20. ve 21. Yüzyıl Çocukları Spoilersız Manga İncelemesi & Kritiği-

Eserin Künyesi:

Adı: 20th Century Boys ve devamında 21st Century Boys  ( 20. Yüzyıl Çocukları ve 21. Yüzyıl Çocukları)
Cilt Sayısı: 22+2
Bölüm sayısı: İlk 22 cilt: 249 //  Ek 2 cilt: 16
Toplam: 249 + 16 + Ekstralar
Yazar: Naoki Urasawa
Yayımcı Şirket: Big Comic Spirits
Türk Çevirici: Yok (varsa bilgilendirin lütfen)
Tür: Seinen Manga, Gerilim, Bilim Kurgu, Distopya, Fütürist, Detektiflik / Polisiye, Psikoloji, Çizgi Roman
Yayımlanma Yılları: 20. Yüzyıl Çocukları: 1999-2006 arası.
21. Yüzyıl Çocukları: 2006-2007 arası


Giriş:

Üstat mangaka Naoki Urasawa‘nın baş yapıtlarından biri olan 249 bölümlük 20th Century Boys ve devam yapımı olan 16 bölümlük 21st Century Boys‘a bir inceleme yapacağım. Ancak ben şöyle bir hata yaptım. Okuyacağım şeyin bu denli komplike, karmaşık ve karakter zenginliği olacağını bilmiyordum. Bu türde ve bu alt temalara (Polisiye, bilim kurgu, fütüristik, distopik, fantezi, seinen, shonen, gizem, gerilim, detektiflik vs vs her bir şey var.) sahip okuduğum ilk manga idi.

O sebeple boş boş daldım. Sonra olayın kendisine o kadar çok kapıldım ki ne not aldım ne bir şey. Ve çok komplike ve karmaşık bir eser olduğundan da bitireli 2 ayı geçmesine rağmen inceleme yapmadım. İyice bildiğimi de unuttum.

Şimdi diyeceksiniz ki;

“Ula çok bilmiş o zaman niye şimdi bu incelemeyi yazıyorsun ?”

Valla efenim aslında niyetim yoktu. Ancak yazar arkadaşım, genç kardeşim Tarık Berk Gündüz’ün yine Urasawa Ustanın bir başka süper eseri olan Monster incelemesini görünce (okuyamadım spoiler olmasın diye ) kendi kendime; “İnsanlar manga deyince aklına ilk One Piece, Dragon Ball, My Hero Academia, Attack On Titan falan geliyor. Aslında mangaların çizgi roman adlı anlatı sanatının bir uzantısı olarak ne kadar başarılı (finansal değil sanatsal açıdan başarılı, finansal açıdan zaten başarılılar) olduğunu yeterince bilmiyorlar. Bu eserleri tanımıyorlar. O halde okuyup da bunu anlatmak senin boynunun borcu Utkan !” dedim. Ve işte buradayız.

Umarım kotarabilirim, buradan gayri sizlere emanetim canlar. Spoiler olmayacak, olacak gibi olursa da ön uyarı koyacağım başına rahat olun. Hadi Başlayalım !


Konu ve Hitabesi:

Size basitçe konudan ve serinin barındırdığı tür özelliklerinden bahsedeyim. Türlere gelirsek; bu seri hitap ettiği yaş olarak hem Seinen yanı var hemde Shounen/Shojo. Zaman atlamaları bu özgün ortamı sağlıyor. Onun haricinde tematik olarak ise içinde bilim kurgu, gizem, polisiye, distopya, ütopya, detektiflik, dram, kara mizah, fantastik, gerilim, fütürist, vs vs gibi çok zengin bir yelpazeye sahip.

Konuya gelecek olursak; baş karakterimiz Kenji ufak bir semt marketini işletiyor, annesi ve küçük kız yeğeni (ablasının kızı) ile beraber yaşıyor. Pek çok hayali olmasına rağmen hiç biri olmamış, arkadaş grubunda çok önemli yeri olan ve herkesin sevgilisi iken şimdi sıradanlaşmış biridir. Yeğenine bakmasının ve ablasının evi terketmesine ise hiç içerlenmez çünkü ona olan gönül borcu sebebiyle o gelene kadar yeğenine baktığından emin olmaya çalışan bir dayıdır.

