Go Nagai’nin 1972 yılında yazdığı mangadır Devilman. Bu manganın çıkışı manga ve anime sektörüne yeni bir yön olmakta rol oynar.  Gelecek nesildeki birçok mangaya ve animeye ilham kaynağı olmuştur. Özellikle de Berserk. Çıkışından bir ay sonra ise kaçınılmaz bir TV serisi çıksa da, Go Nagai’nin kabul ettiği bir seri değildir. Çünkü TV serisi bildiğimiz haftalık iblis kesme serisiydi. Sonrasında birçok crossover animesi de çıktı. Tabii benim hiç haberim yok yine de bu markadan. Taaa ki, Masaaki Yuasa tarafından yeniden adapte edip Netflix’de yayınlanmasına kadar. Bunun haberini alan arkadaşım yerinde duramayıp heyecanlanmıştı. Devilman’i daha önce ne okumuş ne de izlemiştir ama ününü biliyor ve Masaaki Yuasa ismi de onu heyecanlandıran bir diğer faktördü. Arkadaşım bana Devilman ile ilgili şunu tekrar edip duruyordu; farklı bir deneme. Bu yüzden de muhtemelen sevemeyeceğimi düşünüyordu. Bu yüzden de ilgimi çekmişti “Neymiş la bu sevmiyeceğim şey acaba” diye. O yüzden izlemeye karar kılmıştım ama arkadaşım “Önce Ping Pong’u izle ama” demişti. Neden bilmiyordum. Hâlâ da bilmiyorum. Harbi nedendi acaba? Belki sanat dizaynına alışayım diye idi. Çünkü Devilman Crybaby’nin hem Ping Pong ile Tatami Galaxy’nin birleşiminden doğmuş bir sanat dizaynı vardı.

cfffcfd668f1305ecea16031354cf84c

Ping Pong’u izledim önce. Elhamdülillah güzel yapımdı. Temiz, eksiksiz ve vermek istediği mesajı gayet sorunsuz veren bir yapımdı.

Sonrasında ise durur muyum. Atladım Crybaby’e. Yazımın konusu ne mangasını ne de Netflix adaptasyonunu solo şekilde incelemek olmadığı için kısa geçiyorum; harikaydı. Özellikle sonuna bayılmıştım. Anime piyasasında gördüğüm en başarılı sonlardan biriydi. Sadece anime piyasası ile de sınırlamaya gerek yok aslında.

Sonrasında ise mangasının daha acımasız olduğunu öğrendiğimde ona da merak sarmıştım. Birkaç ay sonra ise onu da okudum. Fena bulmadım. Crybaby kadar başarılı ve acımasız bulmadım ama dert de etmedim. Fena değildi işte. Sonrasında ise kıyaslama yazısı yazacağım diye emin olmak için Crybaby’i tekrar izleyip emin olmak istedim.

ef4cad3a9391722b2c035f77e6394cb9.jpg

Şimdi kimileri manga ile Crybaby’i kıyaslamanın saçma olduğunu ön görüyor. İkisi de zamanına göre harika ve kıyaslanılacak bir durumları yokmuş. Buna katılmıyorum. Crybaby adaptasyonu sadece günümüz için yapılan adaptasyon farkı ile sınırlı kalmıyor çünkü. Yönetmen Masaaki Yuasa gayet senaryoda bir takım değişiklikler yaparak yönetmenliğini konuşturmuş. Arada gayet kıyaslama yapılacak kadar farklar var. Bu kıyaslama dediğim şey ise elbette bu farklılıkları belirtmek ve ele alıp nasıl sonuçlar ve farklılıklar ortaya çıkardıkları ve daha iyi olup olmadığına karar vermekle ilgili.

Neyse biz fazla uzatmadan kıyaslamaya başlayalım.

Tabii unutmadan söylemem lazım. Baştan sona SPOILER içerir. Atış serbest yani.

1-BAŞLANGIÇ HİKAYESİ

Mangasında evrenin ve olayların başlangıç hikayesi ilk bölümlerden veriliyordu. Crybaby animesinde ise bu başlangıç hikayesi son bölümlerde veriliyor. Mangasının aksine sadık kalmayıp hikayenin bu kısmını son bölümlerde açıklaması bir yönetmenlik kararı ve gayet de önemli bir karar. Bu birçok şeyi etkiliyor. Mesela daha yapımdaki karakterleri ve olayları tanıyıp ilgi kazanmadan verilen başlangıç hikayeleri merak uyandırıcı olamayabiliyor okuyucu ve izleyici için. Bazen bir hikayede önce karakterleri tanıtıp, olaylara akıp, sonrasında olan bitenlerin başlangıcını anlatmak daha etkili olabiliyor. Çünkü bu formül ile gidince izleyici ve okuyucu ister istemez “İyi de bunlar nasıl bu noktaya gelmiş, bunların sebebi ne” gibi sorularla meraklanıyor ve hikayenin başlangıç kısmını o vakit verince seyirci ve okuyucu merakla ve ilgiyle o kısımları tadıyor.

239

Tabii bu bir kesinlik değil. Ama genelde olan durum budur. Bende de öyle. Mangada bunu dert etmemiştim tabii daha öncesinden Crybay’i izlediğim için.

Bir diğer etkilediği şey ise gizem. Hikayeyi başından vermeyince doğal olarak bir gizem söz konusu oluyor. Bu birçok şeyi etkilemiş oluyor. Mangada bu bilgi ilk bölümlerde verilince elbette ilerideki bölümlerde bu hikaye ile ilgili Akira ile Ryo karakteri bol bol üstünden geçiyor. Bunun hakkında diyaloglar oluşuyor. Ama Crybaby’in ilk bölümlerinde bu bilgi verilmeyince doğal olarak gizem kalıyor ve o yüzden daha şeytanların nereden geldiğini ve amaçlarının tam olarak ne olduğunu bilmediklerinden dolayı en fazla bu konu hakkında teori üretebiliyordu Ryo karakteri.

devilman_v01c04_p176_177

Bu da hikaye işleyişini farklı kılıyor doğal olarak. Başlangıç hikayesini son bölümlerde vermesi yüzünden Crybaby animesi iki ana karakter üzerinden gitmekten daha çok yan karakterler üzerinden gidiyordu. Çünkü mangada bu bilgiyi edindikleri için ana karakterler bu durumla ilgili ne yapılabilir diye üstünde daha çok duruluyordu. Özellikle Ryo’nun bu tip durumlar için sadece plan kurmayıp bütün bu olanları tarih ile birlikte yorumlama anları da var gayet.

2-DEVILMAN ETKİSİ

Mangasında gerçekleşen Sabbath partisinden sonra Akira karakterinin geçirdiği dönüşüm ile Amon’un fiziksel özelliklerini ve güçlerini kazanıyordu. Bu tabii ki kendi görünümünü ve kişiliğini de değiştiriyordu. Mangada bu olaya gayet yüzeysel değiniliyor tabii Crybaby’e göre. Mangada Akira karakteri o dönüşümü yaşadıktan sonra yaşamış oluyordu. O işte. Miki karakteri dışında kimseden bir reaksiyon göremiyorduk. Crybaby’de ise Akira’nın yaşadığı bu değişimin fiziksel, kişilik ve yetenek olarak yansıması sonucu birçok kişi büyük hayretle şaşırıyor ve hayranlık uyandırıyordu. Bu kısımlar da atmosferi güçlü kılıyor ister istemez. Orada geniş çaplı bir dünya olduğu hissediliyor mangaya göre.

