Evet biliyorum bu çoook gecikmiş bir inceleme ancak bu gibi şeylerde biraz bekleyip olayların nasıl gelişeceğini görmeniz gerekiyor diye düşündüğümden ve de vakit bulamadığımdan inceleme tarihi epey esnedi. Konumuz DC’de epey ses getiren basitçe “Metal” adlı vaka ve onun giriş bölümü olan Dark Days ikilemesi. Bugün ise Bu hikayenin giriş kısmını temsil eden iki ayrı tek sayı olarak gelen Dark Days: The Forge ve Dark Days: The Casting eserlerini inceleyeceğim.

New 52 döneminin en beğenilen edebi koşularından biri olan 50 sayılık Batman serisinin arkasındaki isimler olan Scott Snyder ve Greg Capullo‘ nun elinden çıkıyor bu işler ve Snyder demiş ki ” Metal eventi, Batman’e başladığım yıllardan bu yana kurguladığımız bir şeyi bizlere gösterecek yıllar boyunca saklı ipuçları ve de bilmeceler ile aslında bunu biraz gösterdik.

Hmmm, üzgünüm ama yemezler ama yeniyor. Bizde yemedik ama doymuş gibi yapacağız. Ve bu şekilde okumaya gayret göstereceğiz.


The Forge ile başlayacak olursak öncelikle hikayeden bağımsız genel bir durumdan bahsedeceğim. zamanında Frank Miller yapınca çok tepki toplayan Robin’in Hal Jordan (en tecrübeli ve ünlü yeşil fener) ‘ı dövmesi durumunu neden tekrarladınız ki ? Duke karakterini başımıza Snyder sardı ve bundan vazgeçecek gibi durmuyor öyleki.

Hey bu işte bir iş var yüzüğüm hiç böyle davranmamıştı, mağaraya geri dönüp Adalet Birliği‘ni çağırabilirim ve buradaki şey her ne ise onunla ilgilenebiliriz” tarzı bir cümle kuran Hal Jordan daha sonra kendisine “hayır, devam ediyoruz.” diyen velet Duke ‘ü takip etmeye karar veriyor. Tamam anladık, ipucu, gizem, merak karakterleri içine çekiyor ama Hal gibi bir tecrübeyi Duke’un emri altına sokmak üzgünüm ama daha işin hikaye kısmına giremeden karakter sunumundan sınıfta kalıyor The Forge.

Şahsi fikrim Metal eventinin DC’nin kış için hazırladığı büyük sükseli vakası Doomsday Clock için bir ısınma turu bir sıçrama tahtası olacak. Dikkatleri DC üstünde tutacak ama bize aslında çok fazla bir şey vermeyecek. Metal bittiğinde ise bizi ana yemek bekliyor olacak. Bu gözle bakıyorum ama tabi bu onun keyif ile okunabilir olup olmadığını etkilemez. Aperatifler de bazen ana yemek kadar etkileyici olabilirler.

Daha sonra devam ettikçe Hawkman ile ilgili geçmişe dair flashback anları devam ediyor. Akabinde Batman’i planını yürütme aşamasına soktuğunu ve de bu noktada Mister Terrific gibi DC’nin en zeki karakterlerinden birinden yardım aldığını görüyoruz ve ikili beraber uzun zaman önce durumu stabil olmadığı için kontrol altına aldıkları bir şeyi kutudan çıkarma vakti geldiğine kararveriyor. Kutu denen şey baskı uygulanarak bir yere sıkıştırılmış Plastic Man‘in ta kendisi.

Sitede yer alan Rebirth sonrası dönmesini istediğimiz karakterler makalesinde kısmında üst sıralarda yer alan Plastic Man’i görmek beni sevindirdi ve merak uyandırdı açıkcası.

