Bleach dünyasının gerçek düzeni, Ruh Hükümdarı ve Yhwach’ın planı üstüne kapsamlı ve ağır spoiler içeren bir analiz olacak. Müziği tekrara almak isteyebilirsiniz.

Başlayalım.

Yhwach, Ruh Hükümdarı’nı emdikten sonra, Wandenreich, yani Quincylerin kalesini, Ruh Hükümdarı Kalesi’ne getiriyor. Kendi kalesiyle, Ruh Hükümdarı Kalesi’ni bağlıyor ve yeni bir merkez oluşturuyor. Bunun adına ise Wahrwelt (真世界城 (ヴァールヴェルト) diyor. Yeni dünyanın merkezi olacağından bahsediyor. Peki Wahrwelt ne demek?

wahre Welt

Wahrwelt kelimesi, Almancada, wahre ve Welt kelimelerinin birleşiminden oluşmaktadır. Wahre “gerçek, hakiki” anlamına gelir ve Welt ise “dünya” demektir. Yani Türkçede “Gerçek Dünya”, İngilizcedeyse “True World” denilen olaydır. Peki bu ne demek oluyor?

Nietzsche’nin bir yazısı vardır “Wie die »wahre Welt« endlich zur Fabel wurde” isminde.

Wie die »wahre Welt« endlich zur Fabel wurde

İngilizce karşılığı ‘How the “True World” Finally Became a Fable, The History of an Error’ oluyor.

HOW THE “TRUE WORLD” FINALLY BECAME A FABLE

Türkçe karşılığı “Gerçek Dünya” Sonunda Nasıl Bir Masal Haline Geldi, Bir Hatanın Tarihi.

İngilizceniz veya Almancanız varsa yukarıdaki linklerden okuyabilirsiniz. Aynı şekilde, aşağıdaki İngilizce yazı, burada neyin anlatılmak istediğini güzel bir şekilde açıklıyor.

Nietzsche and the True World

Bu yazıyı, İngilizceniz varsa okumanız gerçekten tavsiye edilir. Okumayanlar için, alakalı kısımları şöyle bir özet geçeyim.

Nietzsche’ye göre, bilge bir çok filozof da dahil olmak üzere, pek çok insanın içine düştüğü bir hata vardır. O da, Gerçek Dünya mitidir. Bu mite göre, insanların ulaşabileceği ütopik bir düzen vardır ve şu an içinde bulunduğumuz dünya geçicidir. Julian Young, bu durumu şöyle açıklar.

“Gerçek dünya bir hedeftir; öyle bir hedeftir ki, ona ulaşmak… ‘sonsuz mutluluk’ durumuna, bir cennete, veya bir ütopyaya girmektir. Böylece gerçek dünya felsefeleri… hayata bir yolculuk gözüyle bakarak ona anlam verir; ‘kefarete, yolculuğun stres ve rahatsızlığını çokça telafi edecek bir varışa’ bir yolculuktur.” (The Death of God and the Meaning of Life, Julian Young)

Üç Gerçek Dünya

Nietzsche bu mitle oldukça ilgilenmiştir çünkü bunu bir hata olarak görür. Bu, nihilizmden ve anlamın yok oluşundan bir kaçış yoludur fakat yanlıştır. Aslında bir gerçekliği olmasa da, hem insana kendisini önemli hissettirir hem de hayatına yapay bir anlam katar. Nietzsche değil fakat incelemenin yazarı burada üçe ayırıyor bu gerçek dünya mitlerini; zamansal olanlar, monistik (tekçi) olanlar, sonsuz olanlar.

– Zamansal olanlar, eninde sonunda bu dünyada gerçekleşeceği düşünülenlerdir. Tarih felsefesiyle yakından ilgilidirler. Ünlü ekonomist Ludwig Von Mises’in sözleriyle şöyledir.

