Gangsta hesabı). Porselen, bakır, gümüş, altın falan filan. Böyle 10 tane derece var. Goblin Slayer’ın sahip olduğu künye ise “Gümüş”. 3.derece yani. Ya da 4 emin değilim. Ve gümüş künye kesinlikle hak edilmesi kolay bir şey değil. En yüksek derece ise Platinum’dur. Bunlar resmen halk kahramanı gibi bir şeydir. Devlet meselelerini ilgilendiren büyük olaylarla uğraşırlar. Bu derece ise baya baya nadirdir. Hani mangada hiç görmedik bile. Mangada gümüşten yüksek bir derece bile göremedik hatta şuan. Gümüşün önemi bu derece büyük. Ama Goblin Slayer buna rağmen hâlâ goblin gibi düşük rütbeli kahramanların uğraştığı yaratıklara takıntılı. Hani normalde hiçbir gümüş dereceli bir maceracı sallamaz bile. Oyundan örnek vereyim. 50 seviyelik bir karakterin 5 seviyelik yaratıklarla uğraşması gibi. Neden goblinlere bu kadar takıntılı olduğunu ise az çok mangada belli edildi. Ama tam olarak değil. Goblinden başka bir şey kesmiyor hatta o derece takıntılı olmuş.

Goblin Slayer gayet mantık çerçevesinde olaylara bakan biri. He yer yer cömert olabildiği anlar da olabiliyor ama genel olarak kendisi Terminatör gibi duygusuz. Peki bir karakter gelişimi söz konusu mu? Sanırım. Olabilir gibi. Yanındaki grup Goblin Slayer’ın kişiliğinin değişmesi için ön ayak oluyor gibi. Mesela Onna karakteri, Goblin Slayer’a sorduğu sorulardan sonra genelde 1-2 kelimeyi aşmayan cevaplar ile dönüş almasına tepkili. Daha diyaloglu cümleler kurmasını istiyor. Ama elbette Goblin Slayer’ın kişiliğine ters. Bunun değişip değişmeyeceğini bilmiyoruz. Buna ilerideki bölümler karar verecek.

Onna Shinkan

Kendisi daha çok koruma ve iyileştirme büyüleri üzerinde etkili bir karakter. Rütbesi ise en düşük rütbe çünkü bir maceracı olarak daha yenidir. Goblin Slayer ile tanışmadan önce bir grup yeni maceracı ile ilk macerasına atılıp, goblinlerin hafife alınmayacak yaratıklar olduğunu görüp Hanya’yı Konya’yı anladıktan sonra Goblin Slayer geliyor ve kızımızı goblinlerin ellerinden kurtarıyor.

O vakitten sonra da kızımız Goblin Slayer’ın yanından ayrılmıyor. Kendisi Goblin Slayer’ın değişmesini destekleyen biri. Goblin Slayer’ın muhtemel bir karakter gelişimi için ön ayak olan kişi işte. Goblin Slayer ise bir maceracı olarak ona nasıl hayatta kalabileceğini gösteriyor. Karşılıklı bir muhtemel karakter gelişim ön ayağı var kısacası.

Yousei Yunde

Dişi bir elf karakter. Goblin Slayer’ın namını duyup kim olduğunu merak eden bir kişi olarak görüyoruz ilk. Goblin Slayer’ı bulduktan sonra ise onu nedense maceralara sürüklemeye çalışıyor. Kendisi her ne kadar “Goblinlere fazla takıntılısın, gel seni azıcık başka maceralarda gezdireyim de macera ne demekmiş öğren” dese bile; Goblin Slayer’ı sırf bu motiften dolayı maceralara sürüklemediği bence bariz. Umuyorum ki başka bir sebebi vardır. Nedenini yazımın ileri bir kısmında açıklarım. Sebeplerinden biri muhtemelen Goblin Slayer’a yanık olduğundan gibi de duruyor tabii o ayrı.

Tokage Souryo

 

Varlık türünün tam olarak ismini bilmiyorum ama sanırım kertenkele deniyor. Kendisi gayet sakin ve iyilik sever bir karakter. Cana yakın biri. Bizden biri. İçimizden biri. Kısacası şimdilik bu işte. Karakteri hakkında fazla bir şey yazamıyorum daha. Geçmişi falan belli değil. Grupta takılıyor kendisi işte. Neden  o grupta takılıyor bilmiyoruz. He gereksiz demek istemedim tabii.