 

Bu sırada günümüz zamanında ise Hal Jordan ve Duke mağaranın bilinmeyen derinliklerine doğru mistik bir koridorun içinden gidiyor ve bu koridor da DC Evreni’ne ait pek çok kutsal eşya ve emanetler bulunuyor. Ne alaka bile diyemiyoruz zira hiç bir fikrimiz yok.

Tabi bir de hikayenin ortasında adı geçen “Immortal Men” ekibi neyin nesi bilmiyoruz. Vandal Savage, Katar-Hol, Shiera, Ra’s Al Ghul gibi dünya da başka ölümsüz olan ve de çağlar boyunca dünyanın gidişatına şahitlik eden başka isimler olabileceği aklımıza ilk gelen düşüncelerden.

Keza Carter’ın hikayesi üzerinden dünya üzerindeki dört ana klan, topluluktan da söz edildi. Bunları temsilen dört sembolik hayvan vardı. Şahin (ya da herhangi bir yırtıcı kuş), Ayı, Kurt(ya da köpekgillerden başka biri) ve Yarasa. Henüz bunun net içeriği ve sebebi bilinmiyor.

Yıllardır ucundan acık gösterip geri çektikleri Batman’in gizli görev ve indirme timi Outsiders‘ın gerçek amacını öğreniyoruz. Hal Jordan’ın yüzüğü ile bağlantılı olarak garip hissetmeye başlaması ve de koridorda kesilmeyen ürkütücü iç sesler dolaşması ile ikili daha da tedirgin oluyorlar bu sırada geçmişten Carter Hall (Hawkman / Katar-Hol)’ın anılarına ufak bir göz attıktan sonra daha yakın geçmişte bu sefer Batman’in Yalnızlık Kalesi‘ne Superman‘i görmeye gittiğini görüyoruz. Batman çok önceleri bulduğu epey absürt bir emaneti buraya Clark’ın gözetimine vermiş.

İkili arasında bir “bromance” anı yaşanıyor ve bu ikilinin baş başa dialoglarının ne kadar keyifli olduğunu bir kez daha hatırlıyoruz. Superman “o kapıyı bu dünyadaki hiç bir şey açamaz diyor” ve o sırada Batman’in başka bir uzmandan yardım aldığını görüyoruz. Kaçış ve Sızma konusunda evrenin en iyisi Mister Miracle konuya el atmak için gelmiş.

Batman’in güvenlik için anahtarını güneşe fırlattığı kapıyı Mister Miracle adına yakışır biçimde saniyesinde açıyor. Tabi Scott (mr. miracle) gördükleri karşısında şok oluyor hatta irite ediyor ve Batman’i uyarıyor ancak Batman “bu kadarı yeterli sağol scott” deyip kısa kesiyor ve kapıdan geçiyor.

Klasik Bats !

Sonra parçalar birleşiyor. Meğerse Hawkman’in geçmişten bıraktığı pek çok şeyden biri de bu devasa şey oluyor. Onu bir pusula’ya benzetiyor Batman ve Mr. Terrific ancak Hawkman flashback konuşmalarında “benim yolumu takip etmezsiniz umarım” diye ekliyor Nitekim o şey her neyse hayra alamet değil. Tamda bu sırada hikayeyi benim için irite eden, sığlaştıran şey oluyor Jordan ve Duke ikilisi mağaradaki mistik koridorun sonunda Joker‘i buluyorlar !

Joker’i severim(karakteristiği için değil figür olarak) ancak son yıllarda medyada, oyunlarda, sinemada, çizgi filmlerde, çizgi romanlarda o kadar çok işlendi ki artık her haltın ona bağlanması bana Joker fetişi gibi geliyor ve Joker’i DC’nin en ucuz “hikaye sattırma katalizörü” olarak görmeye başlıyorum ve bu iyi bir şey değil.