“Tarih felsefesi, insanlığın tarihine farklı bir noktadan bakar. Tanrı veya doğa veya başka bir insanüstü varlığın, olayların akışını belli bir sona doğru yönlendirdiğini varsayar…” (Theory and History, Ludwig von Mises)

Buna ünlü bir örnek, Karl Marx’ın “tarihin sonu” ütopyasıdır. Sınıf çatışmalarının eninde sonunda sınıfsız bir toplum yaratacağı ve bunun ütopik bir düzen oluşturacağı fikridir.

– Monistik olanlar, nasıl okyanuslardaki dalgalar okyanusla aynı dokudans,a insanın gerçek benliğinin evrenin ruhuyla aynı dokudan olduğunu savunurlar.

Monistik gerçek dünyalar, bireye, kendi varlıklarının kendilerini aşan bir şey olduğu hissini verir.

Buna ünlü bir örnek, Hintli inanışıdır. Buna göre, bireysel olan bir illüzyon, bir yalandır ve evrensel ruh olan Brahman’ın bir yansımasıdır sadece. Hayattaki amaç, bu yalansal bireyselliği aşmak ve ‘gerçek benlik’ denilen ‘atman’a ulaşmaktır. Atman, Brahman ile aynı şeydir.

– Üçüncü olarak, sonsuz olanlar vardır ki, İbrahimi dinlerin sahip oldukları da budur.

Bu kısmı fazla açıklamaya gerek yok çünkü diğer dünya ve sonsuz hayat fikrinin ne olduğunu, herkes aşağı yukarı biliyor.

Gerçek dünya mitlerinin hepsinin işlevi, bireylerin varlığına bir anlam yüklemek, bir amaç vererek geçiciliği yenmek, zaman zaman acınası bile olabilen hayatın, zorluklarının üstesinden gelmeyi sağlamaktır. Nietzsche bu fikri sorunlu bulur çünkü bunun çilecilik olduğunu söyler. Kesin olarak yaşayacağımızı bildiğimiz tek yaşamı bir araç, katlanılması gereken bir çile olarak görmeye ittiğini söyler.

Ruh Hükümdarı

Peki Yhwach’ın gerçek dünyası nedir? Bunu anlamak için, öncelikle Ruh Hükümdarı’nın işlevini öğrenmek gerekiyor.

 

Bleach’in 615. sayısından olan bu sayfaya göre “Ruh Hükümdarı’nın yegane işlevi, Soul Society’ye ve Soul Society’den akan ruhların akışını sürdürmektir.”

(Not: Daha iyi bir çeviriden çevirdim fakat kimi sebeplerden dolayı şimdilik burada paylaşamıyorum. Birebir aynı çeviri görmezseniz resimlerle, sebebi bu.)

Bir dakika, Ruh Hükümdarı her şeye hükmeden, shinigamilerin deyimiyle, varlığı “mutlak” birisi değil miydi? Neden sadece böyle bir araç, bir alet gibi davransın?

Dört uzvu da kesilmiş bir varlık…

Kalbi çıkarılmış (Valkyrie) bir varlık…

Bir kristal içine hapsedilmiş bir varlık…

Böyle birisi, size gerçekten bir hükümdar gibi geliyor mu? Hatta Kubo’nun direktifi altında yazılan light novel Bleach: Kendi Dünyandan Korkamazsın‘a girersek, koku, duyma, görüş vb. hiç bir duyusu da yok. Sonsuza kadar, yaşam ile ölüm arasına sıkışıp kalmış bir halde sürünüyor. Aynı light novel’dan öğreniyoruz ki, Ruh Hükümdarı bu hale bir İlk Günah ile getiriliyor. Soul Society’nin İlk Günah’ı. Öyle bir şey ki, bunu öğrenmek Tousen’in Soul Society’ye ihanet etmesini sağlıyor. Sıfır ahlaka sahip Aizen’in bile sinirlenmesine yol açıyor. Shunsui bile bunu öğrenince, kibar bir şekilde konuşmayı bırakıyor. Ancak işleri basit ve mangaya bağlı tutmak için, bu yazıda bunlara girmeyeceğim.

