Güncel olarak okuduğum serilerin aylık ya da 2 haftada bir şeklinde çıkan sayılarını o ay içerisinde kısaca değerlendirip, hakkında 3-5 bir şeyler yazabileceğim bir seri başlatıyorum. Güncele gelir gelmez benzerini Çizgi Romanlar için de yapacağım. Ayları nasıl bölüştüreceğim ise net değil yani ayın şu gününden şu gününe ya da her ayın yirmisi vs gibi bir şey diyemiyorum çünkü aylık okuduğum iki seride başına buyruk. O sebeple ikisinin de yeni bölümünü ne zaman okumuşsam o zaman yazarım tamam mı ?

UYARI: Aylık sayı inceleme yazısı olarak elbette yoğun spoiler içerecektir !

Geçen ayın yorumları için -> tıklayınız !

Aylık Manga İncelemeleri 4. Bölüm

Bu ay biraz tuhaf oldu. Onepunch-Man durdu durdu bir hafta arayla iki bölüm attı. Beastars 1.5 ay boyunca hiç bir şey atmayıp sonra 11 bölüm birden atıp bizi allak bullak etti, benim kendi meşgul takvimim derken bu bölüm aylık değil 1.5-2 aylık gibi oldu. Garipti.

Nitekim şimdi 3 adet Onepunch-Man bölümünü ve 12 adet Beastars bölümünü konuşacağız !! Hazırsanız başlayalım (daha ben hazır mıyım onu dahi bilmiyorum gerçi)



Geçtiğimiz 2 ay boyunca yayınlanmış OPM Bölümleri:

Onepunch-Man – 96th Punch: The Time is Now

Flashy Flash abimizin diğer canavar ninjalarla(Gale Wind ve Hellfire Flame) dövüşünün tam gaz devam ettiği süper bir bölüm. Murata standartlarında birazcık üstün körü çizilmiş olmasına rağmen yine de eğlenceli bir bölüm diyebilirim. Çok hoş koreografisi olan yeteri kadar süren yüksek oktanlı tamamen saf aksiyondan oluşan 30 sayfa idi. Evrenin hız skalası ve Flashy Flash’ın seviyesi babında da bilgilendirici bir sayı oldu. Hakkında yazılacak çok bir şey yok ancak bir kaç resim gösterilebilir.

Bölüm Puanı: 80/100


Onepunch-Man – 97th Punch: Backpack

Canavarların üssüne yapılan çıkartmada bu sefer başka bir S sınıfı kahraman olan Çocuk İmparator (Child Emperor) ile birlikteyiz. Ve Çok zorlanmadan beklediğimizden çok daha çabuk rehineye ulaşıyor kahraman ancak sonra

işler umduğu gibi gitmiyor elbette.

Tüm kahramanlarımızın bir canavarın önce İblis (Demon) seviyesi ile karşılaşıp onu rahatça yenip sonra Ejder seviyesi (dragon) formuyla karşılaştıklarını görüyoruz. FF’de de aynısı oldu.

Bu bölümün çizimleri bir önceki bölüme göre çok daha Murata standartlarında diyebilirim.

Açıkçası bu bölüm hem Metal Knight (parçaları) ve Child Emperor’u görünce aklıam gelen şey OP-M evreninde teknolojinin çok absürt ve deus ex machina tarzı bir kullanımı olduğu. Yani Genos, Drive Knight, Metal Knight gibi kahramanları ve Child Emperor’un sırt çantası ile oyuncaklarını yapacak kadar bir teknoloji varsa tüm bu teknolojik eklentilerle pek çok B ve A sınıfı kahraman S sınıfı olur pek çok C ve B ise A sınıfı olabilir. Yani hem bu kadar yaygın ve OP olup hem de yine de bunun bu kadar göz ardı edilmesi OP-M evreninin çiğ kalan yanlarından biri gibi. Hoş bölümdü. Yine de daha çok bir geçiş bölümü gibiydi.

Bölüm Puanı: 70/100


Onepunch-Man – 98th Punch: Tears of Regret

Phoneix Man çok eskiden beridir görünen bir canavardı bu kadar çabuk ölmezdi hele ki ismi “Anka Kuşu Adam” iken ilk ölmede ölmesi saçma olurdu. O açıdan şaşırmadım. Yeni formun tasarımı da çok hoştu. Child Emperor bayağı Junior Tony Stark ya izlemesi hoştu, alet ve edavatları üzerinden geliştirdiği taktikleri görmek de enteresandı. Ancak bir önceki bölümde dediğim gibi adamın en basit eşyaları bile B-A sınıfına çok çok sınıf atlattırabilecek şeyler.

Neden yaymıyorlar ? Neyse onu geçelim.

Şu robot köpek dönüşümleri de mekanikten çok büyü gibi duruyordu yani nasıl parçalar birleşti de onlar böyle bir hal aldı ? Tabi bunlar çok önem arz etmeyen detaylar, aman aman mühim bir konu değil ama biraz okuduğun şeyin akıcılığını ve inanılırlığını zedeliyor.