3e3

He olay sadece reaksiyon ile ilgili değil. Akira mangada bu değişim ile sadece eski haline göre daha sert kişilikli, öz güvenli ve boyu posu yerinde iken; Crybaby’de Devilman olmanın getirdiği başka bir yansımaları da vardı karaktere. Akira önceki halinde de pek zeki biri olmadığından dolayı yaşadığı bu değişimle beraber yer yer mağara adamı seviyesinde bazı şeyleri aklı almayabiliyordu. Verdiğim örnek biraz aşırı oldu ama anlatmak istediğim şey anlaşıldı sanırım. Yani daha akıllı telefonu nasıl kullanacağını yeni idrak edebiliyor. Yani bu değişim aynı zaman da karakterimize zeka sunmuyor. Önceden neysen o. Aşağı yukarı ama.

tumblr_p3el87lhmv1tmp8rdo1_500

Diğer bir yansıyış ise cinsel dürtüler. Her ne kadar vücudu şeytan ama kalbi insan olsa bile; kendisinin yaşadığı bu şeytani değişimin hormonlarını etkilemediği anlamına gelmiyor. Kendisi ilk başlarda olmasa da; sonradan şeytan gibi cinsel arzuları arşa yükseliyor. Kendisini çok zor zapt ediyor bu konuda. Akira özünde saf bir karakter. Tanımadığı ölen birilerini duyduğunda bile üzülüp ağlıyor. O kadar saf hani. Ama konu cinsellik olunca oraya bir parantez açan bir sahne eklemeyi akıl etmiş Yuasa. Akira değişim öncesi Miki ile yürüdüğü bir sahnede Miki ona pornodan bahsedince Akira’nın yüzü kızarıp bir şey diyememişti mesela. Yani Akira’da her ne kadar çok saf bir yüreğe sahip olsa bile, aşağı yukarı her erkekte olduğu gibi cinsel ilişki konusunda bir zaafı var.

original

Kısacası Crybaby, Devilman olmanın zorlu yönlerine biraz daha çok değiniyor mangaya göre. Hatta mangası direkt hiç değinmiyordu.

3-YAN KARAKTERLER

Manga gayet iki ana karakter üzerinden yürüyerek hikayesini işliyordu. Crybaby’e göre daha minimalist çerçeve içerisinde konu akarken, Crybaby evrenindeki olaylara ve yan karakterlere de yer vererek bir işleyiş sürecinde idi. Mangada bir yerden sonra olay biraz olay örgüsüne dönüyor, gerçi kısa bir süreliğine ama yine de ana odak iki ana karakter üzerinden gidiyordu. Crybaby biraz daha evrenini tattırarak senaryosunu ilerletiyordu.

tumblr_p2vlp7mfdu1wmhyo6o1_400

Crybaby daha en başından senaryosunu dünyadaki olaylarla anlatmaya başlıyor. Bu yan karakterlere gayet de önem veriliyor. Bazen ana karakterlerimizden çok sık sık onları görüyoruz çünkü. Crybaby’nin izlediği bu yol ile dünyasını hem daha çok tanıyor ve hem de daha canlı hissetmemize yol açıyor. Bu karakterlere sırasıyla değinelim;

*MIKI

crybaby_miki_9

Miki mangada Akira’ya yanık bir karakter. Tabii Akira dönüşüm geçirdikten sonra. Ama tabii Miki her ne kadar abayı Akira’ya yakmış olsa da, Akira’nın o taraflarda bezi yoktur. Yani mangada Akira’nın Miki’ye karşı aşk beslediği bilgisini hiç görmedik. Eh, Crybaby’deki dönüşümden sonra Akira’nın yaşadığı cinsel arzu dürtüleri mangada da olmayınca, mangada Miki’ye cinsel açıdan da sulanmıyor. O yüzden mangada Miki’nin rolü biraz gereksiz gelebiliyor. Zaten mangadaki varlığı anca başlarda hissediliyor.

Crybaby’de ise Miki’nin rolü senaryoyu daha bir etkiliyor. Gereksiz olmadığını anlıyorsunuz izlerken. Ama Miki ile Akira’nın arasındaki ilişki ne yine tam anlamış değilim. Akira’nın Miki’yi sevdiğine dair bir bilgi koparamıyoruz yine. Cinsel açıdan yer yer kendini ona kaptırıyor o ayrı. Aralarındaki ilişki bir aile ilişkisinden öte mi değil mi onu yine bilmiyoruz ama.

*MIKI’NIN AİLESİ

screenshot_408

Crybaby’de Miki’nin ailesini sık sık görebiliyoruz. Bu sahnelerden sık sık var. Mangaya göre ez azından. Ve sadece görmekle de kalmıyoruz. Crybaby bu karakterleri yer yer işliyor. İşliyordan ziyade hikayenin hatırı sayılır bir kısmı bu karakterler üzerinden yürüdü. Mangada ise arada bir simalarını gördük görmedik. Manganın sadece bir kısmında Miki’nin babasına ayırt edilmiş birkaç cümlelik bir kısım vardı. Bu neden mi önemli? Bunun sebebini ayrı bir başlık altında belirteceğim.

*BELALI TİPLER

devilman_v01c05_p246

Mangada ilk başta tipleme niyetine konmuş olan bu karakterler sonrasında bir U dönüşü yaparak Akira ile takılmaya başlıyorlardı. Crybaby’dekiler ise adaptasyon sonucu değişime uğramış bir kadro. Rap söyleyen bir kadro. He yine belalı olabiliyorlar ama mangadaki gibi saf bela isteyen tip değiller. Crybaby’deki grup biraz daha yumuşak huylu o konuda. Durduk yere sataşma gibi bir durumları yok.

Mangada bu gruba olay örgüsü olarak daha çok yer veriliyor ama bu gruba bir sonuç bağlanmıyor. Mangasına göre dünyasını daha çok tattırıyor desem bile; mangasının Crybaby’den ufak bir artısı varsa o da bu grup ile okulda gerçekleşen iblis örümcekler kapışması. Orada bir tane daha iblis görüyorduk ve Akira’nın dediğine göre de önemli bir iblis olması ile kendisine meydan okuduğunu da belirtiyordu. Sonuç? Hiçbir şey. Bir daha ne o iblisi görüyorsun ve ne de bahsi geçiyor. O yüzden Crybaby’e göre tam olarak bir artı olamıyor bu özellik.

Bu grubun bir üyesi dışında geri kalanlarına sonradan neler oldu bilemiyoruz bir de. Tahmin etmesi pek zor değil gerçi.

*DEVILMANLAR

crybaby_koda_9

Mangada işler çığırından çıkmaya başlayınca Akira başka Devilman’ların da olduğunu öğrenip onlarla birlikte dünyayı iblislerden kurtarma isteğini çok yüzeysel gösteriliyor. Hani gösterilmiyor bile aslında. İblislerin ve insanların arasında geçen savaş sonucu dünya sanki Post-Apokaliptik bir hale gelmiş gibi gizli bir sığınakta Devilman’lar ile Akira’nın bir arada olduğunu görüyorduk. Ama daha önce hiçbiri gördüğümüz karakterler değil ve manga bizi aniden durumu böyle gösteriyor.

screenshot_409

Crybaby ise bu olayı daha ilk bölümlerden ağırdan alıyor. Devilman olma potansiyeline sahip olan karakterleri en baştan görüyoruz ve Devilman olduğu bölümlerde de anime bu karakterleri ele almaya devam ediyor. Akira’nın bu varlıklardan haber olup onları kurtarmak istemesinden önce güzelce görüyoruz yani. Akira’nın Devilman kurtarma takıntısını Crybaby’de güzel güzel görüyorduk.

Genel olarak yan karakter tablosu ile Crybaby daha önde olsa bile; Devilman dediğimiz marka karakterler açısından büyük bir yere sahip değil o kadar iki ana karakter dışında. Yani hiçbirinin öyle bir geçmişi falan yoktur. Ama dert değildir. Çünkü o an ki konu munu güzel işler ve zaten geçmişleri de yaşanan olaylardan ötürü umurunuzda olmaz. Gerçi mangada iki ana karakterin de düzgün geçmişi yok ki.

4-AKIRA’NIN AİLESİ

devilman-crybaby-season-1-episode-4-come-akira-akiras-family

Akira’nın ailesi mangada direkt yoktu. Bunun sonuncunda Akira’nın geçmişi de yoktu zaten mangada. Mangada bu sebepten dolayı Akira karakterimiz biraz yüzeysel kalıyor Crybaby’e göre. Crybaby’de Akira’nın ailesi küçükken çocuğunu Japonya’da iş güç yüzünden bırakıyordu. Akira’ya Japonya’da Miki’nin ailesi bakıyordu bu yüzden. Bu yüzden Akira iyi kötü bir geçmişe sahip oluyordu. Yüzeysel ama kendini 10 bölümde anlatmaya çalışan bir anime için yeterli deyip geçebiliyoruz.