Elimizdeki bilgiler, Ruh Hükümdarı’nın bu pozisyona isteyerek gelmediğine işaret ediyor. Bunu daha da destekleyen bir durum var.

 

621. bölümde geçen bu sahnede, Yhwach, Ruh Hükümdarı’nı emmeye başlıyor. Ancak Ruh Hükümdarı’nın güçlerini kontrol etmeye henüz başlamadığı için, bu güçler Ruh Hükümdarı’ndan taşıyor ve etrafa yayılmaya başlıyor. Quincyler ilk başta korkuyor fakat Haschwalth’ın bilgilendirdiği ve daha sonra bu siyah yaratıkların davranışlarıyla doğrulanan bir durum var; yaratıklar shinigamilerin düşmanı. Kısacası, Ruh Hükümdarı’nın güçleri serbest kaldığı an, yaptıkları ilk şey shinigamilere saldırmak oluyor.

Peki neden Ruh Hükümdarı, shinigamilerin düşmanı olsun?

Quincyler

Cevabı basit; Ruh Hükümdarı bir Quincy.

Bunun cevabı aslında pek çok yerde veriliyor.

Ruh Hükümdarı’nın sol eli olan Pernida, 640. bölümde “Her zaman bir Quincy olmuş olduğunu,” söylüyor.

 

Aynı zamanda, 656. bölümde Ruh Hükümdarı’nın kalbi olduğu söylenen Gerard Valkyrie de bir Quincy.

 

Bunun bir dedikodu olduğunu düşünüyor, Askin. Ancak Yhwach’ın herhangi bir anı değiştirme gücü yok. Aynı zamanda Ruh Hükümdarı’nın ve dolayısıyla uzuvlarının Quincy olması diğer kanıtlarla da destekleniyor.

Başka bir kanıt çok daha doğrudan, daha doğrusu göz önünde saklanan bir tanesi. Ruh Hükümdarı’nın yegane işlevinin, üç dünya arasındaki (Hueco Mundo, Materyal Dünya, Soul Society) ruh akışını sağlamak olduğu söylendi. Peki, çevredeki ruh parçacıklarını kontrol edebilme yeteneği kimlerde?

Quincylerde.

Yine başka bir kanıt, Ruh Hükümdarı’nın gözlerinden geliyor.

Fark ettiyseniz dört tane irisi var. Bu tarz bir göz yapısını başka kimde görmüştük?

Yhwach ile Ruh Hükümdarı, aynı göz yapısına sahip. Ancak Ruh Hükümdarı dört tane irise sahip ki bu, tam formunda Ruh Hükümdarı’nın Yhwach’tan bir tık yukarıda bir varlık olduğuna işaret ediyor. Sadece kalbi olan Valkyrie’nin bile, Soul Society’deki en güçlü kaptanların neredeyse hepsi bir aradayken, onları mucizenin gücüyle yendiği ve gücünün sınırsız gibi göründüğü düşünülürse, şaşırtıcı değil.

Bütün bunlar bir arada değerlendirilince, Ruh Hükümdarı’nın bir Quincy olduğu açıkça ortaya konuyor.

Başka bir nokta, 611. bölümde Yhwach’ın Ruh Hükümdarı’na babası olarak hitap etmesi. Dediği kelimenin birebir anlamı olmayabilir. Ichigo’ya da oğlu olarak hitap ediyordu fakat onun biyolojik olarak babası değildi. Ancak Ruh Hükümdarı ve Yhwach’ın bir bağı olduğu çok bariz. Bunun Quincylikle alakalı olduğu da açık.

O zaman, Yhwach’ın orijinal planına ve ütopyasına gelelim.

Yhwach’ın Orijinal Planı

Yhwach’ın orijinal planını şöyle bir hatırlayalım. İlk amacı Ruh Hükümdarı’nı öldürmekti. Onu emmeyi ve gücünü almayı planlamıyordu. Ichigo’nun içindeki Quincy kanı sayesinde, ona Ruh Hükümdarı’nı kestirdi ve normalde işi orada bitmişti. Başta attığım sayfaya tekrar dönüyoruz.