Nitekim ilk bölüm “The Forge” böyle bitiyor ve söylenebilecek çok şey yok. Çünkü giriş sayısı olarak tek işi “cliffhanger” hikayeye tutturucu bir gereç olmak idi. Bunu bir şekilde yapıyor ancak çok beğendiğimi söyleyemem ancak bu öyle bir sayı ki değeri, devamında gelen sayıları okuyunca anlaşılabilir o sebeple bir not vermiyorum. Ancak matah bir şey olmadığı da kesin.

Sayıda ki gizemler şöyle;

  1. Joker ne ayak ?
  2.  Mağaradaki koridor nedir ve neden/nasıl içinde tüm mühim sialh ve emanetler var ?
  3.  Superman’in kalesindeki devasa şey Monitor ırkı tarafından yapılmış ve Crisis on Infinite Earths hikayesinden bildiğimiz bir “Tuning  Fork”. Burada ne işi var ? Batman’in bunu saklıyor olmasının manası ne ?
  4.  Plastic Man neden hapis idi ? Ve yeni olaylarda nasıl bir rolü olacak
  5.  Immortal Men serisi ekim ayında geldi ancak hala net olarak neciler bilmiyoruz.
  6.  Kara Şahinler hikayede ufak bir yere sahipti. Peki Neden ?
  7.  Batman, Aquaman ile konuşurken Batman Rebirth kostümü ileydi ama Aquaman’in görümü doksanlar halini anımsatıyordu ? Bir gönderme mi var ?
  8.  Hal Jordan’ın yüzüğüne neler oluyordu öyle ?
  9. Hawkman ve onun özel metaller ve onlardan yapılma kutsal eşyalar ile alakasının bu hikaye ve multiverse ile ne alakası var ?
    Bu sorular ile hikaye bitiriliyor diyebiliriz.

Sonra Dark Days Günlüklerinden(sayılarından) ikincisi Dark Days: The Casting var karşımızda .. Peki onda neler , nasıl oluyor ?

Hikaye, “The Forge” sayısında olduğu gibi Hawkman ve Hawkgirl ikilisi ile başlıyor ancak bu sefer modern zamandalar ve St. Roch bölgesindeki bir müzenin Antik Mısır bölmesinde görünüyorlar. Ancak bölmenin giriş kısmındaki levhalar bize ufak ipuçları veriyor. Nabu‘nun Mücevherleri yazıyor. Nabu’nun mücevherleri  The Cloak of Destiny, Amulet of Anubis ve de Helmet of Fate (yazgının pelerini, anubisin emaneti ve kaderin miğferi). Ama Miğferi hali hazırda garip bir şekilde yarasa mağarasında görmüştük. Acaba pelerin ve tılsım orada olabilir miydi. Nabu ya da onun elçisi Doctor Fate‘in bu hikayede ki rolü ne boyutta olacakt ?

Ayrıca Khandaq Artefaktları diye bir yazı yazıyordu ki Khandaq, Black Adam’ın memleketidir buradan da ona bir göndermemi var. Zira Black Adam ve Hawkman birbirlerini yüz yıllardır tanırlar.

İkili beraber “Tomb of Cha-Yara” Cha-Yara’nın Lahiti denen yere doğru geçiyorlardı. Yani Hawkgirl’ ün önceki reankarnesinin mezarına, o müzede bir işleri olduğu belli.

İkili oraya girdiğinde özel büyücülerden, liderlerden, iblislerden ve de başka mühim tarihi figürlerden bahsediyorlardı (içlerinde Vandal Savage, Ra’s Al Ghul, Swamp Thing ve Etrigan gibi isimler kastediliyordu.) ancak bunları hiç biri ölümsüzleri bir araya toplamayı akıl edememiş ya da başaramamış söylediklerine göre ve Cha-Yara’nın lahitinin olduğu oda bir çeşit tarikat üyelerince doldurulmuş halde buluyoruz. 13 kırmızı manto/kaftanlı kişi. Bahsi geçen ölümsüzler bunlar mıydı ? Evet !