Diğer açıdan ise malum bir olay yüzünden bu çok önemli bir nokta aslında.

screenshot_412

Mangada bir anda çıkan Akira’nın ya kız kardeşi ya da başka türden bir akrabası olan biri çıkıveriyordu. Biz de “Hayrola nereden çıktı şimdi bu” diyebiliyorduk tabii. Bir anda ortaya çıkan bu karakter metroda iblislerin ani saldırısı sonucu ölüyordu. Sonra anlıyorsun sebebini. Amaç dram. Zaten manga o kısımdan sonra kaosa dönüyordu. Bu sahne de bunun habercisi idi. Ama şöyle bir şey var; bu kısım duygusal açıdan eksik her ne kadar acımasız bir sahne olsa da. Gerekli mi peki? Acımasızlığını hissettirmesi için evet. Birkaç sayfa önce gördüğüm bir karakterin ölümü beni tınlamıyor ne kadar acımasızca olursa olsun mesela. O yüzden gerçekleşen bu sahne bana boş geliyordu.

screenshot_413

Crybaby animesinde ise böyle bir karakter yok. Bu katliam Akira’nın annesi ve babası üzerinden gerçekleşiyordu. Crybaby’de bu sahneden önce anne ve babasından haberdardık. Aynı şekilde Akira’nın onlara kavuşma isteğini de biliyoruz. Akira ailesini istiyordu. Crybaby’de oğlunu görmeye gelen anne karakterinin bir anda şeytana dönüşen kocası tarafından öldürülmesi bu yüzden daha çok şok ediyor seyirciyi. Sebeplerinden biri ise aniden olması. Akira’yı görmeye gelen annesinin ölümünden önce zaten kocasının iblise dönüp milleti öldürmesi büyük bir beklenmedik şok etkisi verirken; sonrasında gözünü kırpmadan karısını öldürmesi ise ayrı bir şok eden acımasızlık gösterisiydi. Akira uzun zamandır ailesini bekliyor ve biz de bundan haberdarız. Ama hiç beklenmedik şekilde daha olaylar kötüye gitmeden Tarantino tadında aniden gerçekleşen bu katliam ile seyirciye büyük bir tokat atıyordu.

screenshot_414

Ama esas sahne Akira’nın babası ile yüz yüze geldiği kısım. Mangasında kullanılan iblisin ölülerin kullanma yöntemi aynı olsa da, Crybaby’de bu iblis babası olunca elbette aralarında geçen muhabbet de farklı oluyor. Mangadaki iblisin ölülerin suratlarını kullanması için iki sebep var. Düşmanlarından korunmak için ve de kolleksiyon için. Crybaby’de direkt korunma amaçlı. Karısının ve birçok kurbanın suratını kullanarak Akira’nın saldırmasını engellemeye çalışsa da Akira’nın zaten başta öyle bir derdi yok. Karısını ve birçok masumu öldürmüş olsa bile “Baba sen oralarda bir yerdesin biliyorum, içindeki şeytanı çıkar” tarzında babasını kurtarmaya çalışıyordu. Babasını da bir Devilman yapmaya çalışıyordu yani. Ve durum gerçekten de öyleydi. Babası olayı fark edip kontrolü kendine almaya çalışıyordu. Ve işte tam da bu noktada yine beklenmedik şekilde içindeki şeytan erkenden davranarak bedenindeki kellesini kuyruğu ile kesiyor ve Akira’nın babasını tamamen öldürmüş oluyordu. Bu noktada artık kaybedecek bir şeyi kalmayan Akira ise iblisi öldürüyordu. Yuasa’nın bu sahneyi ele alışı da öylesine duygusal ki, zaten yaşadığınız onca şoke eden olaydan sonra o duygusal havayı gayet başarılı bir şekilde veriyordu. Ve burada da Akira’nın ne olursa olsun, bir umut varsa o kişiyi kurtarmaya sonuna kadar sürdüren biri olduğunu yine görüyorduk. Onca kişiyi katletmesine rağmen ve babasından bir şey kalmamış gibi görünse bile Akira o iblis bedene saldırmıyor ve babasını kurtarmaya çalışıyordu.

Mangasında ise bu duyguyu vermek için sonradan ortaya sokulan küçük kız karakter yöntemi o yüzden boş geliyor bana. Bunun için önceden köprü oluşturmak lazım.

5-RYO 

541f269d66c0e9f9f1f03b4a4df9f9bdefc2a5b9v2_hq

Ryo için nereden başlasam gerçekten bilemiyorum. Öyle bir eminsizlik ki bu; yazıyı bir gün erteledim. Ryo karakterinin mangada giriş anını hatırlıyorum da, tam bir yetmiş ve seksenler yıllarındaki cool karakterler gibiydi. Giriş paneli bile hoştu. Önce Crybaby’i izlediğim için sonradan mangada böylesine havalı hal hareketleri ile baş başa kaldığımda elbette garipsedim.

Evrenin nasıl yaratıldığını ve iblislerin nasıl türeyip sonradan gözden yok olduklarını başından gördüğümüz için mangada Ryo sürekli bu konu hakkında kendi çapında yorumlama kafasındaydı. Animedeki Ryo’nun odağı ise iblisleri yok etme takıntısı idi. Elbette mangadaki de farklı değil. Ama elbette animede iblislerin var oluş tarihi vs. bunlar animenin ilk bölümlerinde belirsiz. Mangada sık sık bu sebepten dolayı günümüz dünyasına birçok insanlığın gelişimi ile alakalı olsun, o anki yaşanan durumların tarihte daha önceden yaşanan önemli olayların tekrar etmesini yorumlamak olsun bir takım şeyler mevcut. Ryo bu tarz durumlarda büyük yer kaplıyor mangada.

Ryo için yapılan büyük değişiklik belli aslında. Geçmişi. Manganın son anlarında aslında anlıyorduk ki biz Ryo’yu hiç görmemiştik. Ryo dediğimiz kişi Şeytan’ın ta kendisi. Yani tüm bu iblislerin başındaki kişi. Tanrı tarafından sürülmüş varlık. Ryo ise başka biri. Akira’nın dostu olan Ryo uzun zamandır Akira’dan uzaktı. Manganın başlarında Ryo ortaya çıkınca bunu öğrenmiştik. Şeytan insanların arasına karışıp onlar gibi yaşayarak onların zayıf noktalarını öğrenip dünyayı iblislere geri kazandırmak istiyor. Bunun için de bir insan bedenini seçiyor. Bu kişi de Akira’nın eski dostu Ryo işte. Yani bu bedeni ele geçirdiğinde Ryo çoktan ölmüştü. Bu beden ele geçirme ile mi oldu tam emin değilim aslında. Çünkü Şeytan kendini gerçekten Ryo sanarken eski gerçek Ryo’nun fotoğraflarını gördüğünde “Bir dakika ya bu bana benzemiyor hiç” diyordu. O yüzden emin olamıyorum.

screenshot_415

Tabii sadece insanların arasına karışmak değil olay. Şeytan kendini gerçekten Ryo sanıyor. Bu da Jenny isimli iblis sayesinde. Böylece daha gerçekçi bir şekilde insanların arasına daha rahat sızacak. Yani Şeytan’ımız kendini bilmiyor gerçekten. İblisler için insan olan Şeytan insanken iblislere karşı mücadele veriyor. Bu ters giden bir durum değil elbette.

Animesinde ise durum tamamen farklı. Şeytan direkt Ryo’nun ta kendisi. Hani Şeytan’ın “Dur ya aralarına insan kılığında sızayım” yok. Ryo diye biri yaşıyor mangasının aksine ve Şeytan zaten o.