Bir gün çocukluk arkadaşlarından oluşan grubun önemli üyelerinden olan “Donkey” diye çağırdıkları arkadaşının intihar ettiğini öğrenir ancak grupta kimse Donkey’nin böyle bir şey yaptığına inanmaz ve kahramanız Kenji şüphelenmeye başlar ve akabinde ekipçe bunun altını biraz daha deştiklerinde altından “Friend” (Tomodachi) adlı bir isim ve onun aynı adlı kültü/tarikatı çıkar. Fakat bir şeyi fark ederler Friend denen bu maskeli ve gizemli adamın tarikatının sembolü Kenji ve arkadaşlarının çocukluklarında kendi küçük grupları için yaptıkları sembol ile aynıdır. Ve Friend Tarikatı ile Kenji ve arkadaşlarına dair benzerlikler bununla da sınırlı kalmaz. Ve bu işin derinine inmek adına Kenji eski ekibi bir araya getirir ve görev ise basittir ; Dünyayı kurtarmak !

Böyle bakınca aslında çok da orijinal ya da duyulmadık bir şey değil ancak Urasawa’nın hikayenin esansları ile ustaca oynayıp yoğunluk kontrolü yapması ve zaman/mekan kaymaları ile olay bambaşka hiç beklenilmeyen zirvelere tırmanıyor diyebiliriz.


Spoilersız İnceleme ve Eser Hakkında Görüşler:

Urasawa ile ilgili belli bir dokudan ya da gelenekselleşmiş yöntemlerinden bahsedebilmem için en az iki eserini daha okumam gerekiyor (ki görünüşe göre bunlar sırasıyla Monster, Pluto ve Billy Bat olacak gibi) o yüzden “Urasawa böyledir.”, “Urasawa şöyle yapar.” tarzı yorumlarda bulunamayacağım. Tek diyebileceğim bu eserin ne kadar zengin ve gerçek olduğudur. Bu kadar fütürist ve materyalist ortamda, fantastik olaylar ve güçler eşliğinde bu kadar fazla zaman ve mekan kayması olan bir hikayede hala tüm duyguların, kararların, kuvvetin vede zaafların her şeyiyle bu kadar gerçek ve doğal olması kolay kotarılabilecek bir şey değildir diye düşünürüm hep.

Urasawa’nın yaptığı süper işlerden biri Kenji’nin neredeyse totemimsi seviyede tüm karakterler üzerinde bir etkisi olmasına karşın seriyi bozan, eğen büken, kendisine mahkum eden bir protagonist değil üstüne üstlük protagonist tek de değil. Yoshitsune, Kyoko, Kanna, Otcho ve daha pek çok kişi rolü çalıyor ve bu sizi hiç rahatsız etmiyor çünkü Urasawa en ufak karakteri ile bile söylemek istediğinden emin, neyi temsil ettiği, neye hizmet ettiği gibi kriterler en mütevazi karakterleri için bile geçerli. Urasawa’nın makinistliğini yaptığı bu lunapark hız trenine bindiğinizde direnmek manasız tek yapmanız gereken sanatçıya kendinizi emanet etmek. Bazen hikaye ve yazardan çok şüphe edeceğiniz zamanlar olacak ama eninde sonunda Urasawa bizleri gitmek istediğimiz yere ulaştırıyor ve oraya vardığınızda geriye dönüp bakınca “ne yolculuktu ama” diyorsunuz.

Tüm bunların yanı sıra globalleşen japon kültürü, batı medeniyetinin bu kültür üzerindeki etkisi ile ilgili oldukça bilgi sahibi oluyorsunuz. Japon endüstrisinin yakın tarihi de dahil olmak üzere hemde… Hikayesini müziğin gücüyle, etrafını saran kültür ile çok çok daha güçlendiriyor. Kitleleri birbirine bağlayan ne varsa ; spor, bilim, felsefe, sanat hepsini cömertçe ama zedelemeden işliyor.

Bu eserde bir şarkı ya da bir manga hatta basit bir ezgisel mırıltı bile günü kurtaran, karakterlerin devam etmesine, prosedürleri başarıya ulaştırmalarına neden olan şeyin ta kendisi olabiliyorlar.

Tabi ki Urasawa’ya kızdığım şeylerde var. Bazen makinistliği sırasında seni etkilemek için gereksiz yere hız trenini 4-5 kez takla açtırıyor. Senin ihtiyacın olan ilk 2 takladan sonra kafanı toplamanı sağlayacak bir yokuş çıkış ya da inişi iken o sana 3 takla daha veriyor. Ve tüm bu uyarısız ve habersiz zaman ve mekanlar arası atlamalar bazen olayın bütününü kavramada ciddi bir baş ağrısı oluyor. Kısa bir seri olsaydı ya da daha dar karakter kadrolu bir seri olsa bu geçişler/atlamalar bu kadar yormazdı ancak bu kadar geniş kadro ve 250 küsür bölümlük seride bu kadar fazla zaman/mekan alternasyonu kafanızı attırıyor ve nerede olduğunuzu unutturuyor.