Belliki Hawkman ve Hawkgirl çağlar boyunca amansız düşmanları karanlık rahip Hath-Set’in yaptıklarını ve peşinde olduğu şeyi kendileri gibi ölümsüz olan bu önemli şahıslar ile paylaşmak amacıyla bu gizemli toplantıyı ayarlamışlar.

Tabi bu bölmeye girmeden önce Carter’ın refere ettiği isimlere gelirsek

Rhyming Demon of Camelot” / Camelot’un Kafiyeler Dizen İblisi ->  Etrigan
brothers who kept secrets and mysteries” / Sırları ve Gizemleri Saklayan Kardeşler -> Abel and Cain (habil ve kabil)
man as old as America” / Amerika kadar yaşlı bir adam  -> Bunu ilk baş Ra’s olarak düşündüm ama sonra o görününce bahsi geçen ismin Uncle Sam olduğunu anladım.
grove of ancient humanoid plants” / Antik İnsanımsı Bitkileri Koruluğu -> Ağaçlar Parlomentosu (Parliaments of Trees)
sorcerers” -> DC’de tonlarca büyücü var Ancak yaşlı ve kadim isimlerin bahsi geçtiğine göre Zatanna, Raven gibi gençlerden biri olamaz. Altın çağın DC’nin ilk büyücüleri Zatarra The Magician, Sargon The Sorcerer, Ibis The Invincible üçlüsü ilk akla gelenler. Özellikle uzun bir süre Büyüler Kitabının gardiyanlığını yapmış Sargon ilk akla gelen oluyor.
Shining Knight” -> Aynı isimli antik şövalyeye bir atıf sanırım.
Phantom Strangers” ise DC’nin en gizemli ve güçlü varlıklarından biri olan Phantom Stranger’ı kastediyor ancak çoğul eki kullanmış olması çağlar içinde pek çok Phantom Stranger olduğunu ortaya koyuyor ki bu pek bilindik bir şey değildi.

Peki salondakiler kimdi ?

Konuşmanın devamında ak sakallı bir ihtiyar kaftanının altından yıldırımlar saçan bir hançer çıkarıp önündeki tablete saplıyor ve bu sırada Ra’s Al Ghul’u olayı hayret ile izlerken görüyoruz. Bu olayı gerçekleştiren çok büyük ihtimalle Yaşlı Büyücü Shazam’dan başkası değil. Görünümü ve yıldırımlar onu ele veriyor. Büyücü Shazam (The Wizard Shazam) ile Ra’s Al Ghul’u aynı çatı altında toplayan şeyi daha da merak eder hale geliyoruz.

Sonra hemen akabinde hafif modernize edilmiş orta çağ zırhında Batman’in bir griffon ile savaştığını ve Wonder Woman‘ın da buna katıldığını görüyoruz. Meğer Griffon WW’nin gözetiminde imiş ve Batman’in girmek istediği bir bölgenin gardiyanı imiş. Wonder Woman araya girip,durumu iki taraf içinde kolaylaştırıyor. Batman’in girmek istediği yerin adı ise Patron’s Temple (Patron’un Tapınağı).

Ardından Bruce’un, aradığı cevaplara ulaşmak adına çok zorda kaldığı için buralara kadar gelmek zorunda anlıyoruz. Wonder Woman da anlıyor ve yolun kalanında ona eşlik ediyor ve de devasa bir tapınağa giriyorlar . . .

Sonra anlıyoruz ki Batman’in geldiği tapınak Olimpus Tanrıları‘nın dünyaya tecelli edebildiği noktalardan biri ve Batman nihai cevaplar için Tanrılara kadar gelmek zorunda kalmış fakat maalesef onlar Olimpus kapılarını arkadan kilitleyerek buraları terketmiş, başı boş bırakmışlardır. Ve Bruce’un hevesi kursağında kalır. Batman analitik adam elbette sebebini soruyor ve de Wonder Woman gelmekte olan savaş sebebiyle bunu yaptıklarını ve bu savaş öyle ki sadece dünyayı değil tüm kozmozu şekillendirecek seviyede olacakmış !