Mangada ise Ryo’nun geçmişi ile birlikte dünyanın yaratılışı da verilir. Elbette basit bir şekilde. Tanrı dünyayı yaratmış ve içine yetişsin diye birçok tohum bırakmıştır ve sonradan uzun bir süre dünyadan uzaklaşmıştır. Bu tohumlardan ortaya çıkan canlılardan biri de iblislerdir. Bu tanrının planında olmayan canlılardır. Tanrı uzun bir vakit sonra yarattığı dünya ne durumda diye kontrol etmeye geldiğinde ise iblisleri gördüğünde onlardan nefret etmiştir. Çünkü bunlar hatalı varlıklardı. Tanrı onlardan nefret edip hepsini öldürme kararını almıştır. İşte burada Şeytan devreye giriyor. Tanrı’nın meleklerinden ve oğullarından biri olan Şeytan, iblislerin öldürülmesine tepkilidir. Sırf sen yarattın diye kendi isteğinle öylesine öldüremezsin kafasında bir isyan beliriyor Şeytan’da. Çünkü o dünyaya kendi istekleri ile gelmediler ve bu da onların hatası olmadığı için onların öldürülmesi haksız bir durum Şeytan’a göre. Bu sebepten Şeytan iblislerin tarafına geçip Tanrı’ya savaş açmıştır ve kazanmıştır. İblisler kurtulmuştur ama esas büyük savaş için ise Şeytan ile diğer tüm iblisler kendileri buza hapsetmiştir uzun bir süre. Bu uzun sürenin ardından elbette dünya da değişmiştir. Artık insan ırkı diye şey var ve dünyanın sahibi onlar. Bu Şeytan’ın kafasında olmayan bir gidişat olmuştur. Bu yüzden Şeytan onlardan nefret etmiştir ve onları yeryüzünden yok etmek istemektedir. Mangasının sonunda ise bunu gerçekleştirdiğinde şunu fark eder; bu yaptığı şey babasına kızdığı şey ile aynı şeydir aslında. Tanrı’nın planında olmayan iblisler vardı ve Tanrı bunlardan nefret edip onları yok etmek istemiştir. Şeytan da aynı şeyleri insanlar için düşünmüştür işte. Babasının hatalı olduğunu düşündüğü duruma o da düşmüştür ve Şeytan sonda bunu fark edip “Ne kadar aptalmışım” deyip yaptığından memnun olmamıştır.

screenshot_416

Animede ise farklı. Dünyada ilk başta sadece iblisler yaşarken Şeytan da Tanrı tarafından sürüldüğü için onlara katılıyordu. Çünkü iblislerin basit doğası Şeytan’ın hoşuna gitmişti. Güçlü güçsüzü yer ve hayatta kalır. Herkes hak ettiğini alır. Kim güçlüyse o hayatta kalır. Bu doğa gereği iblisler de birleşme yöntemi ile birçok iblis birbirleri ile birleşip yeni vücutlar ve güçler ortaya çıkararak daha da güçlenip bu dünyada hayatta kalmaya çalışıyorlardı. Tanrı ise bu gidişata muhtemelen Şeytan’a inat dur diyerek dünyadaki iblisleri yer yüzünden önemli ölçüde yok etti. Geri kalan iblisler ise kendilerini geri çektiler ve insanlar ortaya çıktı. Böylelikle yeryüzünün yeni sahibi onlar oldu. Şeytan ise geri dönüp bu düzene son verip Tanrı’ya savaş açmak istemektedir.  Crybaby’deki başlangıç hikayesi bu. Bu bir dünyanın yaratılış hikayesi değil aslında. Bu daha çok Ryo’nun geçmişini anlatan bir hikaye. Ryo’nun isteğini gösteren bir hikaye. İsteği basit. Kim hak ederse onun hayatta kalabilmesi olayı. Şeytanların o doğası sürsün istiyor. Ve bu sebepten de bu dünyayı iblislere hak görüyor. İnsanların sonradan yeryüzünde yaşıyor olmaları ona haksızlık olarak geliyor. Kim hak ediyorsa onundur. O yüzden insanlara karşı bir savaş açmıştır Şeytan. Ama esas istediği şey ise intikam için Tanrı ile savaşabilmektir.

6651983851a57f47466a8d1fa3a44ac1

Ama daha insanların bile ortaya çıkmadan önceki bir zamanda iblisler kendilerini saklamış ve günümüz zamanında ise yenilgiye uğrayan Şeytan yeni bir bedene kavuşmuştu. Çocuk bedeni. Ama hafızasını kaybetmişti. Bu bir çocuk bedeni idi. Daha sonrasında yaşadığı bir takım hadiseler sonrası kendini yetimhanede buluyor ve biri tarafından kabul ediliyor. Muhtemelen “Ryo” ismini o vakitlerde almıştır diye düşünüyorum. Ryo’yu kabul eden kişi ise zaten Jenny’nin ta kendisi.

Buradan sonra çok önemli bir şey oluyor. Akira ile tanışıp arkadaş oluyorlar. Bu önemli çünkü Akira’nın arkadaş olduğu kişi Şeytan’ın ta kendisi. Bu neden mi önemli? Şimdi fark ettiğiniz üzere satırlardır Ryo karakterini kıyaslamak yerine sadece manga ve Crybaby’deki geçmişlerini sıraladım yüzeysel bir şekilde. Yazacağım şeyleri mantıklı bulabilmeniz için bunları hatırlayıp kafanızda rahat oturtabilmeniz için.

Mangasında hatırlarsınız Ryo’nun Akira’yı Devilman yapma sebebini iblislerle savaşması için olduğunu sanıyorduk. Bu kahramansal bir amaç değil tabii. Çıkarcı bir amaç. İblislerin ortaya çıkıp katliam yaratmaya başladığı anlarda ise Ryo’nun hamlesi durup beklemek olunca Akira buna oldukça tepkiliydi. Akira olanlara dayanamayıp insanları iblislerden kurtarmak için savaşmaya gitmeye karar verdiğinde Ryo buna karşı gelmişti. Akira’ya “Seni bunun için Devilman yapmadım” deyip sonrasında “Sen bu kaos ortamından sonra durumdan istifade edip iblisleri yok edeceksin” gibi laflar etmesinin ardından anlıyoruz ki Ryo aslında insanları kurtarmak istemiyordu. Sadece bir fırsat yaratıp ortalık yatıştığında bunu fırsata çevirip Akira’yı kullanarak iblisleri öldürmek istiyor. Yani iblislerden kurtulmak istiyor ama bu amaca giden yolda insanları feda etmek istiyor. Akira ile zıt düştüğü an da burası oluyor işte. Crybaby’de de aynı.

screenshot_417

Şimdi, Ryo’nun bu motifinde bir sıkıntı yok. Amma velakin Ryo Şeytan olduğunu hatırlayıp Akira ile konuştuğu sahnede ettiği birkaç cümle var ki tüm seriyi plothole’a boğuyor.

Sadece hayatta kalması için. Başka bir şey değil. Şeytan’ın istediği Şeytan Çağı’nda Akira’nın da hayatta kalmasını istiyor. Ama şöyle bir sıkıntı var; Şeytan ile Akira arasında bir geçmiş yok. Bu sıkıntı büyük bir plothole oluşturuyor. Bu birçok plothole’a neden oluyor aslında;

1- Ryo Şeytan olduğunu bilmeden önceki aklı ile iblislere karşı savaşmaya takıntılı bir karakterdi. Neden bu karakter Akira’ya Şeytan Çağı’nda hayatta kalması için Devilman gücünü versin. Hani zaten kişinin kendisi Şeytan da değil. Şeytan, Ryo’nun bedenini ele geçirmiş ama Jenny’e verdiği emir ile Ryo’nun kendi hafızası ile olacak bir durumdu bu. Öyle oldu da. Şeytan’ı unutalım o yüzden. Hiç görmediğimiz Ryo’ya dönelim. Ryo iblisleri yok etmeye takıntılı. Ryo’nun daha Şeytan Çağı’ndan falan haberi dahi yok hani. Akira’yı bu motif ile Devilman yapmasının imkanı olamaz.

2- Hadi diyelim bu hafıza olayını Jenny yaptı diye Ryo’nun kafasında bir yerde hâlâ Şeytan’ın istekleri var diyelim. Ama Ryo farkında değil. Jenny ise Ryo’yu çaktırmadan bu istekler yönünde kontrol ediyor diyelim. Ki yine bakamayız çünkü manga bunu açıklamıyor. Bu sadece bir teori. Şeytan neden durduk yere Akira’nın yaşamasını istiyor o halde. Bunun amacı ne. Bu kararı veren kişi Ryo değil ise yani. Şeytan’ın kurduğu o cümlelere göre öyle. Ama neden? Şeytan ile Akira arasında bir geçmiş yok ki. Aralarında bir bağ yok. Hatırlarsınız Ryo karakteri uzun zamandır Akira’dan uzak idi. Şeytan’ın ortaya çıkış anı ise bu zaman diliminde gerçekleşiyor. Yani Şeytan Akira’yı falan bilmiyor. Bu andan önce Şeytan ortaya çıkmamış da. Kaldı ki ortaya çıktığı anda da zaten Şeytan’ın emri üzerine insanların arasına rahatça sızıp zayıflıklarını öğrenmek amacıyla Ryo’nun kendi hafızası kaybolmuyordu. Şeytan Ryo’nun bedenini ele geçirmiş ama Jenny’nin gücü sayesinde Şeytan bile bilmiyor bunu. Yani sonrasında iblisleri öğrenip, onları yok etmek için Devilman fikrinin aklına gelmesi ve bunun için de gidip Akira’yı uygun görüp seçmesi normal o yüzden. Ama işte Şeytan olduğunu fark edip sonrada “Ya sen benim çağımda hayatta kal diye güç verdim hacı” diyaloğu buna baya ters geliyor. Yani o andaki Ryo aklı ile olan amacını kastetmiyor. Esas amacını söylüyor. 