Tüm bunlar yetmiyormuş gibi 20. Yüzyıl Çocukları‘nın yarım bıraktığı işleri tamamlamak için çıkarılan 16 sayılık 21. Yüzyıl Çocukları durumu daha da kötü yapıyor. Orijinal seri için övdüğüm bir özellik olan karakterlerin hikayeyi bozan, eğen, büken bir tarafı olmaması kısmı burada bozuluyor ve büyü kaybolduktan sonra artık hiç bir şeyi o kadar önemsemez olduğunuz bir anda devasa bir final çabası var ancak zaten zemin ayaklarınızın altından çekilmiş gibi olduğu için artık önünüze ne konduğunun çok bir önemi kalmıyor. Bu zorlama ve abartı hissi seriyi tam kapasiteli bir şaheser, dokunulamaz bir dönüm noktası yapaktan alı koyan en büyük (ve belkide tek) etmen oluyor.

Yinede Urasawa ve onun bu eseri zekice, sarsıcı vede ezber bozucu bir eser yazmanın temellerden, basitlikten uzaklaşmak demek olmadığını bunun şart olmadığını ve bu çapta bir eseri ortaya koymak için ihtirastan, duygulardan ve zekadan ödün vermenin gerekmediğini kanıtlıyor. Fakat sanmayın ki bu “her kesime hitap ediyor” tarzı hikayenin inanılmaz detaycı olmasının önünde bir engel. Basitlik ve Detaycılık arasında bu kadar başarılı bir dialektik ilişki kurabilen çok fazla eser görmediğimi düşünüyorum (belki de hiç görmedim).

Ancak dediğim gibi bazen bir bankın üstünde oturup, biraz dinlenip, yaptığınız yürüyüşü değerlendirmek ve yeniden yola çıkmadan önce dinlenmek istiyorsunuz ve Urasawa bunu ayarlama konusunda biraz dağınık(sonlara doğru). Bazen “hadi yardır gidelim” dediğinde yerinden kıpırdamaz iken bazen de “kaptan sağda inecek var” dediğinizde inmeniz gereken duraktan altı durak sonra anca indiğiniz durumlar oluyor.

Yine de her ne olursa olsun 50, 100, 150, 200, 250 sayı ve üzerinde (totalde ekstraları ile beraber 4000 sayfa kadar var sanırım.) bir eser olup da üst sınıf bir graphic novel hissiyatını size veriyor olmasının yazar açısından başarılması ne denli zor olduğunu size anlatamam. Yani 12 sayılık Watcmen‘ın nasıl çizgi roman aleminin incili muamelesi gördüğünü hepimiz biliyoruz. Biz burada 249 + 16 sayılık dev bir yolculuktan bahsediyoruz. Ve yazar ayrı, çizer ayrı değil ikisi de aynı kişi.

Bu da bizi serinin bir başka noktasına getiriyor. Urasawa evren dizaynı ve hikaye anlatımı konusundaki iyiliği kendi çizerliğinin küçümsenmesine sebep oluyor. Zira kendisi oldukça başarılı vede kendisine özgü tarza sahip bir çizer ve ilüstratör. Nitekim ilmek ilmek hikaye detayı ve çok yönlülüğüne, Urasawa’nın sanat ve sosyoloji alanındaki birikimini eklediğinizde hali hazırda etkileyici bir sonuç alabilirsiniz fakat bir de adamın bu seriyi çizdiğini düşününce o zaman eserin ve yaratıcısının hatta anlatı sanatı olarak çizgi roman ve mangaların harikalığını sizlere hissettiren bir yapım hissiyatına kapılıyorsunuz.

Serinin bir diğer güzelliği sadece okumalık güzel bir hikaye ya da entelektüel açıdan zengince tasarı kasılmış bir eser değil sadece. Aynı zamanda size hayatta karşılaşmak zorunda kaldığımız pek çok duygu ve durum ile yüzleşme ve baş etme yöntemlerini, insan olarak güçlü yönlerimizi bize de gösteriyor.
Seride en sevdiğim 2 replik bu durumu anlatmaya yeter;

“Adalet asla ölmez !”
-Kenji

” …çaresizliğin üstesinden gelmenin tek yolu, yürümeye (yola) devam etmektir.
– Otcho

 