Kouhito Doushi

Cüce. Klasik elf-cüce atışması için gerekli olan bir karakter. Dişi elfimiz olan Yousei ile atışıyor evet. Sık sık inatlaşırlar ve sıkıştıkları anda da birbirlerine iyi destek olurlar. Gayet klasik.

Peki hikayemizin son durumu ne? Hâlâ kendine bir ana amaç edinmiş değil. Yazmıştım ya; “Goblin Slayer’ı sırf bu motiften dolayı maceralara sürüklemediği bence bariz. Umuyorum ki başka bir sebebi vardır” diye, işte sebebi bu yüzden. Yousei karakterinin Goblin Slayer’ı önemli bir sebepten dolayı bu maceralara sürüklüyor diye umut ediyorum. Önemli sebebi söylemeden önce bu maceralara sürükleme sebebi ise, Goblin Slayer’ı farklı macera tatları konusunda alıştırmak diye düşünüyorum. Çünkü Goblin Slayer’ımız “Goblin” diyor başka bir şey demiyor. Muhtemelen Yousei ondan halletmesi için isteyeceği yardımı bu durumda kabul etmeyeceğini düşündüğünden dolayı böyle atraksiyonlara girişiyor. Sanırım. Umarım.

Evrenine geri dönecek olursak. Evreni basit diye yazmıştım. Ama yaratılmış olan tehlikenin kendisi ilgi çekici. İlk bölümlerden daha elini sallasan ellisi dediğimiz goblinlerin bile ne kadar tehlikeli olabildiğini gayet gösterdi yapım. Bu tehlikenin bir ilhamı var diye düşünüyorum ben. Dark Souls. Ne alaka derseniz eğer;

Bilirsiniz ki Dark Souls oyununda tehlike her vakit vardır. Mesela cılız gibi duran bir grup düşmana “Pfff nedir ki bunlar” diye dalarsan, sonuç muhtemel bir ölüm oluyor sizin için. Çünkü gerçekçi bir yön ile yaklaşıyor Dark Souls. Cılız olsalar da, sayı üstünlükleri var ve gayet agresif düşmanlar bunlar. O yüzden dikkat ederek saldırmalısınız. Gerekirse teker teker hallederek. Bu durum bazen seviyeniz yüksek olduğunda dahi istisna değildir. Evet, Dark Souls’da seviyeniz çok yüksek olsa bile, dikkatsiz davrandığınız vakit bir grup düşük seviyeli düşman sizi gayet alaşağı edebilir. Bir kişi bile olabilir hatta.

Goblin Slayer’ın takındığı tehlike bu. Ana karakterimiz her ne kadar gümüş dereceli ve Goblinleri öldürmekte master yapmış biri olsa bile; Goblinleri avlarken dikkat ediyor. Bazen teker teker çekip öldürdüğü de oluyor. Gardını hiç düşürmüyor kısacası. Derin taktikler düşünüp, tuzaklar kurarak öldürüyor hepsini bazen de. Çıktım meydana, saldım kobrayı değil yani olay.

Başka benzer tehlike unsurları da var tabii. Mesela ilk bölümde ya da ikinci bölümde yeni maceracılardan biri mağarada kılıç sallarken kılıcı duvarda sekiyor.  Ve bu sebepte dolayı da sonu iyi bitmiyor karakter için. Şimdi, Dark Souls’da kullandığımız silahların, fizik motoru sayesinde bir yerlere çarpıp sekmesi sonucu açık vermemiz yüzünden birçok hatırı sayılır oyuncu kötü günler yaşadı. Bu Dark Souls’da en çok başımıza gelen hadiselerden.

Goblin Slayer da özellikle “Mağara için fazla uzun bir kılıç” diye belirtiyordu. Bu tür tehlike detayları var. Yani daha doğrusu vardı. Bu tehlike unsurları birkaç bölüm sonra mangaya uğramaz oldu. Son bölümlerde özellikle artık kendisini hissettirmiyor bile. Belki ileride çok sert bir şey olur bilemem. Ama şöyle bir şey var; her an bir itlik olacağını seziyorsun. Sanki bu karakterlerin sonu hiç hayırlı olmayacakmış gibi duruyor. Karakterler basit olsa da ve karakterlerle öyle pek bir bağ kurmasam da, garip bir şekilde başlarına kötü bir şey gelecek diye korkuyordum ben. Belki de bağ kurmuşumdur. Ya da ısınmışımdır bu basit gruba.