Yani eğer başından beri gördüğümüz şey Şeytan ise Akira ile bir geçmişi olmadığı için ona durduk yere kendi çağında yaşaması için güç vermesi mânâsız. Kaldı ki durum böyle değil zaten. Şeytan hiçbir şey hatırlamadığını açıklıyordu.

O yüzden bu kişi hâlâ Ryo ise Akira’yı Devilman yapması mantıklı olurdu ama işte Şeytan Akira’ya sonradan “Sen hayatta kal diye sırf” demesi çelişki yaratıyor yine. Hani Ryo’nun o an Akira’yı Devilman yapma sebebinin ardındaki kişi Şeytan desek bile Şeytan’ın hafızasını kazandığında iblislerle olan sohbet sahnesinde “Valla hacı hiçbir şey hatırlamıyordum harbi” demesi buna yine engel oluyor. Mantıklı bir açıklama getirilemiyor o yüzden.

screenshot_418

Şimdi dersiniz ki bunların hepsi planlar doğrultusunda oldu. Şeytan’ın Akira’ya olan sevgisi bile onun yüzünden. Ki Xenon bunu Şeytan ile konuşurken de diyordu. Şeytan’ın Akira’ya olan sevgisi Jenny’nin bir aldatmacası diyemeyiz. Şeytan olduktan sonra bile Akira’ya sevgi doluydu çünkü. Akira ile geçmişi olmadan durduk yere sevgi dolu olma sebebi yine yok gibi bir şey. “You fell in love with Akira”. Şunu da diyebilirsiniz o yüzden “İyi de başta olmasa da, mangada Akira ile bolca vakit geçiriyor Şeytan. O vakitte olmuş olabilir.”. Buna itiraz yok. Yan hikaye olan manga bölümlerinden birinde Ryo’nun Akira’yı kaybetmemek istemesini görebiliyoruz. Ya da Şeytan’ın işte. Ama sorun şu; manganın ilk bölümlerinden Şeytan Ryo’nun hafızası ile Akira’yı Devilman yapıyor. O vakit aralarında hiçbir şey olmamış daha. Bu Ryo’nun hafızası ile yapılıyorsa mantıklı olurdu ama Şeytan ile Akira arasındaki muhabbetteki sebebi gördüğümüzde durum öyle değil.

Crybaby’de Yuasa muhtemelen bu karışıklık yüzünden Ryo’ya yeniden bir ayar çekti. Ryo Crybaby’de direkt Şeytan’ın kendisi en başından ve Akira ile bir geçmişi de var. O yüzden mantıklı gelebiliyor.

6224338-capture

Crybaby ve mangadaki Ryo’nun hedefleri belli bir yere kadar aynı. Ama geçmişleri farklı olunca elbette bir takım değişikler de var.

Mangada Şeytan Ryo’nun bedenini ele geçirdiğinde kendini hâlâ Ryo sanıyordu. Akira zıt düştüğü kısımlarda Ryo kendinden şüphe edip “Kimim lan ben” deyip olayın başladığı yere doğru gidiyordu. Kendi malikanesine gidip fotoğraflarını görünce “Bu ben değilim” tarzında tepki veriyordu. Şimdi fotoğraflarda görünen Ryo sima olarak farklı gerçekten. Esas sorun Ryo hafızasındaki Şeytan’ın bunu bilmemesi. Bu biraz garip çünkü Şeytan Akira’yı gayet iyi tanıyor Ryo’nun hafızası ile. Eski bir dostmuş gibi gerçekten de tanıyor. Daha önceden neler yaptığını da biliyor. Peki simasının nasıl farklı olduğunu bilmiyor. Yani o güne kadar. O ana kadar başka kendisi ile alakalı fotoğraf ya da başka bir bilgi nasıl göremedi. Şeytan’ın eski Ryo’yu görüp “Bu ben değilim” demesi gerçekten kafa karıştırıyor bu noktada. Hadi uzun zamandır Ryo ortalıklarda yok diye Akira’nın Ryo’yu farklı görmesinde sıkıntı yok diyelim. Çünkü uzun zamandır görmüyor, insan değişir. Buna okey. Ama Şeytan Ryo’nun hafızası ile donatılmışken o nasıl bilmiyor. Bilmiyorsa o ana kadar nasıl öğrenemedi.

Animede Ryo hep Ryo idi zaten. Yani Şeytan. Ama yine de onun Şeytan olduğu gerçeğini düşündürtecek birçok şey yok demek değildi bu. Peki Crybaby’deki Ryo bunları nasıl fark edemiyordu? Jenny sayesinde. Ama esas önemli sebep ise Ryo’nun hafıza kaybını gerçekten geçirmiş olması. Jenny de sonlarda “Bir an hiç hatırlamayacaksınız diye korktum” diyordu.

Yazmıştım ya, Jenny Ryo’yu küçükken yetimhaneden alan kişiydi. Ama insan şeklinde. Ve onu o yetiştirip büyüttü. Yani Ryo’nun yanındaydı çoğu zaman. Bu durumda da Jenny’nin Ryo’nun aklına müdahale ettiğini tahmin edebilmek zor değil. Ama biliyoruz ki, Crybaby’de mangadan farklı şöyle bir şey var. Mangada Şeytan bilinçli olarak kendi isteği ile insanların arasına kim olduğunu bilmeyerek sızıp zayıflıklarını bilmek istiyor. Crybaby’de ise Şeytan çocuk formuna kavuştuğu andan tanımıyor zaten kendini. Sonra ise Akira ile yaşıyor ve insan olduğunu sanıyor. Bu isteyerek gerçekleşen durum değil mangadakinin aksine. O yüzden Jenny Ryo’yu yetimhaneden alıyor ve durumu hâlâ ona çaktırmıyordu. Çünkü bu krizi fırsat olarak kullandı Jenny. Şeytan olduğunu unutan Ryo’yu Şeytan olduğuna uyandırmak yerine onların yanında yaşamasına izin verip zayıflıklarını öğrenmesini istiyor. Zaten yeteri kadar bilgi sahibi olunca Jenny ortaya çıkıp Ryo’yu uyandırıyordu artık. Ve sonrasında ise serinin gidişatını 180 derece değiştiren o hamleyi yapıyor Şeytan. İnsanların kalbine korku ve şüphe getiriyor. Herkesin iblis olabildiği potansiyelini açıklaması ile dünya tamamen kaosa sürüklenip insanlar neredeyse birbirlerini yok ediyor. Mangada bu tamamen olsa bile Crybaby’de sadece belli bir yere kadar oluyor. Çünkü son savaşta gördüğümüz gibi insanlar hâlâ vardı ve var güçleri ile de iblislere karşı savaşıyorlardı.