Ayrıca farklı karakter ve yapılardaki farklı insanların farklı alanlarda güçleri ve zaafları olduğunu gösteren. Üstün ve formüle edilmiş tek tip bir başarılı insan profili olması gerektiği fikrinin yalan dolan oluşunu zarif, direkt ve dürüst bir biçimde veriyor. Urasawa ayrıca diğer pek çok yazar gibi baş karakterlerinin, daima genç, güçlü ya da güzel kalması ile ilgili bir takıntısı yok. Aynı şekilde kötü adamlarda sürekli sevimsiz olmak zorunda değil. Size hayatın ta kendisini tattırıyor. Yaşlanıyorlar, büyüyorlar, geçmişe gidiyor küçülüyorlar. Gerçeklik, sanal gerçeklik akla gelebilecek her eksende karakterlerimizin hemen hemen her halini cüretkar biçimde bizlere gösteriyor. Kimse dokunulmaz değil !

Büyük bir keyif, karışık duygular ve oldukça sarsılmış bir bünye ile okuduğum bu seriye hala çok kızmak ile birlikte her açıdan özel vede “şaheser” bir yapım olduğu gerçeğini reddetmek oldukça güç. Ancak dediğim gibi kendi ayağına çelme takıyor, kendi topuğuna da sıkıyor bir yerde o yüzden “the best” de diyemiyorsunuz. Öyle garip bir eser ki kendisi için fazla iyi çünkü o kadar zor ve dallı budaklı, çok boyutlu bir şeyi öyle basit bir şekilde götürüyor ki en ufak tökezleme sistemi darmadağın ediyor. Yaratılan evren, aktarılmak istenen hikaye vede detaylara, karakterlere harcanan efor size 10/10 serisi bu diyor. Ancak finale doğru gidildikçe yazarın sistemi çalıştırma vede nihai hükmünü infaz edeceği konusunda yalpalaması ve bu yalpalama için seçtiği zaman-mekan-karakter ilişkisi o kadar talihsiz ki bu hatayı affedemiyorsunuz. Bunun dürüst bir hata olması, devede kulak olması ya da kabul edilebilir olması bunu değiştirmiyor çünkü sıradan bir şeyi berbat etmek için ağır biçimde zedelemeniz gerekir. Ancak harikalığa koşturan bir şeyin façasını bozmak için bir çizik atmanız yeterlidir. Ve Urasawa bir çizikten fazlasını yapıyor haliyle buda bu harika esere kızmama sebep oluyor. Olay örgüsü çok net ve şiddetli biçimde “spoilersız” okuma zorunluluğu getirdiğinden kızgınlığımı ve hüsranımı net bir biçimde ayrıntı ile donatamıyorum. Fakat dediğim gibi ritim, zaman-mekan ve tercih sorunları (sonlara doğru) baş gösteriyor.

Buna rağmen altına girdiği bu devasa yükten sadece bunlarla çıkmış olması bile sizde “mucize” hissi yaratmaya yetiyor.

Nitekim 9/10 üzerinde bir şey veremeyeceğiniz kadar net bir biçimde çuvallamışlığı olan bir eser olması ile birlikte aynı şekilde 9/10  altında bir skor veremeyeceğiniz kadarda benzersiz, zengin, detaylı ve sürükleyici bir şey var karşımızda. O yüzden bir aralık vermem gerekirse (20th ve 21st Century Boys ikilisini beraber değerlendirirerek…)

Century Boys Manga Serisi Yaklaşık Puanım: 91/100


Spoiler verme korkusundan dolayı anlatabileceklerimin beni sınırlaması ve incelemeyi seriyi okurken değil ya da okuduktan hemen sonra değil 2-3 ay sonra yazmış olmanın verdiği tembellik sebepleriyle tam istediğim incelemeyi yapamamış olsam da anahatlarıyla bu seri neden en iyilerden biri olduğunu ve okunması gerektiğini ancak bir yandan da eksiklikleri olan doğal bir sanat eseri olduğundan bahsettiğimi düşünüyorum.

Eserin yaratıcısı Naoki Urasawa hakkında daha çok bilgi edinmek için kendisi hakkında sitemizde yazılmış olan şu yazıyı (tıklayınız) okuyabilirsiniz. Ayrıca kendisinin bu eserinden önceki esas büyük çıkış eseri olan Monster hakkındaki inceleme içinde şu yazıyı (tıklayınız) okuyabilirsiniz.

Başka manga, comics ve çizgi roman incelemelerinde de görüşmek dileğiyle hoşça kalın…


Yazıyı izin alınmadan vede orijinal linki paylaşılmadan üstlenenler hakkında hukuki yaptırım uygulanacaktır. Tüm hakları saklıdır. @kahramanbaykus.com

CEVAP VER

Lütfen Yorumunuzu Giriniz !
Lütfen İsminizi Girin