Klasik bir manga taktiği olarak herkes final formunu açtı ve bir geri sayım mekanizması yerleştirildi ve dövüş başladı. Normalde bunu pek sevmem ancak Murata‘nın bundan iyi bir şey çıkarabileceğine inancım tam sayılır. O yüzden modum pek düşmedi. Son robot dizaynı ve ışıklandırmaları vesaire de çok hoştu. Murata’nın aksiyon ve savaş fizyolojisini yansıtışı cidden şairane. Keşke daha ciddi serilerde çalışıyor olsa.

Bölüm Puanı: 75/100




Daha önce pek çok kez Paru Itagaki ablamız (mangaka) toplu sayılar yayınladığında  3 bölümü ya da 5 bölümü tek tek sizler için sayı sayı yorumladığım olmuştu ancak bunu 12 bölüme yaymak çook zor. O yüzden 11 Bölümü Legosi Vs Riz Dövüşü ve Sonrası diye ayıracağım.

Legosi Vs Riz Dövüşü Öncesi ve Dövüş Sırası Bölümler:

Beastars #90: The Old Year and The New Year of My Soul  
Beastars #91: The Howl of a Guardian Diety
Beastars #92: You are the Prince of Beats
Beastars #93: A Piece of Golden Hair On My Shirt, Now in My Pocket
Beastars #94: Beasts School Wars
Beastars #95: A Drop of 18-Times Concentrate
Beastars #96: I Give You Mine Crimson Cross Section
Beastars #97: We were Just Eating Out

 

Açıkçası Riz Vs Legosi dövüşüne kadar tırmandırılan gerilim iki yırtıcı arasındaki bu denli kişilik farkları, Riz’in bakış açısı ve mükemmel rol yapma yeteneği ile herkesi kandırıyor oluşu ve tüm bu “her şeyi noktalandıracak son bir dövüş” teması fikri her anlamda çok iyiydi. Ancak sonra Paru abla serinin shounen rotasını shounen-ai dramasına dönderdi. Tamam bu serinin bir cazibesi de başka hiç bir şeye benzemiyor oluşu ve Legosi’nin mucizevi bir şekilde Riz’i dövmeyip aksine sağlam sopa yemesi de güzeldi. Ancak Louis ile olan Shounen-ai haller (Naruto-Sasuke‘ye gay diyenler buna baksa porno çekiyorlar yetkilileri arayın falan diyebilirler sanırım). Legosi’nin üstesinden gelmek için türlü badireler atlattığı et yememe tabusunu kırması ve üstüne üstlük “ihtiyacım olduğu ve sana acıdığım için değil Luis-Senpai, sana aç olduğum için bunu yiyeceğim üzülme” vs demez mi ? Yani bu kısımlar çok ciddi lise travması olan darmaduman bir kadının yapabileceği bir kısım ya da hasta ruhlu bir editör Paru ablanın bu hafif sapkın yönünü iyice dürtüledi mi ne yaptı ? Ortaya böyle azotlu bir sonuç çıktı.

Yani yazarın insanın kendi empati sınırlarını zorlayan insani duygulara hayvansı, hayvansı güdülere ise insanı bakabilen karmaşık ve denenmemiş bir bakış açısı, örf, adet gelenek geliştirme çabasının farkındayım da yine de 90 bölüm basit götürüp, Japon kültürü uzantısı gibi götürüp birden bire “vahşi ıslak egzotik fanteziler kuşağı” havalarına girmeye ne kadar gerek vardı ? Bilemedim. Gerçekten anlamaya ve olanları oturaklı bir zemine indirgemeye çalıştım iki kere okudum. Ajite ve abartı duyguları ve aşırı ergen romantizmini falan hepsini anladım. Bu ilk Shounen serim değil sonuçta. Ancak iki konuda birden büyük taviz verilmesi saçma. Hem Riz çok çabuk aklandı paklandı hem Luis lanetinin kalkma şartını kendini bir yırtıcıya kurban etmekte de buldu hem de Legosi tabusunu kırdı. Yani daha 20-30 bölüm önce tüm hikaye çok güçlü olmak için bunun olmasına gerek olmadığı yönünde idi. Riz aylardır çiğ besin yiyen biri. Ağır yaralı bir ayak yedi diye Final Form açıp adam dövmesi de bu serinin tüm o “garip” yapısına uymayan bir klişe idi. Yani nereden bakarsam bakayım.  Legosi Vs Riz ve içerisinde olaylar benim açımdan hayal kırıklığı idi.

Beastars daha önce de pek çok kez beni rahatsız eden paneller sunmuş bir seri idi hatta iyi olduğu konulardan biri budur. Okuyucunun konforunu tehdit eder. Ancak eskiden rahatsızlığım, gördüğüm rahatsız edici bir imaj ya da şoke edici bir diyalog ile oluşan doğal, anlık tepkisel bir şeydi. Uyum sürecinin bir parçası idi. Şimdi ise rahatsızlığım direkt olarak karakterlere ve evrene mini bir ret-con çekilmesinden geliyor.