giphy

Jenny’nin sürekli Ryo’nun yanında olması ile Ryo’nun aklına sürekli müdahalelerde bulunmasına imkan açıyordu tabii. Bunu tahminde bulunarak yazmıyoruz elbette. Ryo ile görüşmeye gelen iki kişi Jenny’nin büründüğü kadın formunu görüp içlerinden onun hakkında söyledikleri şeyi duyabilmesi Jenny’nin sayesinde olabilen bir durum. Bu sahneden Jenny’nin aslında sürekli Ryo’nun zihninde olduğunu öğreniyoruz. Yani ilk başlarda bize tuhaf gelen Ryo’nun kamera kullanması olayının ardındaki sebepleri daha iyi anlıyoruz. Ryo ilk başta istiyor ki Akira’nın Devilman olduğu gerçeği yayılmasın. Ama o anda da kamera ile olanları kayıt ediyor. Biz de şunu diyoruz; neden? Ryo bile emin değildi aslında. Çünkü bu kamera olayı Ryo’nun kendi isteği doğrultusunda gerçekleşen bir şey değildi. Bunu Şeytan olduğunu hatırlayıp o görüntüleri sonradan halka yayarak yarattığı kaos ortamından anlıyoruz. Bunu yapmasına sebep olan Jenny’nin güçleri. Yani baştan gördüğümüz olaylar hep ayarlanmıştı. Ama Ryo bile bilmiyor tabii bunları. Haberi bile yok. Şeytan’ın da. Jenny Crybaby’de fazla görünmese bile büyük bir role sahip aslında.

giphy (1)

Mesela mangasından farklı olarak Crybaby’de Ryo’nun “Kimim lan ben” deyip olayları derinlemesine araştırmak için Sabbath’a gidiyordu. Sabbath’da da şunu fark ediyordu ki, o an gerçekleşen olayların izi kapatılmış. Bunu iblislerin yaptığını tahmin etmek zor değil. Tüm bunların sebebi ise Ryo’nun köfteyi erkenden çakmayıp Şeytan olduğunu hatırlamaması için. Yani buna bir müdahale var. Mangada ise yok. Ve buna rağmen mangada Ryo geç fark edebiliyor. Bu biraz mantık dışı kaçıyor. Yuasa’nın bu tarz karışıklıklara el atıp düzenlemesi ile iyi bir elden geçirme yapmış. Yönetmenliğini doğru kullanmış yani.

Ryo için gerçekleşen sona gelelim. Mangada Ryo’nun sonundan bahsetmiştim. Savaşı kazanıyor ama yaptığı şeyin yanlış olduğu düşündüğü şey olduğunu fark ediyor ve o yüzden bu da onu tatmin etmiyor. Sonrasında ise Akira’yı öldürdüğünü fark edip bu duruma üzülüyor ve göz yaşı döküyor.  Sonrasında ise arka planda melekler belirmeye başlıyor. Bundan sonrası için geri kalan şeyler teoriye giriyor. Kimisi bunun bir Tanrı’nın Şeytan’ı cezalandırma sistemi olduğunu öne sürüyor. Yani döngü meselesi. Bu olay Şeytan’ı üzmek adına sürekli tekrar ediyormuş. Yani iddia edilen bu.

Crybaby’de ise son daha derin bir yere bağlanıyor. Yani anlam olarak. Yoksa son aynı. Şeytan Akira’yi öldürmüştür ama bundan habersiz konuşuyordur. Elbette bu konuşmanın içeriği doğal olarak mangadakinden farklı. Mangada dünyanın ve iblislerin yaratılışından bahsedilir. Crybaby’de ise Şeytan’ın Tanrı’ya başkaldırması yüzünden cennetten sürüklenip kendini Dünya’da bulması ile alakalı. Bu sırada fark ediyor ki kazara Akira’yı öldürmüştür kendisi. Burada ise mangadaki gibi üzüntü duymakta. Ama haykırışlarla. Bu üzüntü ile beraber hissettiği şeyin ne olduğunu bilemeyip “Bu hissettiğim şey de ne” gibi cümleler eşliğinde kendini trajik bir konumda buluyordu.

gplus1859166861

Bu sahnede Şeytan’ın Akira’ya olan sevgisini bu tarif edemediği duygu ile fark edip önceki bölümlerde “Sen de ağlıyorsun Ryo!” cümlesinin o an yüzüne vurulması ile böyle bir sona çaktırmadan önceden altyapı yapmış olan Yuasa’ya sevgilerimi sunuyorum. Ayrıca sonrasından Tanrının dünyaya müdahale edişinin de ilk bölüme bağlaması. Bütün bunların sonucunda da dünyadaki bu savaşı kimse kazanamamış oluyor. Tanrı dışında. Tanrıya oynamayacaksın. Bu finali tema sayesinde de daha derin bulurum. Onu da bir sonraki başlık altında açıklayayım.

6-SEVGİ TEMASI 

Sevgi meselesine geri dönelim. Şeytan’ın Akira’ya olan sevgisini Crybaby’de daha anlaşılır ve plot hole oluşturulmayacak şekilde verilmiş. Üstelik bu sevgiyi son bölümden önce bir bölümde tanıtıyor ve bu olayın gerçekleşeceğini çaktırmadan alttan alttan gösteriyordu.

Miki’nin babası oğluna İncil’den bir ayet okuyordu. Bu okuduğu ayette İsa’nın şiddet ile bir çözüm olmaz tadında bir mesaj vardı. Bu ayetin başka bir önemi de var ama bu başlıkta bahsedilecek. Bu ayet üzerine oğlu merak ediyor tabii “Eeee peki kötü adamları nasıl halledeceğiz” diye. Bunun üzerine Miki hemen “Sevgiyle tabii” diyor. Düşmanını şiddet ile alt edemezsin. Sevgi ile çözülür her şey. Gibi gibi. Bu sevgi pıtırcığı mesajdan sonra 9.bölümün sonu ile “Abi sevgi mi kalmış bu ne” gibi seyirciyi şaşırtsa bile aslında son bölümde olan şey bu gerçekten. Sevgiyi kullanmak derken Crybaby’nin bahsettiği şey “Sevelim sevilelim a dostlar! Sevin ki dünya güzelleşsin” değil. Düşmanın sevgi beslemesi esas olay.

Şeytan Akira’ya olan sevgisinden dolayı sonda mağlup oluyordu. Çünkü dünyada başka kimse kalmamıştır ve çok sevdiği Akira’yı da yanlışlıkla öldürmüştür. Tek sevdiği varlık olan Akira da göçüp gidince ve başka kimse de kalmayınca Dünya ona anlamsız geliyor tabii.

İşte burada bir takım teori üretmek mümkün. Akira Şeytan ile olan mücadelesini sırf bu yüzden bile bile mi kaybetti acaba? Crybaby’de kritik bir sahne yer almakta bu teoriyi güçlendirmek için. Crybaby’in son bölümünde Dünya neredeyse artık babalara geldiğinde Akira ile Ryo’nun karşılaştığı sahnede “Senin için ağlardım dökerdim ama artık senin için göz yaşı kalmadı bende” ve “Tüm sevdiklerimi elimden aldın” gibi önemli cümleler kuruyordu Akira. Burada aslında Şeytan’dan intikam almak için onun da sevdiğini elinden alıp neler hissettiğini anlaması için kendini o savaşta öldürmeye çoktan karar veriyor muydu diye düşünebiliriz. Ayette dendiği gibi. Şiddetle bir şey çözemezsin. Yeni şiddetler doğurur. Sevgi ile halledilir her şey. Akira ise Şeytan kendisine olan sevgisini kullanıp o savaşta bile bile ölmüş de olabilir. Zaten artık yaşamanın Akira için bir anlamı yoktu. Göz yaşı dökebileceği bir insanlık kalmamış. Akira’nın en büyük gayesi ufak da olsa insanlığı koruyabilmekti. Ama 9.bölümün sonunda karşılaştığı manzara ile artık öyle bir şeyin kalmadığını anlıyordu.

Akira’nın savaşta ölmesi Akira’nın planı mıydı değil miydi bilmiyoruz tabii ama şu var ki; İlahi adalet yerini buluyor. Akira’nın sevdiklerini yok eden Şeytan’ın da tek sevgi beslediği varlık öldü ve Akira’nın hissettiği acıyı hissetmiş oldu. Ve sonrasında daha önceden de yaptığı gibi Tanrı yine Dünya’ya müdahale ediyor ve sonrası meçhul.

Mangada da Şeytan Akira’ya sevgi besliyor ve sonda bu sebepten dolayı göz yaşı döküyordu ama bin kere yazdığım gibi; o sevginin temeli ani ve boş.