 

Soul Society, Dankai (dünyalar arası geçiş), Hueco Mundo ve insanların dünyası, hepsi yok olacak bu olayın sonunda. Bu durum, Urahara’nın 421. bölümde ettiği lafla da destekleniyor.

 

Urahara, Ruh Hükümdarı’nın düzenin kilit noktası, daha doğrusu birebir çeviriyle dingil taşı olduğunu söylüyor. Dingil taşı, iki ayrı nesneyi birbirine bağlayan ve onları bir arada tutan bir alettir. Urahara haklı da çıktı. Ruh Hükümdarı’nın tek işlevi, bu üç ayrı dünyayı bir arada tutmak. Bir dingil taşı olmak.

Yhwach’ın asıl amaçladığı da işte bu. Bu düzeni yok etmek. Ancak bunu gerçekleştiremiyor çünkü Ukitake kendisini feda ediyor ve Ruh Hükümdarı’nın yok oluşunu durduruyor. Ruh Hükümdarı’nın sağ eli olan Mimihagi’nin yeteneği, durdurmanın gücü. Bu sayede bu yok oluş engelleniyor.

 

Bu olay Yhwach’ı çok şaşırtıyor çünkü Ruh Hükümdarı’nın ölümü kabullenmesini bekliyor. Shinigamilerin tarafında davranmasını, hele hele var olan üç dünya düzenini (Hueco Mundo, Soul Society, Maddi Dünya) korumasını hiç beklemiyor.

 

Yaşadığı şaşkınlık burada çok belli. Hem Ruh Hükümdarı’nın sağ eline hem de Ruh Hükümdarı’na hitap ederek “Neden sen, Ruh Hükümdarı’nın sağ eli, önüme geçiyorsun?! Bu kadar uzun süredir koruduğun Soul Society’ye karşı duygusal mı hissetmeye başladın?! Bana cevap ver, Ruh Hükümdarı!” diye bağırıyor.

Nedeni belli. Acınası bir halde bulunan ve Soul Society’nin düşmanı olan Ruh Hükümdarı’nın, bu düzeni korumasını beklemiyor. Hem düşmanlarının düzeninin yok edilmesini hem de kendisinin bu işkenceden serbest bırakılmasını kabulleneceğini varsayıyor. Mimihagi’nin motivasyonunu şu noktada kesin olarak bilemeyiz. Belki Ukitake’nin yaptığı ritüel onu böyle davranmaya zorladı, belki de shinigamilerin uzun bir süre boyunca kendisine tapınması sonucu, gerçekten onlara karşı bir şeyler hissetmeye başladı. Sonuç ne olursa olsun, Ruh Hükümdarı’nı öldürmekte başarısız olduktan sonra, onu emmeye karar veriyor.

 

Onu emdikten sonra da, manuel olarak bu düzeni yok etmeye çalışıyor.

Yhwach’ın Gerçek Dünyası

Yhwach’ın amacı üç dünya düzenini yok etmekse, bu ne demek oluyor? Kanıtlara geçmeden önce biraz mantık yürütmek istiyorum.

Bu dünyada ölüm diye bir şey var. İnsanlar ölünce başka dünyalara geçiyorlar. Bu diğer dünyalarda ölenlerse bir başkasına geçiyorlar. Ortada tam anlamıyla bir döngü var. Buradan şöyle bir sonuç çıkarılabilir. Eğer bu farklı dünyalar yok edilirse, ölüm de yok edilecektir, değil mi?

Kesinlikle durum böyle. Yhwach’ın son anlarında dedikleri de bunu doğruluyor.

 

“Yol kapanıyor! Ichigo… şu anki dünya, Soul Society ve Hueco Mundo… bunların bir araya gelmesi gerekiyordu. Hayat ve yaşam, çarpıtılmış ve bir araya gelerek birleşmiş. Hepsinin kaderinde tek ve bir olmak vardı.”