Dark Souls’dan esinlenme var dersek yalan olmaz kısacası. Zaten Dark Souls da gayet fazlasıyla Berserk’ten esinlenen bir yapımdı tasarım açısından. Goblin Slayer da zaten oradan buradan birçok yapımı esinlenmiş durumda. Tabii bu esinlenen şeyler figuranlardan oluşuyor. Basit ve üzerine pek düşünülmüş esinlenmeler değil ama sorun değil figuranlardan ibaret olduğu için.

Oh, hi Guts!

Evreninde hoşuma giden bir yaratıcılığı var aslında. O da RPG mantığında oluşturulan maceracılar konsepti. O da basit aslında. Herkesin kendi seviyesine göre görevler seçmesi, stamania ve can iksirleri, maceracı sınıfları, zırh seviyeleri vs. Buradaki esas olay bunu pek okuyucu farkına varsın diye göze sokulmaya çalışılmamış olması. Varlar işte. Fark eden fark eder. Mesela Goblin Slayer’ın kullandığı ekipmanlar gayet sıradan ekipmanlar. Yani rütbesine göre. Figuranlardan biri “Ya rütbesi belli kendisi belli, niye böyle şekil zırhları yok ve efsunlu kılıçlar kullanmıyor” diyor mesela. Cevap olarak da biri “Çünkü ihtiyacı yok, o işini iyi bilen biri. Bunları sadece yeteneksizler kullanır” gibi bir şeyler diyordu. Bu aslında gayet bir oyunda zorlanıp, daha az zorlanmak için ya da takıldığın yeri direkt geçebilmek için daha güçlü ekipman kuşanırsın ya hani, onun gibi. Ama bunu yapman şart değildir. Eğer yetenekliysen, gayet o bölümü yine geçersin. Dark Souls bunun en büyük örneğidir. Zaten o serinin fanlarında özellikle “Hıh, giydiği zırhlara bak, hep ağır zırhlar, noob işte” diye dalga geçme takıntıları var. Yani ağır zırh giyorsan sürekli hasarlardan kaçınamıyorsundur ve hasarını azaltmak için giyorsundur. Bu da seni onların gözünde “Noob” yapıyor. İşte oradaki o diyalog da az çok buna çağrışım yapıyor işte. Oyun dünyasına atıfta bulunmalar. Ama anlayana. Hoş bunlar.

Manganın çizimlerine gelirsek. İyi hoşlar. Gayet yeterliler. Okurken öyle “Vay be” demiyorsun ama rahatsız da etmiyor. Tabii bazı özel anlara özel “Vay anasını” dedirten çizimler de var o ayrı. He ama kurgusu yer yer beni rahatsız edebiliyor. Bazen olan olayları iyi takip edemiyorum ve bazı sahnelerde de ne oluyor ne bitiyor çözemiyorum.

Ama Yousei karakterinin çizimlerine bitiyorum ya. Çok şirin ya. Kendisi mangadaki kadın karakterler arasında tek sevdiğim karakter sanırım. Çünkü seksi bir kişiliği ve fiziği ile öne çıkmıyor hiç. Kendisi çok sevimli bir şey. He kişilik olarak değil tabii. Ama o da yer yer oluyor. Çizimlerinin hoşuma gitmesini sağlayan şey ise sanat dizaynının değişimi yüzünden oluyor. Gayet ciddi çizilmiş bir elf karakterinin bazı durumlara verdiği tepkilere göre chibi sanatı ile görmemiz gibi. Bazen de aşırı tepkilerinden dolayı.

Genel olarak manganın şuan ki durumu iyi hoş ama bu gidişat ile fazla sürmez. Tez vakitte kendine bir amaç edinmeli. Bunu özellikle belirtiyorum çünkü manga başlayalı 2 sene oldu. Bir zahmet be dayı diyesin geliyor doğal olarak. O yüzden şuan “Okuyun” ya da “Okumayın” diyemiyorum. He anime uyarlaması yüzünden belki yazarı artık bir şeyler dener. Sonuçta Goblin Slayer markası o uyarlama sayesinde baya popüler oldu. Talebi de bir o kadar fazla oluyordur Light Novel ve Manga için. Tabii emin değilim.

 

CEVAP VER

Lütfen Yorumunuzu Giriniz !
Lütfen İsminizi Girin