7-AKİRA 

Akira mangada gayet tipik karakter. İlk başta masum köylü resmen. Korkak, ağlak, utangaç ve güçsüz falan. Daha sonrasında Sabbath olayı ile Devilman olunca 180 derece dönüyor. Karakter tamamen iblisleri yok etmeye ve insanlığı bundan korumaya odaklı. Bunun ardında başka bir şey yatmıyor. Aslında dünyayı sadece iblislerden kurtarmaya takıntılı değil. Miki’nin anne ve babasının kaçırıldığı mekanda Akira ortaya çıkan 3 insanı görüyor ve onlar da “Hacı valla sizin türünüze bir şey yapmadık, ne yaptıysak hep insanlara” diye kendilerini kurtarmaya çalışsalar da Akira o an oradaki insanları öldürüyordu. Buradan da Akira’nın insanlara tehdit olan her şeye karşı olduğunu öğrenmiş oluyorduk. Sadece kurtarmak değil, o insan grubu insanları öldürdü diye Akira’nın onları öldürmesi bir yargı. Yani o an kimse tehlikede değil ve Akira da onları illa öldürmek zorunda değil. Bunun üstüne de “Artık insanlıktan umudu kestim” trİpleri gelince “Hacı bir dur, dünyayı bu kadar genellemene gerek yok şu 3-5 manzara yüzünden” diyesin geliyor. Sonrasında “Bir dakika la doğru Miki vardı” deyip bir umut daha bağlıyor ama sonrasını biliyorsunuz zaten.

Akira’nın o an neden insanlığa karşı olan umudunu Miki’ye bağladığını ise ne siz sorun ne ben yazayım.

Crybaby’de mangada olmayan sahnelerden birinden bahsedeyim önce. Ryo’nun insanların kalbine korku salıp kaos ortamı yarattıktan sonra bir grup insanın birkaç insanı bağlayıp linç onları iblis sanmaları yüzünden linç ettikleri sahne. Akira’nın durumu fark edip “Durun la manyak mısınız” deyip kendini o insanlara kalkan ediyordu. Bu linç girişimine rağmen Akira’nın onları şiddetsiz bir şekilde uyarmaya çalışması bir yana, Miki de bu anda devreye girip bu Dünya’da hâlâ umudun olduğu ve Akira’nın esasında nasıl bir insan olduğunu açıklayarak Dünya durumu anlasın istiyordu. Yazdığı bunca şey ardından gelen karışık tepkiler de oldu. Bu dünyada hâlâ insanlık adına umut besleyip sevgi ile insanlığı sürdürmenin mümkün olduğuna dair birinin inancı olduğunu öğrenen Akira, hâlâ bu dünyada ufak da olsa insanlığa dair bir kırıntı olduğunu görüyor. Onca katliama rağmen Akira o yüzden Miki’yi bu kadar önemseyip insanlık için son umudunu Miki’ye bağlamıştı.

Ve dikkatinizi çekerim; Akira hâlâ öfkelenip insanları öldürmüş değil. İnsanların linç edildiği yerde bunu yapabilirdi. Ama Akira o an bile her şeye rağmen insanlara kucak açıp insanlığa umut bağlıyordu. Ve Akira’nın içindeki bu umudu yeşerten Miki, yazdığı o yazı yüzünden insanlarca katledilmesi sonucu Akira’nın içinde kalan son umut ışığı da sönmüş olur. O an içten içe kafayı yediğini rahatça görebildiğimiz Akira artık daha fazla dayanamayıp oradaki herkesi yakıp küle çeviriyordu.

Bu öfkelenip insanları öldürme anları ve sebepleri Crybaby ve mangada farklı. Mangada biraz fazla Akira’nın hemen hemen öfkelenip insan öldürmeye başladığı hissiyatını alıyoruz. Evet o an Miki’nin annesini ve babasını kurtaramamış ve bunun da bir getirdiği duygusal çöküntü var. Bunun üstüne insanları öldüren bir grup ile karşılaşması sonucu “Esas iblis sizsiniz” deyip oradakileri öldürmesi yine de pimi erken çekilmiş bomba hissiyatını veriyor. Sebebi ise daha Dünya, Akira’nın insanlığa olan umudunu kaybedecek bir noktaya o kadar yakın olmadığı için. Hayır Akira için her şey o an bitse tamam ama Akira sonradan “Dur lan daha Miki vardı” diyor. Ama onu da niye diyorsa. Miki ile arasında aşk bağı yok ve Crybaby’deki gibi Miki Akira için insanlığa olan umudunu yeşertmesi için bir araç da değil. Elbette o an annesinin ve babasının emaneti duygusu da olabilir ama Akira’nın o an Miki’nin yanına gidip onu korumak isteme sebebi hâlâ insanlığı korumak için bir sebep olmasından dolayı. Garip kaçıyor o yüzden.

Crybaby’de şok üstüne şok yaşayıp sonrasında tüm sevdiklerini iblislerden korurken insanlardan koruyamadığını gördüğünde ve bu insanların içinde insanlığa dair bir umut olan Miki’nin de yer alması ile ayrı bir yıkılır Akira ve hem bunca şeye rağmen kendini kaybettiğinden ve hem de artık insanlar için umudu olmadığından bir güzel öldürüveriyor.

Crybaby’deki Akira’nın mangadaki Akira’dan bir farkı daha var; adı üstünde sulu göz olması. Mangada da böyle bir özelliği olan Akira, Devilman olunca bu özellikten eser kalmıyor. Düz mükemmel adam oluyor. Crybaby’de ise Akira hâlâ başına kötü bir şey gelen insanlar için göz yaşı dökmekte. Ne kadar güçlü olursan olsun. Hâlâ duygusal yanı duruyor. Bu mantıklı çünkü Devilman konseptinin olayı şu; bedenin iblis ama kalbin hâlâ insan. Sadece temiz yürekli insanlar buna erişebilir. Saf olanlar. Akira ise koskoca Amon gibi bir iblise teslim olamayacak kadar saf bir kişilikti. En uygun kişiydi. Amon hani bu. Boru değil. Ve Devilman olmasına rağmen doğal olarak insan olarak kalıp hâlâ göz yaşı dökebiliyordu. Bu da olması gereken bir şeydi zaten.

8-MİKİ’NİN AİLESİ

Miki’nin ailesi mangada pek fazla ön plana çıkmıyor. Hatta genel olarak yakalandıkları ana kadar hiç çıkmıyordu. Kıyıda köşede görünüyorlardı. Yakalandıkları ana kadar önemli bir rol teşkil etmiyorlardı. Yakalandıkları andan sonra Akira onları kurtaramadan işkenceden ölüyorlardı. Ailenin ölümü de Akira’nın daha fazla dayanamayıp insanları öldürüyordu. Crybaby’den farklı olarak erkenden öfke patlaması yaşıyordu Akira karakteri bu sebepten. 

Crybaby’de ise anne ve babanın olayı biraz daha ön planda. Onlara ayırt edilmiş birkaç sahne bulunmakta. Onlara ayırt edilmiş sonlar da farklı tabii. Daha trajik sonlara sahipler. Öncelikle Tare karakterinin Devilman olması. Mangada bu çocuğun ölümü, Miki’yi öldürmek isteyen kalabalığın isyanı sonucu kafası bedeninden ayrılarak kurban gitmişti. Canice bir ölüme kavuşuyor mangada Tare. 

Crybaby’de karşılaştığı son ise trajik caniden farklı olmak üzere. Devilman olsa bile daha çocuk olduğu için kendine hakim olamayıp büyük büyük iştahla et yemek istediği için birçok canlıyı yemek istiyor. Köpek yemesi ile başlayan bu iştah annesine kadar uzandı. Annesi durumun farkında olsa bile. Ama şöyle bir şey var; Tare de bu durumdan hiç memnun değil. Yediği köpekten sonra büyük bir vicdan azabı çeken Tare’nin bir anda annesini de yemesini hiç beklemiyor insan. Kilisede Tare’nin “Ana ben açım” demesi ile kampa geri dönen ana ve oğuldan kesinlikle öyle bir şey beklemiyorsun aniden. Baba karakterinin ailesini bulduktan hemen karşılaştığı manzarada baba karakteri ne kadar öyle bir manzara beklemiyorduysa, biz seyirciler de bunu beklemiyorduk. O sahne hem şok edici ve de trajik idi. Tare kendine hakim olamayıp annesini de yiyordu. Sonrasında annesini yerken gözünden akan yaş ile ne kadar çaresiz ve pişman olduğunun farkında olduğunu da belli ediyordu. İşte bu baya başarılı bir şok edici bir trajedi sahne yönetmenliği.