 

“Fakat şimdi bu büyük ihtimalle asla olmayacak. Bunun için kendine teşekkür etmelisin, Ichigo. Ne yazık ki… buradaki çabaların sayesinde… ölüm ve yaşam şu anki formlarını asla kaybetmeyecek… ve soluk alan herkes, her bir günü ölüm korkusuyla yaşayarak geçirecek… sonsuza kadar.”

Yani, aslında Yhwach’ın tek bir amacı var.

Ölümsüz Dünya

Yhwach’ın amacı ölümü yok etmek. Bu şekilde, insanlar ölmeyecek ve onun korkusundan kurtulacaklar. Kendi kafasındaki cenneti, yani wahre Welt’i, gerçek dünyayı oluşturmak istiyor. Bunun ima ettiği başka bir nokta da, aslında Ruh Hükümdarı’nın merkezine konulduğu üç dünya düzeni var olmadan önce, dünyanın tek dünya düzeninde, ölümün olmadığı bir şekilde var olduğu. Yani gerçek dünya sözcüğünde bir kelime oyunu var. Hem Yhwach’ın ütopyasını ifade ediyor hem de bu yapay düzen kurulmadan önceki, doğal halindeki dünyayı ifade ediyor.

Burada başka bir nokta daha var, Tite Kubo, yani manganın yaratıcısı, bir radyo programında, seriyi yazmasındaki ana etkenlerden birisinin, kendi ölüm korkusu olduğunu söylüyor. Aşağıda İngilizce çevirisini bulabilirsiniz.

https://twitter.com/i/moments/926914353680568321

Yani Yhwach, kendi ölüm korkusunu temsil ediyor. Ancak bunun bir karşıt cevabı da var elbette. O da Ichigo. Seri sonunda Aizen’in kendi kendine konuşması bunu açıklıyor.

 

“Yhwach… korkunun bir yük olmadığı bir dünya arzulamıştın. Ancak, ölüm korkusunun olmadığı bir dünyada… insanlar korkularını bir kenara atıp, onlara göğüs germekten doğan umudu asla elde edemeyeceklerdir. İnsanların sadece yaşayarak bile ilerlemeye devam edebildiği doğrudur… ancak bu, ölüme karşı atılmak ve bütün gücünle onu uzak tutmaya çalışmakla kıyaslanamaz bile. Bu yüzden, insanlar buna özel bir isim vermiştir.”

 

 

“Cesaret.”

Yhwach’ın kafasında, eğer ölüm ortadan kaldırılırsa, ütopik bir düzen olacağı fikri var. Yukarıdaki kısımla ve manganın tamamıyla, Kubo hem kendi korkusuna bir cevap vermiş oluyor hem de Yhwach’ın gerçek dünyasının neden sahte bir hayal olduğunu göstermiş oluyor. İlk ciltteki şiirde denildiği gibi.

我らは 姿無きが故に
warera wa sugatanaki ga yue ni

Korkuyoruz

それを畏れ
sore o osore

var olmayandan.

Ancak olay korkmakla bitmiyor. Korksak bile devam edebilecek cesareti bulabiliyoruz, ölüme rağmen umutlarımızı kovalayarak. Aynı Ichigo’nun bütün hikaye boyunca yaptığı gibi, her savaşta çaresizlikle yüzleşiyor ve bu çaresizliği yenmenin bir yolunu buluyoruz. Bu yüzden de, bir ütopyaya ihtiyacımız yok. Hatta bir ütopya olsaydı, bu hayata anlam veren her şeyi yok ederdi.

En azından işin bir yanı bu. İlk Günah ve diğer olaylara, ilerleyen yazılarda gireceğim.

Forumumuzda yorumlamak için tıklayın.

2 YORUMLAR

CEVAP VER

Lütfen Yorumunuzu Giriniz !
Lütfen İsminizi Girin