Yani içimde bir parça “lan buradan alıp neye çevirecek acaba” diye okuma isteği ile dolu olsa da diğer parçam bu bölümlerden sonra serinin bitmesini çok istemişti. Çünkü artık yeni gelecek bölümlerden ne bekleyeceğimi bilemeyecektim. Luis Senpai ile olan Shounen-Ai’lik Legosi’nin tek kuralını çiğneten aşırı ajitatif sahneleri geçtim. Bir de okuyucu olarak o kadar diş bilediğimiz Riz birden bire aslında o kadar da çok kızmamız gerekmeyen bir dost oldu hatta en başta Legosi neden bu adamla savaşıyor ki ? Sorusu belirdi kafalarda. Talk no Jutsu desen o değil, Nakama kartı desen o değil, iman gücü desen o değil. Tamamen tepeden inme yazarın kendi fantastik yargısını esere forse etme olayı oldu (ya da editörün) . Tahmin ettiğim 4 olaydan biri oldu sanırım.

  1. Yazar sıkıldı.
  2. Yazara daha önce sahip olmadığı bir özgürlük verildi bu da coştu.
  3. Manga biraz popülerleşti böylece editörler artık popüler yönlerini abartıya kaçırttı.
  4. Bitirecek olabilirler.

Sonunda Her Halükârda Riz dövüşü ile ilgili kısımların genel Toplam Puanı: 58/100 diyorum.



Dövüş ve Yılbaşı Gecesi Sonrası Bölümler:

Beastars #98: Meeting Eyes with Myself Twenty Years into The Future
Beastars #99: A Leader with a Black Mane
Beastars #100: What Happens When You Bust a Tire in a Very Full Train ?
Beastars #101: Condition for Living: Raising a Stray Dog
Beastars #102: Was it Fire That Made His Body Black ?

Aslında seriyi ve okuyucuyu (en azından beni) darma duman ettiği ve seriyi de devam ettirme niyetinde olduğunu gösterdiği bu kaotik noktadan gene iyi çevirdi dümeni. Legosi‘yi tüm bu okul temasından sökmek ve hayatın içine atıp,yetişkinliğe adım atmasını sağlamak iyi fikir yani buradan anca böyle bir yön çizilebilirdi. Kendisinden yaşlı intihar meyillisi, yırtıcı takıntısı olan güzel dişi koyun Sebun‘u komşusu yapmakta hoştu. Umarım çok fazla “All Haru thing over again” (Haru ile olan ilişkiyi tekrar ettirme) gibi bir tekrara girmez.

Ayrıca Karaborsa Marketine yakın bir evde olması böyle bir komşusu olması tüm bunlar et yeme tabusu dağılmış Legosi için yeni engel ve zorluklar doğuracak ve iyi hikaye üretme ortamı sağlar ancak sorun olan serinin ve evrenin ahlaki pusulasının anasını ağlattı hem seksüel hem etik hem de protagonist açısından. Ayrıca Gouin-San‘ın et yemiş Legosi ile tekrar buluşunca çok daha derin bir konuşma ve tartışma yapmasını beklerdim. Yazar bunu geciştirmiş beli ki kendisine yeni bir rota belirlenmiş (ya o belirledi ya da editör) ve sonunda seri biraz özüne dönderildi (karman çorman ettikten sonra). Yani serinin adı Beastars ve konu Beastar olmak idi ve sonunda hali hazırdaki güncel beastar karakterimiz büyüleyici siyah at Yafya ile tanıştık. Şimdilik çok fazla “karanlık sırları olan dışarıdan harika görünen erkek harikası kahraman” tiplemesi titreşimi veriyor ama bakalım sonra ne olacak.

Cidden Paru Itagaki hem kendisini hem de okuyucuyu zor bir dönemece soktu. Serinin ilk büyük mitolojik trajik hatası olabilir. Bu anlar uzun soluklu serilerde hep olur klası ise bundan ne kadar becerkli ve samimice kurtarabildiğine bakar bazen. Şimdilik yeni düzen ve ortamı iyi kurdu ama geçmişin bu “Aaah senpai yalarun” , “Vaah Riz senden tiksindiğimi ve işini bitireceğimi söyledim ama seni de severim ben iyi yıllar dilerim lan şapşik muuuaaah” gibi abuk hatalarından en azından benim perspektifimde evrene yamuk olan bu tutumdan nasıl dönülür merak ediyorum. İlk adımlar doğru ve yine okuma isteğini belli seviye de tutmayı başaran adımlardı. Ancak artık devamında çok daha yargılayıcı ve kınayıcı olacağım.

Çizer olarak ilüstrasyonları ve duyguları verişi ile ilgili hiç bir sorun yok gene basit ancak oldukça kendine has ve fazlasıyla dramatk, kuvvetli paneller ve 2 sayfalık çiziler bomba gibiydi. Dövüş sırasında da sonrasında da.

Bu arada Beastars 100. bölümü de devirdi. Hayırlı uğurlu olsun. Özellikle aylık bir seri için büyük rakam.

 

Bu Bölümlerin toplam puanı: 71/100




 

CEVAP VER

Lütfen Yorumunuzu Giriniz !
Lütfen İsminizi Girin