Sonra Batman’in önceki sayıda tıpkı Superman ile olan diyaloğundaki gibi sürekli bir adım geride kalma ve de olacak olanı kestirememe ile daha da bunaldığını bunun akabinde daha açık, duygusal ve de incinebilir olduğunu görüyoruz. Samimi bir sohbet bu sefer de Wonder Woman ile arasında dönüyor.

Sonra Batman ağzındaki baklayı çıkarıyor “Hepaistos’un karanlığa bir parıltı yaratabileceğini ummuştum…” Ve Wonder Woman ” Bunu yapmış olabilir” diyor.

Ve büyük bir alev kılıcını gösteriyor bizlere ve Bruce’a ; meğerse hepaistos , Bruce’a ulaştırması adına Wonder Woman’a gitmeden önce önemli bir emanet olan bu silahı bırakmış.

Wonder Woman silahı ve kökenini anlatıyor. Dediğine göre, “Güneş Kılıcı” (sunblade) olarak anılan bu kılıç insan ırkı gelişiminin şafağında Güneş Tanrısı Apollo için yaratılmış ve de her bir panteon için özel yaratılmış 12 Kutsal Silah‘tan biriymiş. Bu silahın varlığından insanlar tamamen habersizmiş ve de silah Hepaistos’un bugüne kadar üzerinde çalışılmış en sert metalden yapılmış.

Hepaistos’un Wonder Woman’ın her şeyi bloke edebilen bilekliklerini de yaptığını düşününce bu kılıç kulağa inanılmaz geliyor. Ve Hepaistos bu metale “eighth metal” yani sekizinci metal diyormuş. Hawkman’in geçmişinde keşfettiği büyülü ve yüce metal ise “ninth metal” yani dokuzuncu metal idi. Böylece özel bir metal türünün kendi içinde ayrı bir skalaya sahip olduğunu anlıyoruz. Sekizinci Metal evrene ilk defa tanıtılmış oluyor.

Wonder Woman bu silahın ne derece önemli bir sorumluluk ve bir yardımcı olduğuna dair şairane sözler söylerken Batman koca alev kılıcını kemerine takınca bir garipsemedim değil hani.

Batman’e göre dünyanın başlangıcı ile ilgili bir durum varmış öyle bir şey ki kendisini olayların merkezinde bulduğunu söylüyor. “Karanlıklardan gelen bir sesi ne kadar çok dinlemeye kalkarsam o kadar kahkaha tufanı gibi geliyor” der demez Hal Jordan – Duke ve Joker üçgenine bağlanıyoruz. Joker’i Batman’in bahsettiği karanlık için bir alegori olarak kullandıkları gözden kaçmıyor.

Sonra Joker, Jokerlik yapıp Duke’u provoke ettikten sonra New 52 dönemindeki hikayelerde yaptıklarından bir kaç pasaj anlatmaya başlıyor. Sonra anlıyoruz ki Joker ölmemiş, Yarasa Mağarasının derinliklerinde karanlıktan gelen çağrılar ile yolunu kaybetmiş ve ardından Batman tarafından (öyle umuyoruz) buraya tıkılmış. Belli ki Joker’de etrafta dönen garip bazı durumlardan şikayetçi ama bu konuda tıpkı Batman gibi meraklı da. Baykuşlar Divanı’nın bildiği şeyler olduğuna dem vururken yarasa mağarasında uyandığında duvarlarda gördüğü bazı iz ve çizimleri tasvir ediyor (yarasa arkasında yarasa gibi şekiller).