Bu kadarıyla da bitmiyor tabii. Baba karakteri boş durur mu. İçten içe parçalanan baba eninde sonunda silahını çekiyor. En sonunda ateş etmiyor tabii ama elbette o silahı çekiyor. Genelde “Eğer orada bir silah varsa, patlar” kuralını izleyen sektörde bu kurala uyulmamasının sebebi muhtemelen daha önceki sahnede bahsedilen bir şeyin sonradan canlandırılması olduğundandır. 

Baba karakteri her ne kadar ateş etmese de, silahlı ekip geliyor ve iblis olan çocuğu öldürmek için baba karakterine çocuğun önünden çekilmesini emrediyorlar. Baba tabii bu da, bırakır mı, “O benim oğlum!” diyerek kendini parçalasa da, ekip baba oğul ilişkisi dinlemiyor ve ateş ediyor yine de. Bu sebepten aniden kurşunlar yüzünden ölümle yüzleşiyor. 

Bu sahneden daha önceki sahnelerden baba karakteri çocuğuna İncil’den bir ayet okuyordu hani. O ayetten sevgi mesajını çıkarıyorlardı. “Sevgi” başlığı altında o ayetin başka bir önemi olduğunu da açıklamıştım. Ayette İsa “Kılıcını kınına koy! Kılıcını çekenler, kılıçla yok edilir.” diyordu. Yani illa eylem yapmana gerek yok. Neye niyet edersen onunla yok edilirsin. Bu ayeti okuyan baba karakterinin aldığı ölüm de aşağı yukarı okuduğu ayet ile birebir oldu. Silahını çekti, ateş etmedi ama niyeti ateş etmek yönündeydi ve sonradan da silahla ölümünü buldu. 

Daha sonrasında annesinin bir kısmını mideye indirmiş olan Tare karakterini de Akira gelip oradan kurtarıyor. Ama sadece oradan. Mermilerin bir kısmı çoktan Tare gelmişti bile. Annesi ile beraber Tare de ölüme kavuştu yani. Miki’nin ailesi böylece yok oldu. Daha karmaşık ve trajik. Mangasına göre daha iyi düşünülmüş. 

9- MİKİ VE SEVGİ

Crybaby’nin bariz mangasından daha iyi olduğu şey Miki karakteri. Mangada ilk başta Akira, Miki’ye yanık gibi dursa da, Akira Devilman olduktan sonra sevgi olarak Miki’ye karşı tamamen boş. En azından bunu mangada hiç göremedik. Ama aksi şekilde bu sefer Miki Akira’ya yanık. Bu kadar. Aralarında sonra hiçbir karakter ilişkisi yaşanmıyor gelişme açısından. Miki karakteri ne sebeple var diye sorguluyor insan. 

Miki’nin ailesine yas tutan Akira “Daha insanlıktan bir umudum kalmadı benim, insanlık boş iş oğlum” kafasında iken bir an aklına Miki kalıyor ve umudu tazeleniyor. Ve bendeniz şu soruyu soruyorum; Miki senin insanlık için umudunu tazeleyecek kadar ne yaptı? Hiçbir şey. Miki, Akira’nın sevdiği biri değil. Yani ona karşı aşk falan da beslemiyor. Aksine yer yer ters bir şekilde bağırıyordu Miki’ye. Miki’yi kurtarmak için kendinde gördüğü tek sebep, babasına verdiği “Onu koruyacağım” sözü idi. Ama insanlık namına Miki karakteri Akira için bir şey ifade etmiyor. Ama manga öyle demiyor işte. Burada da bir tutarsızlık söz konusu karakter ilişkileri açısından. 

Crybaby’de Akira, Miki’ye aşk besliyor mu beslemiyor mu bir şey diyemiyorum. Miki’ye karşı bir sulanması var ama cinsel dürtüleri yüzünden. Aşık olup olmadığı muallak. 

Ama en sonunda Akira’nın insanlığa karşı umudunu yitirmemesi için gerekli rolü oynamasındaki sebepler yerli yerinde. Akira bir grup insanın, iblis sandıkları bir takım insanı linç ettiklerini görünce “Mayadınız mı siz, iblis olsalar ellini sallasalar ellisi zaten, yok ederlerdi sizi çoktan” gibi sözlerle insanları yola getirmeye çalışıyordu. İşin ucu elbette sevgiye varıyor. Neden birbirimizi sevemiyoruz diye içten içe yanan Akira’yı belki de o kalabalıktan kurtaran kişi Miki’nin yazdığı şeyler oluyordu. Miki’nin yazdıkları dışında çocukların Akira’ya ısınıp ona sarılmasında da bir etken var tabii ama sonda Miki’nin yazdığı o şeyler birçok şeyi tetikliyor. 

Akira’yı linç eden gruplardan bazıları elbette internette yazılan şeylerden haberdar. Linç sebepleri bu zaten. Miki’nin yazdığı şeylere şahit olup sakinleşen birçok kişi olmuştur. Ve bu da Akira’ya sonradan neden insanlığa karşı olan umudunu kaybetmediğini gösteriyordu. Her şeye rağmen Miki vardı. O insanlara sevgiyi aşılayan yazıları sayesinde o kalabalığın sakinleştiğinin az çok anlamış olmalı. Zaten Miki’nin “Sevgi ile halledilir” mottosunu çok önceden de biliyordu. O yüzden her şeye rağmen Miki’ye bel bağlayıp onu kurtarmaya gidiyordu. 

Ama Miki’nin yazdığı onca şey tabii ki tamamen olumlu dönüş almıyor. Bunca yazılan şey yüzünden Miki’nin de iblis olduğunu düşünüp peşine büyük bir kalabalığı takmıştı. Mangada ise bu kalabalığın sebebi ise “Kesin cadı bu” idi. Bu hani. Blogda yazdığı şeyler yüzünden bu kalabalığın oluşma sebebi, bu tarz şeylere bu tarz korkunç tepki gösteren insanların var olduğunu eleştirel bir şekilde göstermek için var muhtemelen. Mangada anlatılmak istenen sebep ise açık açık söyleniyor. Zamanında Avrupa’da yaşanmış olan Cadı Avı’nın yani engizisyonun günümüze modernleştirilmiş bir şekilde sunulması. Yani tarihin tekerrür etmesi de diyebiliriz. 

En sonunda tabii ki Miki karakterimiz öldürülüyor. Akira’nın geç kalıp gördüğü bu manzaradan sonra içim içim yıkılıyor ve mahvoluyor. İşte orada Akira insanlığa olan tüm ümidini yitirdiğinde Akira’yı çok iyi anlıyor ve hak verebiliyoruz. Miki, Akira için insanlığa olan tek umuduydu mangada da olduğu gibi ama sebepleri düzgün ve kuvvetli.

 

 

GENEL OLARAK 

 Genel olarak mangayı fena bulmasam da bir takım eksiklikler ve bir iki tane de olsa koca bir seriyi plot hole bataklığına gömdüğü için Crybaby adaptasyonunu daha başarılı buluyorum. Çünkü plot hole’lar hikayenin geçmişine ayar çekerek kapatılmış, günümüze adapte edilirken Masaaki Yuasa birçok zekice yönetmenlik seçimlerinde bulunmuş ve elindeki sevgi temasını ironik bir şekilde hikayenin trajik sonla bitirmesine sebep olacak şekilde dizayn etmiş. Görsel olarak da deneysel bir çalışma. Tatami Galaxy’den fırlama yer yer ayrıntısız gerçekçi insan modelleri, Tatami Galaxy tasarımları ve animasyonları ve Kaiba’nın soluk renk kullanımı. Daha önceki işlerindeki sanat dizaynlarını Devilman markası üzerinde birleştirmiş ve ortaya riskli bir deneysel eser çıkmış. Riskli olduğu aşikar. Kimisi nefret etti, kimisi çok sevdi. Ben bayıldım. Sebeplerini fazla olmasa da verdim. Crybaby incelemesi yazısı olsaydı yeterince verirdim sebeplerini.

Bir sonraki yazımızda görüşmek üzere o zaman. Hayatta mutlu olmanızı dileyerek hoşça kalın. 

CEVAP VER

Lütfen Yorumunuzu Giriniz !
Lütfen İsminizi Girin