Sonra Joker kendisini suçlayan Duke’e atılır ve bahsettiği şeyin kendi içinde, onların içerisinde olduğundan bahsetmeye başlar. Joker güç kalkanından kurtulur ve aksiyon başlar.  Joker’in kaçmasını istemezler ancak Hal gücünü bu koridorda verimli biçimde kullanamamakta, yüzük garip tavırlar sergilemektedir.

Bu sırada Batman karşısında The Wizard’ın Shazam’ın gücünü taşıyan hançer ile Talia Al Ghul belirir ve Batman, Talia’ya daha yeni aldığı tanrı yapımı kılıcı hançer ile takas etmek ister ve eder de bu hareketin ardında ki motif o sıralar bir sır idi elbette.
Bu sırada türlü uğraşlar ve saçma sahneler sonunda Joker yakalanır ardından Hawkman ile geriye döneriz ve evindeki değerli eşya ve silahların çalındığını ve dağıtıldığını görürüz ve yine bize ne demek istediğini çözemediğimiz bir çok şey söyler. Ardından Joker gizemli bir şekilde kaybolur onunda sonrasında Batman mağaraya gelir. Duke, yeşil fener yüzüğünü kullanır ve mağara içinde bulunan gizemli emanetlerden bir set ile bir çeşit çalıştırılan makine belirir ve batman aslında vermemiş olduğu alev kılıcı ile bunu çalıştırır ve o sırada gördüğü imajlar onun bayılmasına sebep olur en sonunda ise bir tarikat yakında kara şövalyeler ve batmanin gerçek babası gelecek diyip suni bir cliff hanger yaşatır.  Ve Dark Days ikilemesi biter.

Biliyorum çok monoton aktardım ve dediklerim ayrı ayrı bir anlama gelse de bütünde bir şey ifade etmiyor. İşte bende okurken böyle hissettim böyle bir zırva The Casting sayısı.

Sonuç:

Bokta çıkabilir” geyiğini bir inceleme için kullanacağımı sanmazdım nitekim ben binlerce çizgi roman ya da edebi eser okumadım ancak okuduklarım, gördüklerim ve duyduklarım arasında belkide en kötü giriş sekansı bu ikili idi. Sen ne dedin ne anlattın, nereden aldın nereye götürdün ? Noluyor ?

Yılların DC’sindeki tüm metal insan ya da tanrı yapımı emanetleri, eşyaları tek bir kökene bağla ve bu hikayenin de göbeğinde Batman ve Alternatif Evren Batmanleri olsun ?! Çok yaratıcı gerçekten, yani çok marvel vari bir yöntem.

The Forge gene neyse elle tutulur bir giriş sekansı idi, ya bu The Casting sayısı nasıl bir zırva idi öyle .Bİr de 40 küsür sayfalık bir sayıda 4-5 tane çizer değişiyor ve bunlardan biride Romita Jr. yani çıldırmamak içten değil. Öykü ve içerik tutarsız bir de görsel sunum da tutarsız olunca okumak, hikayeye tutunmak iyice zorlaşıyor.

Sırf bu iki sayıdan Metal eventinin “bullshit” olduğunu anlamıştım ve sonradan okuduklarım da bu kanımı değiştirmedi. Onları da yakında daha kısa bir özetle sizlerle paylaşacağım.

Ama bu Metal’e hiç girmeyin derim. Girdiyseniz de sağda solda abartmayın arkadaşlar , tarih boyunca hem DC de hem Marvel’da hem de diğer yayımcıların çok daha iyi vakaları var okumak için.

Dark Days Puanım:

The Forge -> 62/100
The Casting -> 46/100
Dark Days Ortalaması: 54/100

 

Açıkcası bu incelemem ile gurur duyduğumu söyleyemem ancak yazana değil yazdırana bakmanız umuduyla. DC Metal incelemesi ile ( eğer canım isterse ya da siz rica ederseniz) tekrar buluşmak dileği ile İyi Günler.

CEVAP VER

Lütfen Yorumunuzu Giriniz !
Lütfen İsminizi Girin